2 Ocak 2017 Pazartesi

Cevdet Kudret - Fuzuli - Notlar

Cevdet Kudret - Fuzuli - Notlar

Divan Şiirinde Üç Büyükler

İnkılap Yayınları, 1985

 


Hayatı

Fuzuli’nin nerede ve ne zaman doğduğu kesin olarak belgelenememektedir. Tezkirelerde ve tarihi kaynaklarda Bağdatlı, Hilleli veya Kerbelalı olduğu yönünde farklı rivayetler bulunur. Bununla birlikte, Türkçe divanının önsözünde ifade ettiği, "Doğduğum yer Irak-ı Arap olup bütün ömrümde başka memleketlere seyahat kılmadım... Kerbela toprağının başka memleketlerin iksirinden daha şerefli olduğu bilinmektedir..." sözleri ile Farsça divanındaki "Fuzuli, benim toprağım Kerbela toprağıdır, şiirlerim nereye giderlerse onlara saygı göstermek gerektir; altın değil, gümüş değil, inci değil, la'l değil, bu kölenin şiiri topraktır, fakat Kerbela toprağıdır." mısraları şairin Kerbelalı olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.

Doğum yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte, Beng ü Bade mesnevisini Şah İsmail’e 1510-1514 yıllarında sunduğu dikkate alınarak 1490-1495 yılları arasında doğduğu kabul edilmektedir.

 

Asıl adı Mehmet, babasının adı Süleyman’dır; bu bilgi Katip Çelebi’nin Keşf-üz Zünun adlı eserinde "Muhammed bin Süleyman" şeklinde geçmektedir. Sadıki tezkiresine göre Oğuzların eski ve büyük aşiretlerinden biri olan Bayat boyundandır. Farsça divanı ve Hadikat-üs Süada önsözlerinde ana dilinin Türkçe olduğunu ve Türk soyundan geldiğini, "Kimi zaman tabiatımın atını Türkçe alanında koşturdum ve Türk zariflerine Türkçenin güzellikleriyle fayda verdim; bu da benim için o kadar zor olmadı, çünkü benim asıl selikama uygun düştü." cümleleriyle dile getirir.

 

Çok iyi bir öğrenim görmüştür. Türkçe divanının önsözünde, "Bilimsiz şiirin temelsiz duvar gibi olduğunu ve temelsiz duvarın çok değersiz olduğunu, bilimsiz şiirden ruhsuz kalıp gibi nefret ettiğini" belirterek geometri, fizik gibi akli bilimler ile hadis ve tefsir gibi nakli bilimleri öğrenmiş; Türkçe, Farsça ve Arapça olmak üzere üç dilde nazım ve nesir yazabilecek düzeye ulaşmıştır. Çağdaş kaynaklarda kendisine "Mevlana Fuzuli" ve "Molla Fuzuli" denmesi bilgisinin derinliğini gösterir.

 

Şiire başladığı ilk zamanlarda aldığı takma adların başkalarınca da kullanıldığını görünce, şiirlerinin başkalarınınkiyle karışmasını önlemek amacıyla hiç kimsenin benimsemeyeceği "boşboğaz, her şeye burnunu sokan" anlamına gelen "Fuzuli" kelimesini mahlas olarak seçmiştir. Bu seçimi yaparken, sözcüğün "bilgi ve fazilet" anlamındaki "fazl" kelimesinin çoğulu olan "fuzul" ile olan bağını da gözetmiştir.

 

Şii mezhebine mensuptur. Yaşamının uzun bir dönemini Necef’te Hz. Ali’nin türbesinde hizmetçilik ("hadimlik") yaparak geçirmiş ve bu hizmeti karşılığında "ratibe" adı verilen bir aylık almıştır.

 

Safeviler döneminde Zülfikar Han zamanında kesilen aylığını yeniden alabilmek için girişimlerde bulunmuştur. 1534 yılında Bağdat’ın Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı yönetimine geçmesi üzerine, makam ve ün kazanmak, değerini duyurmak amacıyla Bağdat’a gitmiştir.

Osmanlı devlet adamlarına sunduğu kasideler karşılığında kendisine Evkaf gelirlerinden günlük 9 akçalık bir emekli maaşı bağlanmışsa da vakıf memurlarının engelleri nedeniyle bu parayı alamamış ve ünlü Şikayetname mektubunu yazarak yeniden yalnızlık köşesine çekilmiştir.

Yaşamı boyunca hak ettiği değeri görememekten ve geçim sıkıntısından yakınmış, "Ben kimim? Başsız ayaksız bir yoksul, en aşağı bir kul, güçsüz bir dilenciyim; çekilge köşesinde yoksulluk ile mahvolmuşum..." sözleriyle durumunu tarif etmiştir. Zamandan ve şiire değer verilmemesinden yakınarak, "Bir devirdeyim ki, nazım hor görülüp şiirlere değer biçme kıtlığı vardır; nazmın değeri öylesine aşağı görülüyor ki, vezinli söz küfür diye okunuyor..." ifadelerini kullanmıştır.

 

1556 (Hicri 963) yılında Irak’ta baş gösteren büyük veba ("taun") salgınında ölmüştür. Mezarının Kerbela’da olduğu sanılmaktadır. Fazlı adında Türkçe, Farsça ve Arapça şiirler yazan, tarih düşürmede usta bir oğlu bulunmaktadır.

 

Sanatı

Şiiri her şeyden önce bir yetenek işi olarak görmüş, ancak bilimsiz yazılan şiirin kalıcı olamayacağını savunmuştur.

 

Şiirlerini Azeri Türkçesiyle kaleme almıştır. Bununla birlikte Çağatay Türkçesi edebiyatının (Nevai, Lütfi) etkisinde kalmış ve Türkiye Türkçesi ile Çağatayca arasında özgün bir üslup yakalamıştır. Türkçede ince şiir söylemenin zorluğunu, "Farsça ile söylenmiş şiir çoktur, Türkçe ile ince şiir söylemek güç olur; Türk dili nazma girince, çoğu sözler bağlantısız ve düzensiz kalıyor; Tanrı yardım ederse bu güçlüğü kolaylaştıracağım, nasıl ki ilkbahar olunca dikenden gül yaprağı çıkar" şeklinde ifade etmiştir.

 

Sanat gücünün doruğuna gazellerinde ve Leyli vü Mecnun mesnevisinde ulaşmıştır. "Şairin gücünü gazel bildirir, nazımın ününü gazel arttırır; ey gönül! gerçi şiirin bir çok çeşidi vardır, sen hepsinin içinden gazeli seç." diyerek gazele verdiği önemi vurgular. Gazellerinde açık, anlaşılır ve genel kitleye ulaşan bir dil kullanmayı ilke edinmiştir: "Gazelin etkisi genel olmalı, safa ve neşeye düşkün kimselerin diline dolanmalı, anlamı zevk verici ve çabuk meydana çıkar olmalı..." Buna karşılık kasidelerinde ve muammalarında daha kapalı, mazmunlu ve güç anlaşılır bir üsluba yönelmiştir.

 

Şiirlerinin temel kaynağı aşktır. Şiir anlayışını, "Benden Fuzuli isteme eş'ar-ı medh ü zem / Ben aşıkam hemişe sözüm aşıkaanedir" ve "Aşk imiş her ne var alemde / İlm bir kil ü kaal imiş ancak," mısralarıyla özetler. Bu aşk, sevgiliye kavuşma (vuslat) gayesi taşımayan, aksine ayrılık acısını ve çekilen cefayı zevk sayan manevi bir aşktır: "Aşıkın maksadı, ancak sahip olmadan seyretmektir," Hekimden iyileşme istemez: "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib / Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır." Sevgiliden gelen cefanın kesilmemesini diler.

 

Divan edebiyatının geleneklerine uygun olarak, biçimsel dindarlığı savunan "zahid", "fakih" ve "vaiz" tiplerini, ikiyüzlülükleri nedeniyle sertçe eleştirmiştir. Enis-ül-Kalb eserinde bu durumu, "Zahidlikten ikiyüzlülük doğdukça, onu taklit etmektense ondan tiksinmek hayırlıdır. Zahid, mescidi Tanrı için tamir etmez: dükkanını süslemesi, kendisini satmak içindir; ikiyüzlü kişiyi tespih çekiyor sanma, dünyayı satın almak için imanının parasını sayıyor," cümleleriyle ifade eder.

 

Şiirlerinde dünya malına değer vermediğini söylemekle birlikte ("Menem ki kaafile-salar-ı karban-ı gamem..."), gerçek yaşamında darlık çekmiş, sunulan kasidelerde açıkça yardım istemiştir. Toplumdaki bozulmaları, rüşvetçiliği, kadıların haksız kararlarını ve yöneticilerin zulmünü dile getirmiştir. Zalim hükümdarlara karşı halkın hakkını savunmuş, "Zalim padişahın devrinde halkın huzura kavuşma olanağı yoktur; çobanın kurt oluşu, koyunlar için bir beladır..." ifadelerini kullanmıştır.

 

Soyut Divan şiiri kalıpları içinde yer yer halkın yaşamını ve geleneklerini yansıtmıştır. Leyli vü Mecnun’daki ilkokul sahnesi, seher vakti hamama giden güzeli anlatan Hammamiyye gazeli ve kadınların giyim-kuşam gelenekleri buna örnektir. Şiirlerinde sözcüklerin ses ve anlam uyumu o kadar güçlüdür ki dizelerdeki kelimelerin yeri değiştirildiğinde bütün şiirsel büyü kaybolur.

 

Şöhreti daha yaşarken Türk, Moğol ve Anadolu coğrafyasına yayılmıştır. Baki, Nedim, Şeyh Galip gibi Divan şairlerini, Alevi-Bektaşi edebiyatını ("Yedi Ulu Ozan"dan biridir), saz şairlerini ve Tanzimat edebiyatı yazarlarını (Abdülhak Hamit) derin bir biçimde etkilemiştir.

 

Eserleri

Şiir (Nazım) Eserleri

  1. Türkçe Divan: Çok sayıda yazma nüshası bulunan ve defalarca basılan ana şiir kitabıdır.
  2. Farsça Divan: Farsça yazılmış şiirlerini içerir.
  3. Arapça Divan: Şairin Arapça şiirlerinin toplandığı, tek nüshası Leningrad’da bulunan eserdir.
  4. Leyli vü Mecnun: Türk edebiyatındaki en başarılı Leyla ve Mecnun mesnevisidir.
  5. Beng ü Bade: Esrar (beng) ile şarap (bade) arasındaki tartışmayı (münazara) anlatan, Şah İsmail’e sunulmuş Türkçe mesnevidir.
  6. Cümcüme-name: Şah Tahmasb zamanında yazılmış Türkçe kasidedir.
  7. Çağatayca-Farsça Manzum Sözlük: Manzum sözlük çalışmasıdır.
  8. Terceme-i Hadis-i Erbain: Cami’nin Kırk Hadis eserinin her hadis bir kıta olacak şekilde yapılan Türkçe çevirisidir.
  9. Heft Cam (Sakiname): Farsça yazılmış mesnevidir.
  10. Enis-ül-Kalb: Farsça kasidedir.
  11. Risale-i Muammeyat: Farsça ve Türkçe bilmeceleri (muamma) içerir.
  12. Şah ü Geda: Mesnevi türündeki eseridir.

 

Nesir Eserleri

  1. Hadikat-üs Süada: Peygamber ailesinin çilelerini ve Kerbela olayını anlatan, Hüseyin Vaiz’in Ravzat-üş Şüheda eserinden yararlanılarak secili nesirle yazılmış en ünlü Türkçe eseridir.
  2. Rind ü Zahid: Farsça yazılmış münazara risalesidir.
  3. Sıhhat ü Maraz (Hüsn ü Aşk): Ruh ile beden ilişkisini ve tıp bilgilerini içeren Farsça tasavvufi risaledir.
  4. Matla-ül-İ'tikaad: Arapça kelam risalesidir.
  5. Türkçe Mektuplar (Şikayetname): Başta Nişancı Celal-zade Mustafa Çelebi’ye yazılan mektup olmak üzere mektuplarının toplandığı metinlerdir.

 

Şiirler

Kaside

Na't

Saçma, ey göz, eşkten gönlümdeki odlara su

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çare su

…

 

Gazeller

Canımın cismimle zevk-ı ittisali kalmadı

Ah kim sensiz dirilmek ihtimali kalmadı

…

 

Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradım şem'i yanmaz mı

…

 

Bende Mecnun'dan füzun aşıklık isti'dadı var

Aşık-ı sadık benem Mecnun'un ancak adı var

…

 

Musammatlar

…

 

Rubailer

Her dil ki esîr-i gam-ı hicrân olmaz

Şâyeste-i zevk-i vasl-ı cânân olmaz

Her derd ki var, var dermânı velî

Bî-derdlerin derdine dermân olmaz

…

 

Mesnevi

Leyli vü Mecnun

Arap halk söylencesine dayanan eser, Fuzuli’nin elinde İlahi aşka dönüşen tasavvufi bir derinlik kazanmıştır.

 

Kanuni’nin 1534 Bağdat seferinde şehre gelen İstanbullu şairlerin ("Rum zarifleri") ricası üzerine yazılmıştır. Eserin sonundaki ebced hesabından Hicri 942 (Miladi 1535) yılında, bir yılda tamamlandığı anlaşılmaktadır.

Bağdat Beylerbeyi Veys Paşa’ya sunulmuştur.

 

Ben bilmez idim bela imiş aşk

Bir derdli macera imiş aşk

…

 

Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir

Ben kimem sâki olan kimdir mey ü sahbâ nedir

 

Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem

Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir

 

Vasldan çün âşıkı müstağni eyler bir visâl

Âşıka mâ'şuktan her dem bu istiğnâ nedir

 

Hikmet-i dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif degül

Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâfîhâ nedir

 

Âh u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi

Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür

…

 

Seçilmiş Parçalar

Ger derse Fuzuli ki güzellerde vefa var

Aldanma ki şair sözü elbette yalandır

…

 

Hayal ile tesellidir gönül meyl-i visal etmez

Gönülden taşra bir yar olduğun aşık hayal etmez

…

 

Nesir

Şikâyetnâme

Bağdat’ın 1534 yılında Kanûnî Sultan Süleyman tarafından fethedilmesinden sonra şaire bağlanan günlük 9 akçelik maaşın Evkaf (vakıflar) memurlarının yolsuzlukları ve rüşvet çarkı yüzünden ödenmemesi üzerine yazılmış bir yakınma mektubudur.

 

Ebüzziya Tevfik’in Nümûne-i Edebiyyât-ı Osmaniyye adlı eserinde Şikâyetname adıyla ün salan bu mektup, zamanın nişancı paşasına gönderilmiştir.

 

Çağının bürokratik aksaklıklarını, rüşvet düzenini ve memurların yozlaşmış zihniyetini ustaca yansıtan, Fuzûlî’nin keskin yergi gücünü en üst düzeyde gösteren şaheser niteliğinde bir nesir örneğidir.

…

Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar.

Hüküm gösterdim, yararsızdır deyü mültefit olmadılar

…

 

Dedim: - Ey memurlar! bu ne yanlış iş ve çin-i ebrudur? (kaş çatıklığıdır). Dediler: - Her zaman bizim adetimiz budur.

Dedim: - Beratımın içindekiler ne için yapılmaz? Dediler: - Zevaiddir (gelir fazlasıdır), yapılması mümkün olmaz.

Dedim: - Böyle evkaf zevaidsiz olur mu? Dediler: - İstanbul'un giderlerinden arta kalsa bile bizden kalır mı?

Dedim: - Vakıf malını çok kullanmak vebaldir (günahtır). Dediler: - Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.

Dedim: - Hesap isteseler bu tuttuğunuz yolun bozukluğu görülür. Dediler: - Bu hesap kıyamette sorulur.

Dedim: - Dünyada dahi hesap olur, haberini işitmişiz. Dediler: - Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz.

 

Gördüm ki, soruma yanıttan başka nesne vermezler ve bu berat ile isteğimi yerine getirmeğe gerek görmezler. İster istemez uğraşmayı bıraktım, yaslı   ve   yoksun    olarak   yalnızlık   köşeme   çekildim.

…