Berna Moran -
Edebiyat Kuramları ve Eleştiri - Notlar
6. Basım, Cem Yayınları, 1988
Önsöz
Sanat olayında rol oynayan dört temel unsur: sanatçı,
eser, okur ve dış dünya (toplum).
Edebiyat kuramları ile eleştiri yöntemleri bu dört unsur
arasındaki ilişkileri esas alarak sınıflandırılır.
KISIM I
Yansıtma Kuramı 1
Sanat Görüngü Dünyasını Yansıtır
Sanatı doğanın ve insanın bir aynası sayan bu anlayışta,
Platon sanatı duyular dünyasındaki nesnelerin kopyasının kopyası (eidola)
olarak görür.
Şair ve ressam insanı idealardan ve hakikatten üç derece
uzaklaştırır, ayrıca akıl yerine duyguları coşturur.
Sanat Geneli ya da Özü Yansıtır
Aristoteles (Poetika), sanatçının olanı değil, olabilirlik
veya zorunluluk yasalarına göre mümkün olanı (evrenseli) yansıttığını belirtir.
Şiir bu nedenle tarihten daha felsefi ve üstündür. Tragedya, acıma ve korku
duygularıyla ruhsal arınma (katharsis) sağlar.
Sanat İdeal Olanı Yansıtır
Neo-klasik çağda genel-tabiat insan doğasındaki değişmez
ortak tümel özellikleri simgeler. İdealleştirilmiş tabiat anlayışı (la belle
nature) ise doğanın eksikliklerini tamamlayan mükemmel örnekleri sunarak insanı
eğlendirerek eğitmeyi (dulce et utile) amaçlar.
Yansıtma Kuramı 2
Marx, Engels, Plehanov
19. yüzyıl Gerçekçiliği toplumsal ve psikolojik gerçekliği
determinizm ve nesnel gözlem ilkesiyle tarafsızca aynalar.
Toplumun ekonomik altyapısı (üretim ilişkileri) üst yapı
kurumlarını (ahlak, hukuk, sanat) belirler. Plehanov'a göre sanat, hakikati
mantıksal delillerle değil imgeler aracılığıyla sunar.
Toplumcu Gerçekçilik
Sanat, toplumsal gerçekliği tarihsel devrimci gelişimi
içinde yansıtır. Lukács'a göre gerçekçi edebiyat, toplumsal özü
"tipik" durum ve karakterlerle "somut-genel" olarak işler.
Doğalcılık ise tipik olanı yakalayamayıp yüzeysel ayrıntıları yığar.
Marxist Estetikte Son Gelişmeler
Althusser'e göre edebiyat ideolojinin aynası değil,
ideolojiyi hammadde olarak dönüştürüp ona görünürlük kazandıran bir üretimdir.
Edebiyatın işlevi Lenin'in Partinost (partililik) ilkesi
gereği toplumu dönüştürmektir.
Dış Dünyaya ve Topluma Dönük Eleştiri
Tarihsel Eleştiri
Eseri yazıldığı dönemin koşulları, dili ve gelenekleri
ışığında inceler.
Bütünü ile bakılınca bu hayal ve sembollerin...
…bize geniş ve büyük bir saray istiaresi gibi görünürler...
Saray aydınlığın ve feyzin kaynağı muhteşem bir merkeze,
hükümdara, onun cazibesine ve iradesine bağlıdır. / s. 68-69
Sosyolojik Eleştiri
Edebiyat, boşlukta var olmaz; toplum içinde doğar ve
toplumun bir ifadesidir. Yazar, eser ve okur sosyal koşullar tarafından
belirlenir.
Temelleri Vico'nun La Scienza Nuova (1725) eserine
dayandırılır.
Madame de Stael ile Fransa'da gözde bir yöntem haline
gelmiştir.
Yöntemi tam anlamıyla ilk uygulayan ve kurucusu kabul edilen
isim Hippolyte Taine'dir.
Marxist Eleştiri
Sosyolojik eleştiri nedenleri açıklarken çoğulcu (plüralist)
davranırken, Marxist eleştiri temele ekonomik koşulları ve sınıf çatışmalarını
koyar.
Yalnızca betimleyici (tasvir edici) değildir; eserin
ilettiği politik ve ideolojik içeriği yargılar. Eser, sömürücü sınıfın
çıkarlarına hizmet etmemeli, ezilen sınıflardan yana olmalıdır.
Birinci Görüş: Toplumculuk hem gerekli hem yeterli şarttır.
Toplumcu olmayan hiçbir eser iyi olamaz. (Bu anlayış sanatı politikanın bir
kolu haline getirdiği için eleştirilir).
İkinci Görüş: Toplumculuk gerekli şarttır ama tek başına
yeterli değildir (Estetik meziyetler de aranmalıdır). Georg Lukacs ve Plehanov
bu gruptadır. Lukacs, yenilikçi (avant-garde) edebiyatın dünyayı ve insanı
tarih dışı/yalnız göstermesinin yazarın perspektifini bozduğunu ve bunun
estetik başarıyı düşürdüğünü savunur.
Üçüncü Görüş: Toplumculuk ne gerekli ne de yeterli şarttır.
Ernest Fischer bu görüşü savunur. Fischer, sadece "ilerici" veya
"gerici" etiketiyle sanat eseri değerlendirilemeyeceğini; Kafka,
Beckett, Faulkner gibi burjuva yazarların da büyük sanatçılar olabileceğini,
sanatın biçimsel zorlamalarla veya parti politikalarıyla sınırlanamayacağını
belirtir.
KISIM II
Anlatımcılık 1
Romantiklere Göre Sanat
Odak dış dünyadan sanatçının iç dünyasına kaymıştır; sanat,
duygunun dışa vurumudur.
Eser artık bir ayna olmaktan çıkıyor da sanatçının iç
dünyasına, ruhuna açılan bir pencere oluyor. / s. 87
Yaratma Olarak Anlatımcılık
Croce ve Collingwood'a göre sanat, sanatçının belirsiz
duygularını zihinde dile çevirmesidir. Eğlendirme, etkileme ve öğretme gayesi
taşıyan yapıtlar "sözde-sanat" alanındadır.
Duygunun bilincine varmak, bütün özelliklerinin bilincine
varmak: duyguyu dile getirmekse, duygunun bütün özelliklerini dile getirmektir.
/ s. 90
Anlatımcılık 2
Aktarım Olarak Anlatımcılık
Tolstoy (Sanat Nedir?), sanatı yaşanan bir duygunun
başkalarına bulaştırılması (aktarılması) olarak tanımlar.
İnsanın bir zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde
canlandırdıktan sonra, bu duyguyu başkalarının da aynen duyabilmesi için
hareket, çizgi, renk, ses ya da sözcükler aracılığı ile onlara aktarması -
sanat eylemi budur işte. / s. 103
Sanatçıya Dönük Eleştiri
Sanatçının Psikolojisi ve Kişiliği
Eserin anlamını yazarın niyetiyle bir tutan yaklaşıma
karşın, Amaccı Yanıltı (Intentional Fallacy) eserin metindeki yapısına
odaklanır.
Yazarın yapmak istediği şey başka, yaptığı şey başkadır. / s.
120
Psikanaliz ve Eleştiri
Freud'a göre sanatçı, bastırılmış bilinçaltı arzularını
simgeleştirerek esere dönüştürür.
Sanatçı... özlemi yerine getirilmemiş herhangi biri gibi
gerçeklikten uzaklaşarak bütün ilgisini ve libidosunu isteklerinin hayal
dünyasında yaratılmasına aktarır. / s. 134
KISIM III
Yeni Eleştiri
Biçim-İçerik Sorunu & Edebiyat Eserinde Anlam:
Biçim ve içerik bölünmez bir organik bütündür. Brooks ve Tate'e göre edebiyat
dili göstersel değil, yansımalı ve bağlamsaldır (contextual). Beardsley'e göre
edebiyatın asıl işlevi estetik yaşantı uyandırmaktır.
Rus Biçimciliği
Şiirde ve Romanda Yazınsallık
Şklovski'ye göre edebi metni farklı kılan "alışkanlığı
kırma" (ostranenie) tekniğidir. Jakobson, bildirinin doğrudan kendisine
yönelmesini "şiirsel işlev" sayar. Anlatıda ise yazınsallık Fabula
(öykü / kronolojik sıra) ile Syuzhet (olay örgüsü / metindeki kurgusal
sıra) arasındaki karşıtlıktan doğar.
Yapısalcılık
Yapısalcılık yalnızca bir edebiyat kuramı değil;
antropolojiye (Lévi-Strauss), psikanalize (Jacques Lacan), bilgi/kültür
sorunlarına (Michel Foucault) ve felsefeye (Jacques Derrida) de uygulanan geniş
bir yöntemdir.
Saussure'ün Dil/Söz ve Gösteren/Gösterilen ayrımlarından
hareket eden Todorov, Greimas ve Genette edebiyatın soyut dilsel sistemini
çözümlemeyi amaçlar.
Yapısal Dilbilim
Saussure, dilin tarih içindeki gelişimini inceleyen
artzamanlı yaklaşım yerine; dili belli bir zaman noktasında, kendi kendine
yeterli ve bağımsız bir sistem olarak ele alan eşzamanlı yaklaşımı öngörmüştür.
Soyut ve toplumsal sistem olan dil, bireysel ve somut
kullanım olan söz aracılığıyla incelenir.
Kelimeler birer göstergedir. Ses imgesi gösteren, işaret
ettiği kavram ise gösterilendir. Gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki
saymaca (keyfi/konvansiyonel) olup dış gerçeklikten bağımsızdır.
Edebiyatta Yapısalcılık
Edebiyat da bir iletişim aracı olduğuna göre kendine özgü
bir sistemi ve yasaları vardır. Nasıl bireysel "söz"ün arkasında
toplumsal "dil" sistemi varsa, tek tek somut "yapıt"ların
arkasında da soyut bir "edebiyat sistemi" vardır.
Rus Biçimciliği ve Yeni Eleştiri ile ortaklaşa olarak
yapısalcılar; metni yazarla, tarihle veya dış gerçek dünya ile
ilişkilendirmezler. Amaç̧ yorum yapmak değil, yazınsallığı ve anlatının
kurallarını saptamaktır.
Tzvetan Todorov: Boccaccio'nun Decameron
öykülerini incelemiş; öykülerin yüzeyde görünmeyen derin yapısını, dilbilim
kategorilerine (özad, fiil, sıfat) ve ortak şemalara (önermelere) indirgeyerek
çözmeye çalışmıştır.
A. J. Greimas: V. Propp’un masal incelemelerindeki
rolleri daha yapısalcı bir yaklaşımla üç karşıt çift halinde altı eylene
(actant) indirgemiştir: Özne-nesne, gönderici-alıcı,
destekleyici-engelleyici.
Gérard Genette: Proust'un Yitik Zaman romanı
üzerinden bir anlatı metnini çözümlemek için üç düzlem belirlemiştir: Öykü
(olayların gerçek sırası), Söylem (metindeki düzen) ve Anlatım edinimi.
Olayları düzen, süre ve frekans ekseninde incelemiştir.
Yapısalcılığın Temel İlkeleri
- Edebiyat
incelemesi yorumlama/değerlendirme değil, yapıtların uyduğu sistemi
araştırma işidir.
- Tarihsel
gelişim bir yana bırakılarak eşzamanlılık içinde incelenmelidir.
- Ögelerin
birbirleriyle olan bağıntıları (işlevleri) saptanmalıdır.
- Somut
yapıtlardan ("söz") yola çıkarak sisteme ("dil")
ulaşılmalıdır.
Esere Dönük Eleştiri
Yeni Eleştiri
Yazarın hayatı, dönemi, psikolojisi veya eserin okur
üzerindeki etkisi gibi metin dışı unsurları tamamen reddederek yalnızca metne
(içten eleştiriye) odaklanır.
Eserde içerik ile biçim birbirinden ayrı düşünülemez. Eserin
anlamı onun teknik yapısında (tema, imgeler, ton, olay örgüsü vb.) saklıdır.
Eleştirmenin görevi bu yapısal öğelerin bütünlüğünü çözmektir.
Yapısalcı Eleştiri
Yeni Eleştiri tek tek metinleri yorumlamaya çalışırken,
yapısalcı eleştiri (Rus Biçimciliği çizgisinde) tek metin yerine tüm metinlerin
paylaştığı ortak sistemi, kalıpları ve işlevleri araştırır.
Propp’un Rus peri masalları üzerinde yaptığı inceleme
(Masalın Biçimbilimi) örnek verilmiştir. Masalların yüzeydeki çeşitliliğine
karşın derinde değişmeyen 31 işlev ve bu işlevleri yerine getiren 7 eylem alanı
(rol) olduğu kanıtlanmıştır. Amaç yorum yapmak değil, anlatının iskelet
yapısını ortaya koymaktır.
Arketipçi (Mythopoeic) Eleştiri
Eseri ve metni açıklamak istese de antropoloji, psikoloji ve
mitolojiden yararlanır. Odak noktası estetik yapıdan ziyade, insanlığı derinden
etkileyen ölçümsüz arketiplerin (ana örneklerin, ilk modellerin) ve mitosların
edebiyattaki tekrarlarıdır.
Northrop Frye (Anatomy of Criticism) edebiyatta çevrimsel
bir sistem kurarak güldürü, romans, tragedya ve hiciv türlerini yılın dört
mevsimi (bahar, yaz, güz, kış) ve bunlara karşılık gelen mitoslarla
eşleştirmiştir.
KISIM IV
Okur Merkezli Kuramlar
Duygusal Etki Kuramı
Sanatı, okurda oluşturduğu etkiye ve işlevine (zevk verme,
estetik duygu uyandırma) göre tanımlar. Sanat eseri ile kurulması gereken doğru
ilişki estetik tutumdur; bu tutum, faydacı ve pratik kaygılardan (öğrenme,
sansür, kişisel özdeşleşme vb.) tamamen uzak, çıkar gözetmeyen bir yaklaşımdır.
Richards'a göre güzellik ve estetik değer dış dünyada nesnel
olarak var olan nesnelerle ilgili bir nitelik değildir; Santayana'nın tanımıyla
"nesneye yansıtılmış zevk"tir. Eserde güzellik aramak dilin bizi
sürüklediği bir yanılgıdır; eserler bizde bu yaşantıyı uyandıran birer uyarıcı
(stimuli) rolü oynar.
Alımlama Estetiği
Bu kuramda okur edilgen değil, aksine metnin anlamını kuran
aktif bir öznedir.
Bir metnin iki kutbu vardır: Yazarın yarattığı metin
(artistik uç) ve okurun yaptığı somutlama (estetik uç). Eser bir nesne değil,
metin ile okur arasındaki alışverişten doğan bir olaydır.
Yazar metinde her şeyi hazır vermez; okurun doldurması
gereken "boş alanlar" ve "belirsizlikler" bırakır. Okur,
yazarın ideolojik ve toplumsal değerlere getirdiği eleştirileri/alternatifleri
bu boşlukları doldurarak anlamlandırır.
Alımlama estetiği tek bir doğru yorumu reddetse de yorumun
tamamen keyfi olmasına da izin vermez. Okur, boş alanları doldururken yazarın
verdiği ipuçları ve metindeki göstergelerin doğrultusunda hareket etmek
zorundadır.
Okura Dönük Eleştiri
İzlenimci Eleştiri
18. yüzyılın kuralcı neo-klasisizmine ve 19. yüzyılın
nesnel/bilimsel iddiasındaki dışa dönük eleştiri yöntemlerine bir tepki olarak
doğmuştur. Nesnel ölçütleri, kuralları ve "doğru/yanlış" yargılarını
reddeder.
Güzellik ve zevk tamamen özneldir (kişiseldir). Eleştirmenin
görevi eseri değerlendirmek, ölçmek veya nesnel bir saptama yapmak değil;
eserin kendi ruhunda bıraktığı izlenimleri, heyecanları ve yaşantıları
anlatmaktır.
İzlenimci eleştirinin en ünlü savunucusu Anatole France’a
göre nesnel eleştiri de nesnel sanat da bir kuruntudur; insan asla kendi
benliğinin dışına çıkamaz. Eleştirmen açıkça şunu söylemelidir: "Efendiler,
size Shakespeare, Racine veya Goethe vesilesiyle kendimden söz edeceğim."
Okur Merkezli Eleştiri
İzlenimci eleştirinin öznel, keyfi ve sadece duyguları
aktaran yapısına karşın; Alımlama Estetiği'ne dayanan okur merkezli eleştiri
metindeki göstergeler, ipuçları ve belirsizlikler (boş alanlar) üzerinden
okurun anlamı inşa etme sürecini inceler.
Okur merkezli eleştiri okurun aktif zihinsel katılımına ve
alımlama sürecine dayanır. Metnin sunduğu yapıyı, stratejiyi ve belirsizlikleri
izleyerek, metinsel ipuçlarının sınırları dahilinde anlamı inşa eder.
KISIM V
Edebiyat ve Hakikat
Edebiyatın Hakikatle İlişkisi Yoktur
I. A. Richards, dilin bilimde olduğu gibi bilgi vermeye
yönelik göstersel (sembolik) bir işlevi olduğunu; ancak edebiyatta dilin
duygusal amaçla kullanıldığını savunur.
Edebiyatta bir olguyu tasvir eder gibi görünen cümleler
aslında birer "sözde-önermedir". Bunların amacı bilgi vermek değil,
okurda duygu uyandırmak ya da duyguyu dile getirmektir.
Edebiyatın Hakikatle İlişkisi Vardır
Sezgisel Hakikat: Schelling ve Schopenhauer gibi
Alman düşünürlerin etkisinde gelişen bu akıma göre, şairler akıl ve deneyle
değil, imgelem (sezgi) yoluyla varlığın özüne ve Aşkın Gerçekliğe (Ultimate
Reality) ulaşırlar.
Bu sezgisel bilgi kavramsal dille veya önermelerle doğrudan
aktarılamaz; ancak okurun eser karşısındaki estetik yaşantısı yoluyla
sezdirilir (simgeleşir).
Edebiyata Hakikate Sadık Kalmak: John Hospers’a göre
yazar, bilim insanı gibi insan davranışları hakkında genel kanunlar ortaya
atmaz (hakikatler bildirmez); ancak karakterlerini çizerken insan tabiatına
sadık kalır (truth-to).
Yazar, uydurma olaylar ve karakterler (örneğin Don Kişot)
yaratarak insan tabiatındaki tümelleri öyle yalın ve canlı bir şekilde gözler
önüne serer ki, okur bu eserler aracılığıyla insanları daha iyi tanır.
Önermesel Hakikat
Belirtik Hakikat: Eserdeki olayların arasına
yerleştirilmiş, yaşam ve insanlar hakkında açıkça söylenmiş "düşünsel
cümleler"dir (Örn: Abdülhak Şinasi Hisar’ın Fahim Bey ve Biz
romanında insanların birbirinden kopuk, yalnız dünyalar olduğunu doğrudan ifade
eden sözleri). Bu tür belirtik tezler, eseri sosyoloji veya felsefe metnine
yaklaştırabilir.
Örtük Hakikat (Implied Truth): Yazarın açıkça
söylemediği; ancak kişilerin çizilişinden, olayların sıralanışından ve tondan
çıkarılan tezdir.
İnanç Sorunu
Bir okur, kendi inançlarıyla (dini, felsefi, politik)
çatışan veya yanlış bulduğu bir dünya görüşünü savunan eserden zevk alabilir
mi?
Eğer okur yalnızca kendi görüşünü doğru yansıtan eserleri
beğenebilseydi; aynı okurun pagan Yunan tragedyasından, Katolik Dante'nin İlahi
Komedyasından, Müslüman Yunus Emre'den ve ateist Nâzım Hikmet'ten aynı anda
zevk alabilmesini açıklayamazdık. Öte yandan, felsefesine %100 katıldığımız pek
çok eser de estetik açıdan "tatsız ve değersiz" bulunabilmektedir.
İnanç sorunu tek bir formulasyonla çözülemez. Eserin türü,
fikrin esere ne kadar yedirildiği ve çatışmanın şiddeti sonucu belirler.
Farklı çağ ve kültürlerden insanlara seslenebilen büyük
yazarlar (Homeros, Dante, Yunus Emre, Tolstoy, Nâzım Hikmet); öznel doktrinleri
aşarak insanlığın ortak manevi değerlerinde ve evrensel temellerinde
birleşebildikleri için kalıcıdırlar.
Eleştirmen ilk olarak esere bir sanat eseri (biçim/yapı)
olarak yaklaşmalıdır. Ancak hayatı, toplumu ve felsefi sorunları derinlemesine
işleyen eserler karşısında, eserin düşündürdüğü fikirleri ve dürüstlüğünü
tartmak da bütüncül bir eleştirinin kaçınılmaz bir parçasıdır.
Edebiyatın Tanımı ve Değer Ölçütleri Sorunu
Edebiyat Kavramı Tanımlanabilir mi?
Bir kavramın anlamını bilmek, o sınıfa giren tüm nesnelerin
ortak bir özünü (tanımını) bilmek demek değildir; kavramı yerinde
kullanabilmektir.
Bir kütüphaneci betimleyici anlamda edebiyat kitaplarını
kolayca ayırabilir; ancak hepsini kapsayan ortak bir öz (tanım) bulunamaz.
Edebiyatta da Nathalie Sarraute, Robbe-Grillet (Anti-roman)
veya Kemal Tahir (Devlet Ana) gibi yeni yapılar ortaya çıktıkça kavramın
sınırları zorlanır ve genişler.
Edebiyatı tanımlamaya çalışan kuramlar aslında betimleyici
değil, değerlendirici (evaluative) tanımlar yaparlar.
Hiçbir kuram edebiyatın doğru tanımını veremez; ancak her
kuram diğerinin ihmal ettiği önemli bir yöne dikkat çekerek edebiyatı
anlamamıza katkı sağlar.
Edebiyatın İşlevi Tanımlanabilir mi?
Edebiyat eserleri baltalar gibi tek bir amaçla yapılmaz.
Kimi sanatçı eğlendirmek, kimi öğretmek, kimi dinsel/politik hisler uyandırmak,
kimi de kusursuz bir yapı kurmak için yazar. Mağara adamının resme mızrak
atması da, Mısırlıların mezara heykel koyması da kendi içinde
"yerinde" kullanımlardır.
Birçok estetikçiye göre edebiyat bilgi verebilir veya
politik his uyandırabilir; ancak bu işleri bilim kitapları veya siyasi nutuklar
daha iyi yapar. Edebiyatın başka hiçbir şeyin yarışamayacağı kendine özgü asıl
işlevi "estetik yaşantı" sağlamaktır.
Estetik Yargılar
Nesnelci Görüş
Patlıcan kızartması ile sanat eserini beğenmek aynı kefeye
konulamaz. Patlıcanı sevmediğimizde tartışmayız ("zevkler ve renkler
tartışılmaz"), ancak sanat söz konusu olduğunda tartışır ve
karşımızdakinden nesnel dayanaklar (sebepler) bekleriz.
Estetik yargıları mantıksal olarak kesin bir şekilde
doğrulayacak evrensel ve genel-geçer ölçütler bir türlü bulunamamaktadır.
Öznelci Görüş
Normatif (değer bildiren) terimlerin içindeki duygusal
anlamı betimleyici terimlere tamamen çevirmek imkânsızdır. Bu nedenle estetik
yargılar doğru ya da yanlış olamaz; nesnel geçerlilikleri yoktur.
Çözüme Doğru
Beğeni Yargısı: Sadece kişinin o anki kişisel hoşlanmasını
veya hoşlanmamasını açıklar. Tartışılmaz, kişiseldir.
Değer Yargısı: Yargıyı veren kişi kendi beğenisini öne sürse
bile, bunu eserin iyi veya kötü kılıcı nesnel niteliklerine (dilin işleyişi,
yapı, tutarlılık vb.) dayandırarak başkalarının da paylaşması ümidiyle ortaya
sürer.
SONUÇ
Yansıtma Kuramları (Mimesis):
Yaklaşım: Edebiyatı dünyaya ve topluma tutulmuş bir
ayna olarak görür. Eser tümelleri belirterek insanı/hayatı açıklar. Genellikle
faydacı ve didaktik bir tutum benimser.
Değer Ölçütleri:
- Gerçekliğin
yansıtılmasındaki başarı.
- Okur
ve toplum üzerindeki etkinin (ahlaki, sosyal, politik) niteliği.
Anlatımcılık (Expressivism):
Yaklaşım: Sanatçının duygularını, özgün kişiliğini ve
zengin iç dünyasını dile getirmesini esas alır. Okur, sanatçının duygularını
paylaşır. Bulaştırılan duygu bilgisel değil, duygusal bir eğitim sağlar.
Değer Ölçütleri:
- Anlatım
ve aktarımdaki başarı (içtenlik, özgünlük, hayal gücü).
- Dile
getirilen duygunun veya sanatçının kişiliğinin ahlaki değeri.
Biçimci Kuramlar (Formalism):
Yaklaşım: Sanat eserini dış dünyadan, yazardan ve
okurdan bağımsız, kendi kendine yeterli bir yapıt olarak kabul eder. Dinsel,
politik veya ahlaki sorunları dışlayarak yazınsal metnin yapısal yönüne
odaklanır.
Okur Merkezli Kuramlar (Reader-Response / Rezeption):
Yaklaşım: Okuru sürecin merkezine koyar. Eserin
anlamını ya duygusal (I. A. Richards) ya da dönemin dünya görüşündeki
boşlukları/ihmaller alanını tamamlayan dolaylı gösterimler (Wolfgang Iser -
Alımlama Estetiği) üzerinden okurun katılımıyla açıklar.
Edebiyatı Dışsal Değerlere Karşı Sorumlu Sayanlar
- Edebiyatı
her şeyden önce ahlak, din ve politika gibi alanlardaki toplumsal
yaşantıya göre değerlendirirler.
Estetizm (Sanat İçin Sanat)
- Edebiyatın
yalnızca güzelliğe karşı sorumlu olduğuna inanırlar. Sanatın başka bir
amaca araç kılınmasını reddederler.
Sanat yaşantısı en yüksek tek değer değildir; ancak
edebiyatın olumlu yan etkiler sağlaması için didaktik bir propaganda aracına
dönüşmesi de gerekmez.
Edebiyat, sırf edebiyat olarak kalarak da insanı kendi
sınırlı dünyasından çıkarır, ahlaki çatışmaları canlı durumlar halinde sunarak
okurun düşünme yeteneğini ve duygusal ufkunu genişletir.
…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder