Fatih
Ordu - Toplumsal Bir Bellek Olarak Hüseyin Rahmi
Gürpınar'ın İstanbul'u - Notlar
Doktora Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Samsun, 2013
Önsöz
Hüseyin Rahmi Gürpınar; 41 roman, 9 hikâye ve 4 tiyatro
eserinden oluşan 54 ciltlik külliyatıyla 60 yıla yakın bir sürede İstanbul’u
eserlerine aktarmıştır. Devrin kabadayısından alafrangasına, Rum ve
Ermenisinden sokak satıcısına kadar son derece zengin bir insan kadrosu
İstanbul dekorunda çok sesli bir koroya dönüşür. Bu nedenle yazar, "sokağın”
ilk ve yüksek yazarı sayılmıştır.
Çalışmada edebî metinlerin gerçekliğinin dilsel
göstergelerden oluştuğu esas alınmıştır. Kahramanların gerçek bir nüfus kaydı
veya mekânların belgesel bir harita karşılığı olmak zorunda değildir.
Romanlardaki dünya, gerçek dünyadan seçilip birleştirilen kurmaca bir yapı olup
bu çalışmada tarihsel gerçeklikten ziyade "toplumsal bellek"
bağlamındaki İstanbul incelenmiştir.
Birinci Bölüm ("Şehir ve Edebiyat"): "Yazar,
mekân bağlamında nasıl yazıyor?" sorusu etrafında Hüseyin Rahmi'nin
romancılığı ele alınır.
İkinci Bölüm ("Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Mekân
Olarak İstanbul"): Eserlerdeki mekânsal malzeme toplanıp kendi içinde
sınıflandırılır.
Giriş
Çalışmanın temel amacı, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın
romanlarında İstanbul'u bir mekân ötesinde, toplumsal bellek kavramı
çerçevesinde tespit etmek ve sınıflandırmaktır.
BİRİNCİ BÖLÜM: ŞEHİR VE EDEBİYAT
Hüseyin Rahmi’nin Hayatı ve Eserleri
1864’te İstanbul’da doğan ve 1944’te Heybeliada’da vefat
eden yazar, Mülkiye eğitimini yarıda bırakıp memuriyetten ayrıldıktan sonra
geçimini tamamen kalemiyle sağlamıştır. İlk eseri Şık (1888) ile
tanınmış, 60 yıl boyunca üretken bir yazı hayatı sürdürmüştür.
Edebiyat-Hakikat Bağlamında Hüseyin Rahmi’nin Romanı
Hüseyin Rahmi’nin roman sanatı realizm ve natüralizm
akımlarının etkisi altındadır. Yazar, sokağı ve gözlemlerini tarafsız bir
aynalık göreviyle metne taşır; sanatta gerçekliği savunur.
Pozitif-Negatif Mekân Bağlamında Hüseyin Rahmi’nin İstanbul’u
İnsanlık tarihi boyunca mekân algısı
dinler, sosyal hayat ve tecrübelerle şekillenmiştir. Mısırlılar mekânı öte
dünyaya giden bir "istikamet", Çinliler bir dolambaç (Çin Seddi),
Yunanlılar ise sınırları çizilmiş şehir devletleri olarak görmüştür.
"Vahdet" (tevhit) düşüncesinin merkezinde yer alan
İslam anlayışı kâinatı bir bütün olarak algılar. Turgut Cansever ve Seyyid
Hüseyin Nasr’a göre Müslüman, tabiatı ve şehri İlâhi Varlığın bir sembolü
olarak görür; şehir tabiatın içinde, onun nizamını bozmayacak bir konumda
olmalıdır. Buna karşılık Batı medeniyeti (Eski Yunan'dan modern kapitalizme ve
Newton’cu bilime kadar) tabiatla hep sorunlu olmuş, onu dışlamış ve sömürülecek
mekanik bir sisteme dönüştürmüştür.
19. yüzyılın başından itibaren yeni yapı malzemeleri (demir,
cam, çelik, beton), aydınlatma (gaz, elektrik) ve ulaşım araçları dünya
şehirlerini kökten değiştirmiştir. Stephen Kern'in belirttiği gibi sanayi
mallarının bolluğuyla iç mekânlar eşyalarla dolmuş, kübist sanat anlayışındaki
"pozitif-negatif uzam" (boşlukların da en az nesneler kadar anlam
taşıması) eski Türk/İstanbul algısını anlamada önemli bir bakış açısı
sunmuştur.
Şehrin binalardan oluşan yapısal alanını temsil eden pozitif mekân; yönetim ve kamusal alan, evler ve
işyerleri olmak üzere üç kısımda ele alınabilir:
- Yönetim
ve Kamusal Alan: Topkapı Sarayı merkezli olan yönetim alanları Hüseyin
Rahmi’nin romanlarında (kalem daireleri veya camiler) neredeyse hiç yer
almaz. Bu durum yazarın geçimini kalemiyle sağlaması ve dinî inançlara
mesafeli pozitivist/akılcı duruşuyla paralellik arz eder.
- Evler:
Yönetim merkezini çevreleyen Cerrahpaşa, Aksaray ve Hobyar gibi kenar
mahallelerde konumlanmıştır.
- İşyerleri:
Halkla iç içe olan kahvehaneler ve bakkallar gibi mekânlar ressam
titizliğiyle tasvir edilmiştir.
Negatif Mekân / Şehirde
çoğu zaman göz ardı edilen ancak çok belirleyici olan "boşluklar"
(bostanlar, mezarlıklar, yangın yerleri ve harabeler) eski İstanbul'un coğrafi
ve kültürel dokusunu oluşturur.
- Bahçeler
ve Bostanlar: Evlerin bahçeli olması ve bu bahçelerin/bostanların hem
ev halkının gıda ihtiyacını karşılaması hem de pazara ürün sunması romanda
sıklıkla işlenmiştir.
- Mezarlar
ve Mezarlıklar: Hayatın içinde, evlerin bahçelerinde, cami avlularında
ve yol kenarlarında yer alan mezarlıklar mesire yeri olarak da
kullanılmış; ölüm hayatın tabii bir parçası olarak mekâna
içselleştirilmiştir.
- Yangın
Yerleri ve Harabeler: Ahşap evlerin ve lodos rüzgârlarının sebep
olduğu büyük yangınlar sonrasında boş kalan harabelikler, fakir mahalleler
ve mezarlıklarla iç içe geçerek eski İstanbul manzarasının vazgeçilmez bir
parçası olmuştur.
Bir Orman Metaforu Olarak Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında İstanbul
Gaston Bachelard’ın orman metaforu doğrultusunda İstanbul;
"sonsuz büyüklük", "derinlik" ve "gizem"
barındıran bir labirent gibi ele alınır. Geleneksel İstanbullunun yön ve adres
tariflerindeki muğlaklık ("taraflarında", "civarında"),
gençlerin modern net adres algısıyla diyalojik bir tezat oluşturur.
Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Fantastik Unsurlar
Ölüler Yaşıyor mu ve Dirilen İskelet gibi eserlerde dönemin
modası olan ispirtizma işlenirken metin fantastik bir belirsizlik
kazanır. Gulyabani ve Cadı gibi eserlerde ise başlangıçta fantastik görünen
olaylar sonunda rasyonel bir oyuna bağlanarak batıl inançlar eleştirilir.
Walter Benjamin’in Aura Kavramı Etrafında Hüseyin Rahmi’nin İstanbul’u
Walter Benjamin’in aura (atmosfer) ve Bakhtin’in kronotop
(zaman-mekân birliği) kavramları ışığında İstanbul’un dört farklı sosyal
atmosfer alanı tespit edilmiştir: Beyoğlu (Batılı/sefahat),
Suriçi (geleneksel/muhafazakâr),
Surkenarı (yoksul/harabe) ve Sayfiye (haz odaklı yaşam).
Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Diyalojik Unsurlar
Mikhail Bakhtin’in diyaloji kuramı uygulanarak romanlardaki
çok seslilik incelenmiştir. Mektup, günlük, konferans ve cami imamı dili gibi
farklı anlatım formlarının yanı sıra etnik unsurlar (Ermeni, Rum, Arap,
Çerkez), kuşak ve sınıf çatışmaları diyalojik zenginliği oluşturur.
Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Karnavalesk Unsurlar
Bakhtin’in karnaval kuramı çerçevesinde mizaahın kaynakları
araştırılmıştır. Kutsalın ve otoritenin tersyüz edilmesi, alafranga tiplerle
alay edilmesi, toplu taşıma ve sokaktaki rastlantısal karşılaşmalar
("yolda buluşma") ve şive taklitleri karnavalesk yapıyı besler.
İKİNCİ BÖLÜM: ROMANLARDA İSTANBUL
İstanbul’un Semtlere Göre Mekânsal Görünümü
Beyazıt: Kapalıçarşı, Nuruosmaniye (büyücü ve
falcılar), Mahmutpaşa ve Divanyolu ile ticaret ve geçiş merkezidir.
Eminönü: Bahçekapısı ulaşım merkezidir; Balıkpazarı
meyhaneleri ve Sirkeci lokantaları öne çıkar.
Beyoğlu: İstiklal Caddesi, sefahathaneler,
pansiyonlar, tiyatro/sinemalar, moda terzileri ve 6. Daire ile alafrangalık ve
Batılılaşma merkezidir.
Galata: Kasvetli, dar, çamurlu sokakları ve mahzen
meyhaneleriyle tekinsiz bir mekândır.
Suriçi Semtleri: Aksaray, Cerrahpaşa, Koska, Fatih,
Vefa, Süleymaniye ve Çarşamba ahşap evleri, camileri, komşuluk ilişkileri ve
mahalle kültürüyle geleneksel Müslüman yaşam alanıdır.
Surkenarı ve Surdışı Mahalleleri: Topkapı,
Edirnekapı, Sulukule ve Eyüp yoksulluk, harabeler, bostanlar ve mezarlıklarla
örülü kenar mahallelerdir.
Anadolu Yakası ve Sayfiyeler: Üsküdar, Kadıköyü,
Erenköyü köşkleri, Adalar ve Boğaziçi yalıları sayfiye ve dinlenme alanlarıdır.
Evler ve İç Mekân
Ev, insan yaşamında kazanılmış şeylerin korunmasını sağlar,
bunları sürekli kılar.
Evler sosyo-ekonomik duruma göre süflî evler
(kulübe/barakalar), fevkanî evler (iki katlı ahşap mahalle evleri) ve mükellef
evler (konak, köşk, yalı) olarak sınıflandırılmıştır. Geleneksel evde eşya
işlevsel ve sade iken alafranga evlerde vitrinleşme/büfeleşme ve sergileme
nesnesine dönüşür.
İşyerleri ve Kamusal Mekânlar
Kahvehaneler: Mahalle kahveleri, merkez kahveler, çay
ocakları ve kır kahveleri olarak incelenmiş; mahallenin dedikodu ve sosyalleşme
merkezi oldukları gösterilmiştir.
Diğer İşyerleri ve Kamusal Alanlar: Bakkallar,
lokantalar, büyücü/falcı evleri, terziler, arzuhalciler, camiler, cami
tuvaletleri, türbeler ve tekkeler detaylıca tahlil edilmiştir.
Mesireler
İstanbulluların nefes alma alanları olan Yenibahçe-Çırpıcı
Çayırı, Florya, Kâğıthane ve Kuşdili/Kadıköy geleneksel mesirelerdir.
Otomobilin hayat girmesiyle Büyükdere, Bentler ve Kilyos yeni mesire alanları
hâline gelmiştir.
İstanbul’da Ulaşım
Karayolu Ulaşımı: Atlı arabalar, atlı ve elektrikli
tramvaylar, tren ve otomobil incelenmiştir. Otomobilin yaygınlaşması mesafeleri
kısaltarak İstanbullunun mekân algısını küçültmüş ve değiştirtmiştir.
Deniz Ulaşımı: Şirket-i Hayriye vapurları ve pazar
kayıkları toplumsal karşılaşma alanları olarak ele alınmıştır.
İletişim
İletişimde mektuptan telefona geçiş, romantik geleneksel
kalıpları yıkmıştır.
Aydınlanma
Aydınlanmada ise ispermeçet mumları ve kandillerden havagazı
ve elektriğe geçiş süreci romanlara yansımıştır.
Negatif Mekân
Mezarlıklar: Edirnekapı, Karacaahmet, Ayaspaşa,
Aşiyan gibi büyük mezarlıkların yanı sıra sokak aralarındaki hazireler ve
mahalle mezarlıkları İstanbul'da hayat ile ölümün iç içeliğini gösterir.
Yangınlar: Aksaray ve Fatih yangınları gibi büyük
afetler şehrin topografyasını, mimarisini ve toplumsal hafızasını yok eden
felaketler olarak metinlerde geniş yer bulur.
Sonuç
1884'te Şık ile başlayıp 1944'teki ölümüne kadar 41
roman kaleme alan Hüseyin Rahmi, Eşkıya İninde hariç tüm romanlarında
olayların ana mekânı olarak İstanbul'u seçmiştir. Yaşadığı dönem İstanbul'un en
hızlı değişip dönüştüğü evreye rastlar. Realist ve natüralist tutumu, bu
mekânsal dönüşümü net bir şekilde sunmasını sağlamıştır.
Hüseyin Rahmi’nin eserleri, Türk toplumunun yaşantı
unsurlarının tutunduğu İstanbul için bir "toplumsal bellek"
kaynağıdır. Ancak bu dünya nihayetinde dilsel bir aktarım ve
"kurmaca" sınırlar içindedir.
Stephen Kern’in pozitif-negatif mekân yaklaşımı
çerçevesinde yangın yerleri, mezarlıklar ve harabeler işlevsel birer mekân
unsuru olarak değerlendirilmiştir.
Gaston Bachelard’ın orman metaforu üzerinden eski
İstanbul halkının gizemli ve sonsuz büyüklük algısıyla şehir yapısının
örtüştüğü saptanmıştır.
Walter Benjamin’in atmosfer kavramıyla Fatih,
Beyoğlu, Kadıköy gibi semtlerin kendilerine has sosyal dokuları incelenmiştir.
1940'ların "ispirtizma" modası bağlamında
mezarlıkları ve bodrum katlarını gece saatlerinde fantastik birer mekân olarak
kullanmıştır.
Mikhail Bakhtin’in diyaloji ve karnavalesk
kavramları doğrultusunda romanların çok sesli bir şahıs kadrosuna sahip olduğu,
"gülme" unsurunun da bu karnavalesk yapıdan beslendiği tespit
edilmiştir.
Roland Barthes’ın şehri bir söylem sayan yaklaşımından
hareketle İstanbul; merkezî ve meskûn semtler olarak haritalandırılmıştır.
Romanlar birbirini tamamlayarak mekân detaylarını zenginleştirmiştir.
İşyerleri: Kahvehaneler (mahalle, merkez, kır, ayak
kahveleri vb.) en çok tasvir edilen mekânlardır; bunları bakkallar, lokantalar
ve büyücüler izler.
Kamuya Açık Yapılar: Türbeler detaylı anlatılırken,
yazarın ideolojik ve kişisel mesafesinden dolayı cami ve hamamlara pek yer
verilmemiştir.
Evler ve Eşya: Evler süflî, fevkanî ve mükellef
(konak, köşk, yalı) olarak ayrılır. Klasik evlerde eşya azken alafranga evlerde
eşyanın mekânı işgal ettiği ve "büfeleşerek" bir vitrin malzemesine
dönüştüğü gözlemlenir.
Mesire Yerleri: Kâğıthane, Çırpıcı, Florya ve Kuşdili
gibi eski mesirelerin yanına, otomobillerin hayatımıza girmesiyle Bentler ve
Kilyos da eklenmiştir.
Ulaşım: Atlı tramvay, araba ve otomobil kullanımı
halkın mekân algısını dönüştürmüştür.
Negatif Mekân: Şehri çevreleyen mezarlıklar ve
belirli aralıklarla şehri yakıp yıkıp yeniden şekillendiren yangın yerleri,
İstanbul'un kimliğini oluşturan temel ögelerdir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder