Önder
Göçgün - Hüseyin Rahmi Gürpınar -
Notlar
Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990
Önsöz
Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944), Ahmet Midhat Efendi'nin
açtığı halk için hikâye ve roman yazma geleneğini 68 yıllık yazarlık hayatı
boyunca mizahi ve gerilimli bir üslupla tek başına sürdürmüştür.
Realist, rasyonalist ve Natüralizme uzanan bir çizgide yer
alsa da tam bir Natüralist sayılamaz; norm dışı tipleri alaylı (ironik) bir
dille çözümleyip tenkit ederek "şahsi" bir tarz ortaya koymuştur.
Maupassant ve Anatole France’ı beğenen yazar, eserlerini
hayal gücünden ziyade gözleme dayalı gerçekçi bir zemine oturtmuştur. Doğayı ve
günlük hayatı sadakatle kopyalamayı, sanata ruh vermenin temel şartı olarak
görmüştür.
"Halk için edebiyat olamaz" görüşüne karşı çıkan
ve kalemle geçinen ender edebiyatçılardan olan Gürpınar, toplumun her
kesiminden kahramanı eserlerine dahil ederek okuyucuyu bilgilendirmeyi
amaçlamıştır. Bu yönüyle eserleri bir "okul" niteliği kazanmış; yaş,
cinsiyet, meslek, felsefi görüş ve sosyal seviye bakımından son derece zengin
bir insan kadrosu şekillenmiştir.
Kitabın Yapısı
1. Bölüm: Hayatı (kronolojik çerçevede).
2. Bölüm: Edebi Kişiliği (eserler ve görüşler ışığında).
3. Bölüm: Eserlerinden Seçmeler (roman, hikâye, tiyatro,
tenkit, mektup, makale, röportaj ve hakkında yazılanlar).
4. Bölüm: Bibliyografya (eserleri, hakkındaki tezler ve
neşredilmiş yazıları içeren 10 alt başlıklı geniş rehber).
Hayatı
Hüseyin Rahmi, 19 Ağustos 1864'te İstanbul'da Ayazpaşa
Semti'nde dünyaya geldi. Babası Hünkâr Yaveri Mehmed Said Paşa, annesi
Safranbolulu Ayşe Sıdıka Hanım'dır.
Dedesi Sivastopol Savaşı'nda bir kolunu kaybeden
"Çolak" Yüzbaşı Hüseyin Efendi, onun babası ise Aydınlı Kitabi Osman
Efendi'dir.
Hüseyin Rahmi henüz üç yaşındayken annesini veremden
kaybetti; bu acıyı yıllar sonra Nimetşinas (1901) romanının ithafında da dile
getirdi. Babasının görev yeri sebebiyle Kutsal Girit adasında ilkokula başladı;
ancak babasının yeniden evlenmesi üzerine altı yaşında İstanbul'a dönerek
Aksaray'da anneannesi ve teyzesinin yanında büyüdü.
Aksaray Yakupağa Mektebi ve Mahmudiye Rüşdiyesi'nin ardından
İdadi'ye devam etti. Tarih öğretmeni Abdurrahman Şeref Bey'in yönlendirmesiyle
Mekteb-i Mülkiye'ye kaydoldu.
Mülkiye ikinci sınıftayken, arkadaşı Ahmet Rasim'in de
bulunduğu bir gece ziyafetinde ağzından kan gelmesi ve ailedeki verem geçmişi
sebebiyle okuldan alındı.
Okula gidemediği bu dönemde evinde büyük bir disiplinle
çalıştı; Benjamin Franklin'in özgeçmişinden esinlenerek kendisine özel bir
program hazırladı. Ailesinin hasta olacağı korkusuyla engel olmaya çalışmasına
rağmen geceleri gizlice Fransızca, tarih, coğrafya ve edebiyat çalıştı.
12 yaşında kaleme aldığı ilk hikâyesi Gülbahar Hanım,
Aksaray yangınında kül oldu. Yayımlanan ilk yazısı ise İstanbul'da Bir Frenk
(1887) başlığını taşır.
18 yaşında kaleme aldığı ilk romanı Şık (orijinal
adıyla Ayine), Ahmet Midhat Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat
gazetesinde tefrika edildi. Ahmet Midhat, eserin olgunluğundan şüphelenip
kendisine başkasının yardım edip etmediğini sormuş; Hüseyin Rahmi'nin samimi
gözyaşları üzerine onu takdir ederek desteklemiştir.
Tercüman-ı Hakikat, İkdam ve Sabah
gazetelerinde çalıştı. II. Meşrutiyet döneminde Ahmet Rasim'le birlikte Boşboğaz
ile Güllabi adında bir mizah gazetesi ve Millet gazetesini çıkardı.
TBMM'nin 5. ve 6. dönemlerinde Kütahya Milletvekili olarak
görev yaptı. Kitaplarından kazandığı parayla Heybeliada'da yaptırdığı köşkte
ömrünün son 31 yılını geçirdi.
8 Mart 1944'te Heybeliada'da vefat etti ve Abbas Paşa
Mezarlığı'na, yakın dostu Ahmet Rasim'in mezarının yakınına defnedildi.
Günümüzde Heybeliada İskelesi'nde bir büstü bulunmakta ve ada tepesindeki iki
katlı ahşap konağı korunmaktadır.
Edebi Kişiliği ve Eserleri
Hüseyin Rahmi, henüz 4-5 yaşlarında iken evlerine gelen
komşu kadınlardan (özellikle Penbe Hanım'dan) dinlediği masal ve hikâyelerle
edebiyata ilgi duymuştur. 12 yaşında kendi kütüphanesini kurmuş, ancak bu
kitapların çoğu Aksaray yangınında kül olmuştur. 19-20 yaşlarında Vidinli
Tevfik Paşa’nın kendisine hediye ettiği Fransızca kütüphane sayesinde Batı
kültürünü yakından tanımıştır.
Hüseyin Rahmi, ufak tefek, çevik, son derece neşeli,
fevkalade canlı ve nüktedan bir kişiliğe sahiptir. Çocukluğu kadınlar arasında
geçtiği için el işi yapmada, oya ve tentene örmede, nefis reçeller ve salatalar
hazırlamada mahirdir. Hiç evlenmemiştir. Heybeliada'daki köşkünü kendi zevkine
göre döşetmiş, 70 yaşına kadar bisiklete binmiştir.
Sanatında "sosyal fayda" esas olup "halk için
edebiyat" çığırını yürütmüştür. Servet-i Fünuncuların seçkinci tutumuna
karşı halkı eğitme gayesi taşır. Claude Bernard ve Emil Zola'nın deneysel ve
natüralist metodunu edebiyata uygulamış, ancak insanı çirkinlikleriyle yalnız
bırakmayıp mizah, ironi ve sosyal hicivle harmanlayarak tamamen kendine has
(şahsi) bir üslup yaratmıştır.
Sadece sabahları erken saatlerde, sessiz ve gürültüsüz bir
ortamda yazar. Çalışırken odadaki saatin tıkırtısına bile tahammül edemeyip
durdurur. Yazı yazarken her zaman okuyucunun zevkini ve eğitimini dikkate alır.
Eserlerinde İstanbul toplumunun her kesiminden insan yer
alır. Kişileri yaşlarına (çocuklar, gençler, yaşlılar), mesleklerine
(hukukçular, mürebbiyeler, bürokratlar), sosyal durumlarına (harp zenginleri,
mirasyediler, sefiller, fahişeler), kültür seviyelerine, zihniyetlerine ve
felsefi doktrinlerine (pozitivistler, fatalistler, rasyonalistler) göre 90 ayrı
grupta sınıflandırılmıştır.
Eserleri konularına göre alafranga tipleri işleyenler,
yoksulları ele alanlar, batıl inançları konu edinenler, fuhuş ve aile
geçimsizliklerini işleyenler olarak ayrılır. Anlatılış şekline göre ise:
- Romancı
tarafından anlatılanlar (30 roman),
- Kahramanlar
/ hatırat şeklinde nakledilenler (10 roman),
- Mektup
şeklinde kaleme alınanlar (Mutallaka).
Romanları
İlk romanı Ayine ("Şık") (1888) ile başlayan roman
yolculuğu, Türk edebiyatına şöhret kazandıran Mürebbiye, Şıpsevdi,
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Cadı, Hakka Sığındık, Ben Deli
miyim, Efsuncu Baba, Utanmaz Adam, Ölüm Bir Kurtuluş mudur, Deli Filozof gibi
toplam 41 romana ulaşmıştır.
Hikâyeleri
Sayıları yüze yaklaşan hikâyeleri toplumsal ve psikolojik
temalar taşır; insan sevgisinin yanında hayvan sevgisi de işlenir. Bu hikâyeler
Kadınlar Vaizi, Namusla Açlık Meselesi, Katil Buse, İki Hödüğün Seyahati,
Tünelden İlk Çıkış, Gönül Ticareti ve Melek Sanmıştım Şeytanı adlı kitaplarda
toplanmıştır.
Tiyatroları
İlk tiyatro denemesi 19-20 yaşlarında yazdığı İstiğrak-ı
Seheri olan yazar, daha sonra Hazan Bülbülü, Kadın Erkekleşince, Tokuşan
Kafalar ve Mesuduz oyunlarını yazmıştır. Oyunlarında toplumsal sahnelerin
eksikliğini ve niteliksizliği sertçe eleştirmiştir.
Tenkitleri
Eserlerine ve sanat anlayışına yöneltilen haksız suçlamalara
cevap vermek amacıyla Cadı Çarpıyor (1913) ve Şakavet-i Edebiyye kitaplarını
kaleme almıştır.
Tercümeleri
İlk yazarlık yıllarında Fransızcadan çevirdiği altı eser
bulunmaktadır (113 Numaralı Cüzdan, Bir Kadının İntikamı, Batinyollu İhtiyar,
Paris'de Bir Teehhül, Frederick ile Bernerette, Biçare Bakkal).
Diğer Eserleri
Tercüman-ı Hakikat gazetesindeki makalelerini topladığı
Müntahabat-ı Hüseyin Rahmi, sohbet ve hatıralarını içeren Eti Senin Kemiği
Benim ve Sanat ve Edebiyat kitaplarının yanı sıra mizahi ve hamasi şiir
çalışmaları mevcuttur.
Eserlerinden Seçmeler
Mürebbiye
Dehri Efendi’nin konağına çocukların eğitimi için Fransız
mürebbiyesi olarak giren fahişe Anjel’in konaktaki erkekleri (Şem’i, Amca Bey,
Sadri) birbirine düşürmesi ve son sahnede dolabın içinden konak sahibi Dehri
Efendi'nin çıkmasıyla yaşanan trajikomik çözülme anlatılır.
Metres
Hami Bey’in Fransız metresi Matmazel Parnas uğruna ailesini
ve servetini felakete sürüklemesi, dostu Reyhan ile düelloya tutuşarak ölmesi
aktarılır. Ayrıca Sinik filozof edalı sarhoş şair Revai Bey portresi sunulur.
Tesadüf
"Çardaklı Bakıcı" sahtekâr Nefise Hanım'ın
saflıklarından yararlandığı kadınları soyup soğana çevirmesi ve Mail Bey'in
Şöhret uğruna ailesini yıkıp sefâlete düşmesi işlenir.
Nimetşinas
Konakta evlatlık gibi büyütülen iffetli hizmetçi Neriman’ın,
ev sahibi Nihad Bey’in kendisine olan tutkusunu reddederek ahlak dersi vermesi
ve ailenin saadetini kurtarması hikâye edilir.
Şıpsevdi
Paris’ten dönen ve sahte alafrangalığı köşk halkına
dayatmaya çalışan Meftun Bey ile tutucu ve aşırı cimri Kasım Efendi ailesinin
çatışması anlatılır.
Gulyabani
Kocasından dul kalıp konağa hizmetçi giren Muhsine’nin,
konaktaki kadınları cindarlık ve "Gulyabani" efsanesiyle korkutup
mirasa konmak isteyen miras avcılarını (Şevki Bey ve çetesini) Hasan ile
birlikte çökertmesi özetlenir.
Hakka Sığındık
I. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul'daki İspanyol nezlesi
salgını, harp zenginlerinin sefahati ile halkın sefaleti ve Abdal Veli
sahtekârlığı işlenir.
Efsuncu Baba
Binbirdirek'te iplik eğiren Agop ve Kirkor ile gömülü
definenin peşine düşen Ebulfazl Enveri'nin tılsım macerası aktarılır.
Ölüm Bir Kurtuluş mudur?
İntiharları önlemek amacıyla muayenehane açan Dr. Nusret
Hulki Bey ile "Halık Oğlu Halık" imzalı Adil Cevri Bey ve diğer
hastalarının diyalogları yer alır.
Deli Filozof
Her olayı felsefi doktrinlerle açıklayan Deli Filozof
(Hikmetullah Efendi) ve çocuklarının karıştığı trajik aile faciası ele alınır.
Hikâyeleri
Ecir ve Sabır
Çocuğu ölen Behiye Hanım’a taziye ziyaretine gelen
komşuların yersiz tesellileri ve "ecir ve sabır" baskısıyla kadının
heder olması, annesi Şekure Hanım'ın taziye gelenleri sopayla dövüp
tımarhanelik olması anlatılır.
Misafir
İzzet Efendi'nin evine yerleşip 19 gün boyunca gitmek
bilmeyen, içki içip evi tüketen yüzsüz Halil Efendi ve ailesinin durumu mizahi
dille anlatılır.
Tiyatroları
Kadın Erkekleşince
Çalışıp para kazandığı için "erkekleşen" Nebahat
ile kocasının ev içi rol çatışması ve ihmalleri yüzünden bebeklerini
kaybetmeleri dramı sunulur.
Tenkidleri
Cadı Çarpıyor
Şehabeddin Süleyman'ın Cadı romanına yönelttiği eleştirilere
Hüseyin Rahmi’nin halk edebiyatı savunusuyla verdiği sert yanıt yer alır.
Mektupları
Refik Ahmet Sevengil'e, yeğeni Safder Hanım'a ve kitapçı
İbrahim Hilmi Bey'e yazdığı mektuplarda edebiyat başarısının ilkelerini, sanat
duruşunu ve yaşlılık günlerini paylaşır.
Makaleleri
Şimdiki San'at ve San'atkar
Sanatın iktisadi kriz ve tüketim çarkında bozulması, gazete
tefrikalarının durumu incelenir.
Roman Nasıl Yazılır?
Zola, Hugo, Stendhal, Balzac ve Claude Farrere’in roman
tekniklerinin değerlendirmesi yapılır.
Röportajları
Edebiyatımız Hakkında Hüseyin Rahmi Bey Ne Diyor? (Kenan Hulusi)
Üslupçuluk, Edebiyat-ı Cedide, sevdiği yazarlar ve roman
tekniği tartışılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar ile Görüştüm! (Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu)
Heybeliada'daki köşk görüşmesi, Türkçe dili, gelenek ve
realist tutum üzerine sohbet aktarılır.
Hakkında Yazılanlar
Üstad Hüseyin Rahmi
(Fırça, sayı: 9, Şubat 1936)
Bekârlığı ve topluma babalık eden edebi yönü mizahi dille
anlatılır.
Hüseyin Rahmi (B. Fahri)
Hüseyin Rahmi’nin Türk romanının babası olduğu ve dil
zenginliği vurgulanır.
Kalemin Matemi (Ruşen Cevat Ulunay)
Üstadın vefatının Türk edebiyatındaki büyük kaybı dile
getirilir.
Hüseyin Rahmi (Nizamettin Nazif)
Hüseyin Rahmi’nin unutulmaz hafızası, İstanbul tarihçiliği
ve azmi övülür.
…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder