4 Kasım 2025 Salı

Fatih Ordu - Toplumsal Bir Bellek Olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın İstanbul'u - Notlar

Fatih Ordu - Toplumsal Bir Bellek Olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın İstanbul'u - Notlar

Doktora Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun, 2013

 

Önsöz

Hüseyin Rahmi Gürpınar; 41 roman, 9 hikâye ve 4 tiyatro eserinden oluşan 54 ciltlik külliyatıyla 60 yıla yakın bir sürede İstanbul’u eserlerine aktarmıştır. Devrin kabadayısından alafrangasına, Rum ve Ermenisinden sokak satıcısına kadar son derece zengin bir insan kadrosu İstanbul dekorunda çok sesli bir koroya dönüşür. Bu nedenle yazar, "sokağın” ilk ve yüksek yazarı sayılmıştır.

 

Çalışmada edebî metinlerin gerçekliğinin dilsel göstergelerden oluştuğu esas alınmıştır. Kahramanların gerçek bir nüfus kaydı veya mekânların belgesel bir harita karşılığı olmak zorunda değildir. Romanlardaki dünya, gerçek dünyadan seçilip birleştirilen kurmaca bir yapı olup bu çalışmada tarihsel gerçeklikten ziyade "toplumsal bellek" bağlamındaki İstanbul incelenmiştir.

 

Birinci Bölüm ("Şehir ve Edebiyat"): "Yazar, mekân bağlamında nasıl yazıyor?" sorusu etrafında Hüseyin Rahmi'nin romancılığı ele alınır.

İkinci Bölüm ("Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Mekân Olarak İstanbul"): Eserlerdeki mekânsal malzeme toplanıp kendi içinde sınıflandırılır.

 

Giriş

Çalışmanın temel amacı, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında İstanbul'u bir mekân ötesinde, toplumsal bellek kavramı çerçevesinde tespit etmek ve sınıflandırmaktır.

 

BİRİNCİ BÖLÜM: ŞEHİR VE EDEBİYAT

Hüseyin Rahmi’nin Hayatı ve Eserleri

1864’te İstanbul’da doğan ve 1944’te Heybeliada’da vefat eden yazar, Mülkiye eğitimini yarıda bırakıp memuriyetten ayrıldıktan sonra geçimini tamamen kalemiyle sağlamıştır. İlk eseri Şık (1888) ile tanınmış, 60 yıl boyunca üretken bir yazı hayatı sürdürmüştür.

 

Edebiyat-Hakikat Bağlamında Hüseyin Rahmi’nin Romanı

Hüseyin Rahmi’nin roman sanatı realizm ve natüralizm akımlarının etkisi altındadır. Yazar, sokağı ve gözlemlerini tarafsız bir aynalık göreviyle metne taşır; sanatta gerçekliği savunur.

 

Pozitif-Negatif Mekân Bağlamında Hüseyin Rahmi’nin İstanbul’u

İnsanlık tarihi boyunca mekân algısı dinler, sosyal hayat ve tecrübelerle şekillenmiştir. Mısırlılar mekânı öte dünyaya giden bir "istikamet", Çinliler bir dolambaç (Çin Seddi), Yunanlılar ise sınırları çizilmiş şehir devletleri olarak görmüştür.

 

"Vahdet" (tevhit) düşüncesinin merkezinde yer alan İslam anlayışı kâinatı bir bütün olarak algılar. Turgut Cansever ve Seyyid Hüseyin Nasr’a göre Müslüman, tabiatı ve şehri İlâhi Varlığın bir sembolü olarak görür; şehir tabiatın içinde, onun nizamını bozmayacak bir konumda olmalıdır. Buna karşılık Batı medeniyeti (Eski Yunan'dan modern kapitalizme ve Newton’cu bilime kadar) tabiatla hep sorunlu olmuş, onu dışlamış ve sömürülecek mekanik bir sisteme dönüştürmüştür.

 

19. yüzyılın başından itibaren yeni yapı malzemeleri (demir, cam, çelik, beton), aydınlatma (gaz, elektrik) ve ulaşım araçları dünya şehirlerini kökten değiştirmiştir. Stephen Kern'in belirttiği gibi sanayi mallarının bolluğuyla iç mekânlar eşyalarla dolmuş, kübist sanat anlayışındaki "pozitif-negatif uzam" (boşlukların da en az nesneler kadar anlam taşıması) eski Türk/İstanbul algısını anlamada önemli bir bakış açısı sunmuştur.

 

Şehrin binalardan oluşan yapısal alanını temsil eden pozitif mekân; yönetim ve kamusal alan, evler ve işyerleri olmak üzere üç kısımda ele alınabilir:

  1. Yönetim ve Kamusal Alan: Topkapı Sarayı merkezli olan yönetim alanları Hüseyin Rahmi’nin romanlarında (kalem daireleri veya camiler) neredeyse hiç yer almaz. Bu durum yazarın geçimini kalemiyle sağlaması ve dinî inançlara mesafeli pozitivist/akılcı duruşuyla paralellik arz eder.
  2. Evler: Yönetim merkezini çevreleyen Cerrahpaşa, Aksaray ve Hobyar gibi kenar mahallelerde konumlanmıştır.
  3. İşyerleri: Halkla iç içe olan kahvehaneler ve bakkallar gibi mekânlar ressam titizliğiyle tasvir edilmiştir.

 

Negatif Mekân / Şehirde çoğu zaman göz ardı edilen ancak çok belirleyici olan "boşluklar" (bostanlar, mezarlıklar, yangın yerleri ve harabeler) eski İstanbul'un coğrafi ve kültürel dokusunu oluşturur.

  1. Bahçeler ve Bostanlar: Evlerin bahçeli olması ve bu bahçelerin/bostanların hem ev halkının gıda ihtiyacını karşılaması hem de pazara ürün sunması romanda sıklıkla işlenmiştir.
  2. Mezarlar ve Mezarlıklar: Hayatın içinde, evlerin bahçelerinde, cami avlularında ve yol kenarlarında yer alan mezarlıklar mesire yeri olarak da kullanılmış; ölüm hayatın tabii bir parçası olarak mekâna içselleştirilmiştir.
  3. Yangın Yerleri ve Harabeler: Ahşap evlerin ve lodos rüzgârlarının sebep olduğu büyük yangınlar sonrasında boş kalan harabelikler, fakir mahalleler ve mezarlıklarla iç içe geçerek eski İstanbul manzarasının vazgeçilmez bir parçası olmuştur.

 

Bir Orman Metaforu Olarak Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında İstanbul

Gaston Bachelard’ın orman metaforu doğrultusunda İstanbul; "sonsuz büyüklük", "derinlik" ve "gizem" barındıran bir labirent gibi ele alınır. Geleneksel İstanbullunun yön ve adres tariflerindeki muğlaklık ("taraflarında", "civarında"), gençlerin modern net adres algısıyla diyalojik bir tezat oluşturur.

 

Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Fantastik Unsurlar

Ölüler Yaşıyor mu ve Dirilen İskelet gibi eserlerde dönemin modası olan ispirtizma işlenirken metin fantastik bir belirsizlik kazanır. Gulyabani ve Cadı gibi eserlerde ise başlangıçta fantastik görünen olaylar sonunda rasyonel bir oyuna bağlanarak batıl inançlar eleştirilir.

 

Walter Benjamin’in Aura Kavramı Etrafında Hüseyin Rahmi’nin İstanbul’u

Walter Benjamin’in aura (atmosfer) ve Bakhtin’in kronotop (zaman-mekân birliği) kavramları ışığında İstanbul’un dört farklı sosyal atmosfer alanı tespit edilmiştir: Beyoğlu (Batılı/sefahat),

Suriçi (geleneksel/muhafazakâr),

Surkenarı (yoksul/harabe) ve Sayfiye (haz odaklı yaşam).

 

Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Diyalojik Unsurlar

Mikhail Bakhtin’in diyaloji kuramı uygulanarak romanlardaki çok seslilik incelenmiştir. Mektup, günlük, konferans ve cami imamı dili gibi farklı anlatım formlarının yanı sıra etnik unsurlar (Ermeni, Rum, Arap, Çerkez), kuşak ve sınıf çatışmaları diyalojik zenginliği oluşturur.

 

Hüseyin Rahmi’nin Romanlarında Karnavalesk Unsurlar

Bakhtin’in karnaval kuramı çerçevesinde mizaahın kaynakları araştırılmıştır. Kutsalın ve otoritenin tersyüz edilmesi, alafranga tiplerle alay edilmesi, toplu taşıma ve sokaktaki rastlantısal karşılaşmalar ("yolda buluşma") ve şive taklitleri karnavalesk yapıyı besler.

 

İKİNCİ BÖLÜM: ROMANLARDA İSTANBUL

İstanbul’un Semtlere Göre Mekânsal Görünümü

Beyazıt: Kapalıçarşı, Nuruosmaniye (büyücü ve falcılar), Mahmutpaşa ve Divanyolu ile ticaret ve geçiş merkezidir.

 

Eminönü: Bahçekapısı ulaşım merkezidir; Balıkpazarı meyhaneleri ve Sirkeci lokantaları öne çıkar.

 

Beyoğlu: İstiklal Caddesi, sefahathaneler, pansiyonlar, tiyatro/sinemalar, moda terzileri ve 6. Daire ile alafrangalık ve Batılılaşma merkezidir.

 

Galata: Kasvetli, dar, çamurlu sokakları ve mahzen meyhaneleriyle tekinsiz bir mekândır.

 

Suriçi Semtleri: Aksaray, Cerrahpaşa, Koska, Fatih, Vefa, Süleymaniye ve Çarşamba ahşap evleri, camileri, komşuluk ilişkileri ve mahalle kültürüyle geleneksel Müslüman yaşam alanıdır.

 

Surkenarı ve Surdışı Mahalleleri: Topkapı, Edirnekapı, Sulukule ve Eyüp yoksulluk, harabeler, bostanlar ve mezarlıklarla örülü kenar mahallelerdir.

 

Anadolu Yakası ve Sayfiyeler: Üsküdar, Kadıköyü, Erenköyü köşkleri, Adalar ve Boğaziçi yalıları sayfiye ve dinlenme alanlarıdır.

 

Evler ve İç Mekân

Ev, insan yaşamında kazanılmış şeylerin korunmasını sağlar, bunları sürekli kılar.

Evler sosyo-ekonomik duruma göre süflî evler (kulübe/barakalar), fevkanî evler (iki katlı ahşap mahalle evleri) ve mükellef evler (konak, köşk, yalı) olarak sınıflandırılmıştır. Geleneksel evde eşya işlevsel ve sade iken alafranga evlerde vitrinleşme/büfeleşme ve sergileme nesnesine dönüşür.

 

İşyerleri ve Kamusal Mekânlar

Kahvehaneler: Mahalle kahveleri, merkez kahveler, çay ocakları ve kır kahveleri olarak incelenmiş; mahallenin dedikodu ve sosyalleşme merkezi oldukları gösterilmiştir.

 

Diğer İşyerleri ve Kamusal Alanlar: Bakkallar, lokantalar, büyücü/falcı evleri, terziler, arzuhalciler, camiler, cami tuvaletleri, türbeler ve tekkeler detaylıca tahlil edilmiştir.

 

Mesireler

İstanbulluların nefes alma alanları olan Yenibahçe-Çırpıcı Çayırı, Florya, Kâğıthane ve Kuşdili/Kadıköy geleneksel mesirelerdir. Otomobilin hayat girmesiyle Büyükdere, Bentler ve Kilyos yeni mesire alanları hâline gelmiştir.

 

İstanbul’da Ulaşım

Karayolu Ulaşımı: Atlı arabalar, atlı ve elektrikli tramvaylar, tren ve otomobil incelenmiştir. Otomobilin yaygınlaşması mesafeleri kısaltarak İstanbullunun mekân algısını küçültmüş ve değiştirtmiştir.

 

Deniz Ulaşımı: Şirket-i Hayriye vapurları ve pazar kayıkları toplumsal karşılaşma alanları olarak ele alınmıştır.

 

İletişim

İletişimde mektuptan telefona geçiş, romantik geleneksel kalıpları yıkmıştır.

 

Aydınlanma

Aydınlanmada ise ispermeçet mumları ve kandillerden havagazı ve elektriğe geçiş süreci romanlara yansımıştır.

 

Negatif Mekân

Mezarlıklar: Edirnekapı, Karacaahmet, Ayaspaşa, Aşiyan gibi büyük mezarlıkların yanı sıra sokak aralarındaki hazireler ve mahalle mezarlıkları İstanbul'da hayat ile ölümün iç içeliğini gösterir.

 

Yangınlar: Aksaray ve Fatih yangınları gibi büyük afetler şehrin topografyasını, mimarisini ve toplumsal hafızasını yok eden felaketler olarak metinlerde geniş yer bulur.

 

Sonuç

1884'te Şık ile başlayıp 1944'teki ölümüne kadar 41 roman kaleme alan Hüseyin Rahmi, Eşkıya İninde hariç tüm romanlarında olayların ana mekânı olarak İstanbul'u seçmiştir. Yaşadığı dönem İstanbul'un en hızlı değişip dönüştüğü evreye rastlar. Realist ve natüralist tutumu, bu mekânsal dönüşümü net bir şekilde sunmasını sağlamıştır.

 

Hüseyin Rahmi’nin eserleri, Türk toplumunun yaşantı unsurlarının tutunduğu İstanbul için bir "toplumsal bellek" kaynağıdır. Ancak bu dünya nihayetinde dilsel bir aktarım ve "kurmaca" sınırlar içindedir.

 

Stephen Kern’in pozitif-negatif mekân yaklaşımı çerçevesinde yangın yerleri, mezarlıklar ve harabeler işlevsel birer mekân unsuru olarak değerlendirilmiştir.

Gaston Bachelard’ın orman metaforu üzerinden eski İstanbul halkının gizemli ve sonsuz büyüklük algısıyla şehir yapısının örtüştüğü saptanmıştır.

Walter Benjamin’in atmosfer kavramıyla Fatih, Beyoğlu, Kadıköy gibi semtlerin kendilerine has sosyal dokuları incelenmiştir.

 

1940'ların "ispirtizma" modası bağlamında mezarlıkları ve bodrum katlarını gece saatlerinde fantastik birer mekân olarak kullanmıştır.

Mikhail Bakhtin’in diyaloji ve karnavalesk kavramları doğrultusunda romanların çok sesli bir şahıs kadrosuna sahip olduğu, "gülme" unsurunun da bu karnavalesk yapıdan beslendiği tespit edilmiştir.

 

Roland Barthes’ın şehri bir söylem sayan yaklaşımından hareketle İstanbul; merkezî ve meskûn semtler olarak haritalandırılmıştır. Romanlar birbirini tamamlayarak mekân detaylarını zenginleştirmiştir.

 

İşyerleri: Kahvehaneler (mahalle, merkez, kır, ayak kahveleri vb.) en çok tasvir edilen mekânlardır; bunları bakkallar, lokantalar ve büyücüler izler.

Kamuya Açık Yapılar: Türbeler detaylı anlatılırken, yazarın ideolojik ve kişisel mesafesinden dolayı cami ve hamamlara pek yer verilmemiştir.

Evler ve Eşya: Evler süflî, fevkanî ve mükellef (konak, köşk, yalı) olarak ayrılır. Klasik evlerde eşya azken alafranga evlerde eşyanın mekânı işgal ettiği ve "büfeleşerek" bir vitrin malzemesine dönüştüğü gözlemlenir.

Mesire Yerleri: Kâğıthane, Çırpıcı, Florya ve Kuşdili gibi eski mesirelerin yanına, otomobillerin hayatımıza girmesiyle Bentler ve Kilyos da eklenmiştir.

Ulaşım: Atlı tramvay, araba ve otomobil kullanımı halkın mekân algısını dönüştürmüştür.

Negatif Mekân: Şehri çevreleyen mezarlıklar ve belirli aralıklarla şehri yakıp yıkıp yeniden şekillendiren yangın yerleri, İstanbul'un kimliğini oluşturan temel ögelerdir.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder