3 Kasım 2025 Pazartesi

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Öyküleri ve Öykücülüğü - Özet - Notlar

Abdullah Harmancı - Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Öyküleri ve Öykücülüğü - Notlar

Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2010

 

Önsöz

Kültür sanat çevrelerinde Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemi gibi erken dönem Türk yazarları küçümsenir…

Şöhretini romanlarıyla yapmış olan Gürpınar 9 öykü kitabı ve 142 öyküye imza atmıştır.

 

“İhtiyar Muharrir” ve “İmrenilecek Bir Ölüm” adlı öyküleri, insan ruhunun gizli köşelerine nüfuz eden ve insanın çaresizliği ile yoksulluğunu anlatan Türk öykücülüğünün en unutulmaz örnekleri arasındadır.

 

Anlayış olarak "halkı eğitme" misyonunda hocası Ahmet Mithat Efendi’yi takip etse de kendi çabasıyla öğrendiği Fransızca sayesinde Pozitivist ve Aydınlanmacı bir dünya görüşünü benimsemiştir.

 

Karagöz, Ortaoyunu ve Meddah gibi geleneksel seyirlik oyunların mizah anlayışını, dilini ve oyuncu tiplerini öykülerine taşımıştır.

 

Romanlarında neredeyse hiç yer vermediği millî ve vatani konuları öykülerinde işlemiştir. Romanlarındaki ağır teknik kusurlar (yazarın araya girmesi vb.) öykülerinde daha hafiflemiş olarak görünür.

 

Giriş

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren edebiyatımıza giren roman ve öykü gibi anlatmaya dayalı türler, yalnızca Batı'dan yapılan adaptasyon ve çevirilerle şekillenmemiştir.

Muhayyelât-ı Aziz Efendi (18. yy sonu): Tanpınar'ın da vurguladığı gibi, masaldan modern anlatıya geçişin ilk tohumlarını barındırır.

Müsameretnâme (Emin Nihat Bey): "Hikâye"den "öykü"ye geçişin ilk somut halkalarındandır.

Ahmet Mithat Efendi: Yerli gelenekten (Meddah, Halka yönelik eğitici edebiyat) kopmadan modernleşilebileceğini gösteren öncü figürdür.

 

Hayatının ilk 20 yılını Aksaray'da kenar mahalle kadınlarıyla ve halktan insanlarla geçirmesi, onun sokak dilini ve insan tiplerini roman ve öykülerine tüm canlılığıyla taşımasını sağlamıştır.

Geleneksel tiyatrodan derlediği mizah unsurları, onun edebi üretkenliğindeki sert toplumsal eleştirinin ana omurgasını oluşturur.

 

Öyküyü asıl meselesi yapmamış, daha çok roman tefrikalarının arasında bir "dinlenme" alanı olarak kullanmıştır.

 

Hüseyin Rahmi'nin "Dilime ve üslubuma dokunmayın" uyarısına rağmen, ölümünden sonra yapılan baskılarda öykülerinin dili niteliksizce sadeleştirilmiş, romanlarının arkasına eklenerek gölgede bırakılmıştır.

Çalışma, sadeleştirilmiş veya tahrif edilmiş metinler yerine öykü kitaplarının ilk baskılarına ve dergilerde kalan orijinal gazete/dergi nüshalarına dayanmaktadır.

 

1. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Hayatı, Eserleri ve Edebî Kişiliği

Kadınlar Dünyasında Yetişme: Erken yaşta annesini kaybetmesi ve Aksaray'da anneannesi/teyzesi gözetiminde bir "kadınlar ordusu" içinde büyümesi, eserlerindeki ev içi atmosferini, kadın diyaloglarını, mahalle dedikodularını ve kenar mahalle kültürünü büyük bir canlılıkla işlemesinin ana kaynağı olmuştur.

 

Aşırı hijyen tutkusu, gıcır gıcır yıkanmamış bardağı kullanmaması, yüzden fazla eldiveninin olması ve dışarıya/eşyalara eldivensiz dokunmaması onun mizacının en sıra dışı yönlerindendir.

 

İnsanlardan kaçan (merdümgiriz), sessizliği seven yapısı nedeniyle evlenmemiş, ömrünün büyük kısmını Heybeliada'daki evinde adeta bir münzevi gibi yazmaya adamıştır.

 

Hakkı Süha Gezgin gibi çağdaşlarının vurguladığı üzere; gerçek hayatta son derece kibar, çekingen, kız gibi utangaç ve muhafazakar bir yaşam sürerken, eserlerinde haşarı, keskin mizahı kullanan ve toplumu amansızca neşterleyen patlayıcı bir kaleme sahiptir.

 

Yayınlanan ilk yazısı Ceride-i Havadis'te çıkan "Bir Genç Kızın Avaze-i Şikâyeti" (24 Kasım 1884)

İlk tefrika öyküsü ise "İstanbul’da Bir Frenk" (29 Kasım 1884)

 

II. Abdülhamit dönemindeki sansür baskısı nedeniyle gazetecilik yapması engellenmiş, 1895-1908 yılları arasında (15 yıl) Nafia Nezaretinde "mecburi memuriyet" yapmıştır. 1901-1908 arası hiç eser vermemiştir.

 

Diğer suskunluk dönemi 1914-1917 (I. Dünya Savaşı ve Cadı romanı polemiklerinin moralsizliği) ile Miralay Hulusi Bey'in ölümü ve milletvekilliği yaptığı 1933-1943 yılları arasına rastlar.

 

Çocukluğu ve gençliği geleneksel mahalle kültürünün, halktan kadınların içinde geçmesine ve eserlerinde onları çok iyi anlatmasına rağmen; edindiği pozitivist ve rasyonel dünya görüşü sebebiyle halkın dinsel ve geleneksel zihniyetinden uzaklaşmıştır.

 

Yazarın beslendiği ve eserlerine yansıttığı düşünce yapısı son derece eklektiktir (seçmeci). Aydınlanma felsefesi, Darwinizm, pozitivizm, naturalizm, realizm, erken dönem Marksizm/sosyalizm etkilerinin yanında Schopenhauer ve Nietzsche’den mülhem derin bir karamsarlık (pesimizm) ve nihilizm hâkimdir.

 

İnsanı temelde bencil, çıkarcı ve güce tapan bir varlık olarak görür ("güçlü olan zayıfı ezer"). Doğadaki hayatta kalma mücadelesinin toplumda da geçerli olduğunu savunur.

 

Ekonomik eşitsizlikleri ve sömürü düzenini eleştirir

Kadın üzerindeki toplumsal baskıyı, çifte standardı ve geleneksel "namus" anlayışını eleştirir; kadın-erkek eşitliğini savunur.

Dini; kehanet, üfürükçülük, büyü gibi batıl inançlardan, insanları pasifleştiren ve sömürüye açık hale getiren kadercilik/tevekkül anlayışından arındırmak ister. Akılcı ve bilimsel zihniyeti savunur.

 

Edebiyatı estetik bir gayeden ziyade, halkı eğitme, cehaletten kurtarma ve "yüksek bir felsefeye" çekme aracı olarak görür.

Sanatlı, kapalı ve ağdalı bir dili ("kuşdili") reddeder. Halkın rahatça anlayabileceği, yalın, süssüz ve akıcı bir anlatımı savunur.

 

Çocukluğunda devam ettiği mahalle mektebi ve rüştiyedeki hocaların uyguladığı şiddet ve baskı, ruhunda derin izler bırakmış; bu durum eserlerindeki olumsuz din adamı ve eğitici tiplerinin oluşmasında etkili olmuştur.

 

Güçlü hafızası, mizahi bakış açısı, derin karamsarlığı ve entelektüel/mürebbi tavrı ("ruhca aristokrat" oluşu) eserlerindeki üslubu ve halka bakışını doğrudan şekillendirmiştir.

 

Hüseyin Rahmi’nin Beslendiği Kaynaklar

Geleneksel Sözlü Anlatılar ve Halk Hikâyeleri: Çocukluğunda Aksaray’daki evlerinde kadın meclislerinde dinlediği masallar/peri hikâyeleri ile Battal Gazi, Cenknameler, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Âşık Garip gibi halk hikâyeleri.

 

Geleneksel Türk Tiyatrosu: Küçük yaşlardan itibaren izlediği Karagöz seyirleri ve Ortaoyunu/Meddah geleneği.

 

Ahmet Mithat Efendi: Çocukluğunda tanıştığı ve ilk okuma sevgisini edindiği temel yerli figür.

 

Fransızca ve Batı Edebiyatı / Felsefesi: Vidinli Tevfik Paşa’nın hediye ettiği Fransızca kütüphane sayesinde kendi imkânlarıyla öğrendiği Fransızca üzerinden Batı edebiyatına açılmıştır.

 

Edebiyatçılar: Emile Zola (özellikle yakın bulduğu), Guy de Maupassant, Alphonse Daudet, Molière, Anatole France, Paul de Kock, Emile Gaboriau.

 

Düşünürler ve Filozoflar: Schopenhauer (derin karamsarlığının kaynağı), Nietzsche (cesareti ve gelenekseli reddi nedeniyle hayran olduğu), Voltaire, Durkheim.

 

Hayatının son 60 yılında hemen hemen sadece Fransızca eserler okumuş; 1943'teki bir ankette Türk romanından sadece Reşat Nuri’nin Damga romanını okuduğunu belirtmiştir.

 

Ahmet Mithat Efendi

İlk eserini (Şık) ona göndererek edebiyat dünyasına girmiş ve Tercüman-ı Hakikat’te birlikte çalışmıştır.

 

Ortak Yönler: Halka seslenme, sanatta fayda/eğitim gayesi, konuşma diline yakın açık ve sade dil kullanımı, araya girip okuyucuya bilgi verme, geleneksel tiyatro öğelerinden yararlanma.

 

Ayrılan Yönler: Ahmet Mithat halkı temel seviyede bilgilendirmeyi amaçlarken, Hüseyin Rahmi okurlarını "en yüksek felsefi fikirlere" alıştırmak ister. Ayrıca Hüseyin Rahmi, hocasından çok daha farklı, radikal ve pozitivist/nihilist bir dünya görüşü benimsemiştir.

 

Eserlerini gazetelerde tefrika ederek geçimini sağladığı için roman tekniğinde bazı zaaflar ortaya çıkmıştır: Olay akışının kesilmesi, sohbet üslubuyla konunun uzatılması, estetik kaygıdan ziyade tefrika yetiştirme telaşındandır.

 

II. Abdülhamit, II. Meşrutiyet, Mütareke, Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinin siyasi ve toplumsal değişimler öykü ve romanlarına doğrudan yansımıştır.

I. Dünya Savaşı sonrasının yarattığı çöküntü, yazarın karamsarlığını ve nihilizmini derinleştirmiştir.

 

Edebiyata Etkileri

Fahri Celalettin & Osman Cemal Kaygılı: İstanbul’un kenar mahalle halkını ve folklorunu işleme bakımından Hüseyin Rahmi okulunu takip etmişlerdir.

 

Sermet Muhtar Alus & Ercüment Ekrem Talu: Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim çizgisinde kalıp onun gölgesinde kalmış mizahi/halkçı yazarlar.

 

Aziz Nesin: Samim Kocagöz’ün ifadesiyle Hüseyin Rahmi’nin mizahçı ve halkçı çizgisini çok daha ileriye taşıyan bir takipçisi.

 

Çağdaş Irak Türkmen Edebiyatı: 1921 sonrası Irak edebiyatında halkı güldürürken düşündürme amacıyla kaleme alınan oyunlarda Hüseyin Rahmi etkisi görülür.

 

2. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Öyküleri

 

Kadınlar Vaizi (1336/1920):

Yazarın yayımlanan ilk öykü kitabıdır. İlk baskısı eski harflerle 10 öyküden oluşur.

Daha sonraki sadeleştirilmiş baskılarda (1964 öncesi Hilmi, 1966 Atlas) öykü sayısı korunmuş ancak öykü adları ve dili güncellenmiştir ("Lakırdı Beynimizde" / "Söz Aramızda", "Fırkacı" / "Partici").

 

Meyhanede Hanımlar (1340/1924):

İlk baskısı 54 sayfalık tek bir uzun öykü/uzun anlatı biçimindedir.

Sonraki yıllarda yapılan basımlarda kitaba başka öyküler eklenmiştir.

 

Katil Puse (1933): 9 öyküden oluşur. 1971 Atlas baskısında adı Öldüren Öpücük olarak değiştirilmiş, Mustafa Nihat Özön tarafından sadeleştirilmiştir.

…

 

Tercüman-ı Hakikat, İkdam ve kendisinin çıkardığı Boşboğaz ile Güllabi gibi yayın organlarında pek çok öyküsü kalmıştır.

Yayınlanmama nedenleri: Metinlerin önemli bir kısmının yabancı yazarlardan yapılmış çeviri/uyarlama olması.

Metinlerin gazete/dergi köşelerinde kalmış, edebi açıdan olgunlaşmamış veya sohbet/deneme sınırında bulunması.

 

Resimli Hikâyeler dergisi Gürpınar’ın bilinen romanlarından bölümler çekip başlıklandırarak (Hayattan Sayfalar romanından alınan "Çingenenin Piçi" / "Çingene Güzeli" gibi) ya da mevcut öykülerin isimlerini değiştirerek ("Hatt-ı Üstüva" / "Kadayıfçı Yusuf", "Yankesiciler" / "El Elden Üstündür") bunları sanki yazarın yeni/özgün öyküleriymiş gibi yayımlamıştır.

 

Öykü Külliyatının Dökümü

Kitaplarda Yer Alan Öykü Sayısı: 98 (3'ü Çeviri)

Kitaplaşmamış (Süreli Yayınlarda Kalan) Öykü Sayısı: 43 (13'ü Çeviri)

Toplam Çeviri Öykü Sayısı: 16

Toplam Telif Öykü Sayısı: 125

Genel Toplam (Telif + Çeviri): 141 Öykü

 

Mütareke Dönemi (1918–1923): Gürpınar’ın en nitelikli, hacimli ve edebi olgunluğa ulaşmış öykülerini yazdığı dönemdir. I. Dünya Savaşı'nın getirdiği yıkım ve darlıklar, toplumsal yozlaşma ve aile içi çatışmalar işlenmiş; yazarın telif öykülerinin büyük kısmı bu dönemde kitaplaşmıştır.

 

Öykülerin Yer Aldığı Kaynakları Gösterir Tablo (Abdullah Harmancı harika bir kaynak taraması yapmış; Hüseyin Rahmi’ye ait 141 öykünün kaynak dökümünü hazırlamış… Bu gerçekten de harika bir çalışma)

…

 

3. Hüseyin Rahmi Gürpınar Öykücülüğü

Öykü: Türkçe "öykünmek" (taklit etmek, birinin davranışlarına özenmek, benzeri olmaya çalışmak) fiilinden türetilmiştir.

Hikâye: Arapça "ha-kâ" (anlatmak, söylemek, konuşmak, taklit etmek) fiilinden türemiş bir isimdir.

 

Öykü 19. yüzyıl Batı edebiyatı etkisinde gelişen modern edebî türdür.

 

Öyküde Dair Edgar Allan Poe’nun "Tek Etki Kuralı"

Okuyucuda tek bir etki yaratacak şekilde planlanmalıdır.

Bir oturuşta okunabilecek kısalıkta olmalıdır.

Bütün unsurlar (olay, karakter, mekân) bu tek etki etrafında kurgulanmalıdır.

Şiirsel ve yoğun bir dil kullanılmalı, tek bir cümle bile çıkarıldığında metin gücünü kaybetmelidir.

 

Öykü Teknikleri ve Tür Ayrımı

  • Vak'a (Olay) Öyküsü: Poe ve Maupassant ile özdeşleşen, merak ögesinin ve beklenmedik sonların ön planda olduğu kurgu.
  • Durum Öyküsü: İkinci Dünya Savaşı sonrası gelişen; olaya değil, dondurulmuş durumların estetik ve işleniş biçimine odaklanan teknik.
  • Kesit Öyküsü: Giriş ve sonuç bölümleri kaldırılmış, gündelik hayatın bir parçasını sunan anlatı.
  • Ân Öyküsü: Çok kısa zaman aralıklarını psikolojik zamanı genişleterek işleyen yapı.

 

Giritli Ali Aziz Efendi – Muhayyelat (1796)

  • Geleneksel hikâyeden modern öyküye geçişin ilk önemli adımı kabul edilir.
  • Masal, Doğu fantezisi, cin-peri unsurları ile 18. yüzyıl İstanbul hayatının gerçekçi sahnelerini bir arada barındırır.

 

Nabizade Nazım

Karabibik (1890), Haspa (1891) ve Yadigarlarım (1886) gibi yapıtlarıyla tanınan yazar, kurguda iç dünyalardan ziyade olay anlatımına ve dış gözleme ağırlık vermiştir.

Konularını doğrudan günlük hayattan almış, olağanüstü ögelerden uzak durarak gerçekçilik akımına yönelmiş ve anlatıma kendi duygu ve düşüncelerini katmamaya özen göstermiştir.

 

Samipaşazade Sezai

Küçük Şeyler (1890) adlı eseriyle Türk öykücülüğünde yeni bir dönemi başlatmıştır. Eserde gerçekçilik ile romantizm bir arada bulunur; olağanüstü olay/kahramanlar yerini gözleme dayalı günlük hayat sahnelerine bırakır.

Cümle yapısında Fransız dilinin sentaks yapısından etkilenen yazar, Türkçeye yeni bir ifade kıvraklığı kazandırmıştır.

 

Halit Ziya Uşaklıgil

Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası (1888), Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1890), Heyhat (1896) ve Bir Yazı Tarihi (1900) gibi eserleriyle Servet-i Fünun dönemi nesrini ve öykücülüğünü tek başına temsil edecek bir yetkinliğe ulaşmıştır.

 

Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası ve Bir Muhtıranın Son Yaprakları, edebiyatımızda "Avrupaî tarzda yazılmış ilk öykü örnekleri" kabul edilir.

…

 

Gürpınar, romanlarında olduğu gibi öykülerinde de halkı kendi "yüksek felsefesi" seviyesine çekme, onları eğitme ve bilinçlendirme amacıyla hareket etmiş; bu tutum da eserlerinin biçim, içerik ve üslup karakterini belirleyen ana unsur olmuştur.

 

Öykülerin İncelenmesi

Berna Moran’ın Eleştiri Tasnifi: Moran, bir edebiyat olayında rol oynayan dört temel unsur belirler: Sanatçı, eser, okur ve dış dünya (toplum). Eleştiri kuramları da bu odaklara göre biçimlenir.

Yansıtma Kuramları: Eseri dış dünyayı ve toplumu yansıtan bir ayna olarak görür.

Anlatımcı Kuramlar: Sanatı, sanatçının duygu ve iç dünyasının ifadesi sayar.

Okur Odaklı Kuramlar: Estetik zevk ve heyecanı okur üzerindeki etkide arar.

Biçimci Kuramlar: Sanat eserinin özünü, doğrudan doğruya eserin kendine özgü iç yapısında arar.

 

Çalışmada uygulanan tahlil yöntemi, kuramsal temelini büyük oranda Tzvetan Todorov’un "projeksiyon" (iz düşüm) olarak adlandırdığı eleştiri yaklaşımından alır.

Projeksiyon (İz Düşüm): Okumanın yapıtı aşarak onun ardında yer alan gerçekliklere; yazara, topluma ve aşkın olgulara yönelmesidir (Sosyolojik ve psikolojik eleştiri).

 

Kadınlar Vaizi

Konu: Vaiz Şeyh Küçük Efendi ile dinî kaygılardan ziyade şekilsel ve estetik sebeplerle onun peşinden koşan, camiyi sosyal bir sohbet ve dedikodu mekânı olarak kullanan mahalle kadınlarının portrelendiği bir anekdot öyküsüdür.

Bütüncül ve sıkı bir olay örgüsünden ziyade anekdotlara dayanır. Bölümlerin çıkarılması veya eklenmesi kurgusal yapıyı bozmaz. Yazar, araya girerek felsefi yorumlarda bulunur.

 

Lakırdı Beynimizde

Konu: Yaşını küçültüp genç bir erkekle evlenmek isteyen zengin ve dul Andelip Hanım ile her yaş küçültme işlemi için para talep eden fırsatçı İmam Efendi arasındaki pazarlıktır. Dinin ve askerî/idari makamların maddi çıkar için suiistimal edilişi eleştirilir.

Sıkı ve derli toplu bir kurguya sahiptir. Öykü, iki ana karakter arasındaki pratik ve tempolu diyalog omurgası üzerine kurulmuştur.

 

Aferin Hayrullah

Konu: Karısı tarafından ihmal edilen Vahdet Bey’in, sarhoş bir gecede evin hizmetçisi Karanfil ile birlikte olması ve hizmetçinin hamile kalması üzerine yaşadığı vicdan azabı ve korkudur. Suçu uşak Hayrullah’ın üzerine atmayı planlarken, iki hizmetlinin zaten gizli bir ilişki yaşadığını öğrenmesiyle olay tatlıya bağlanır. Evlilik ve yanlış Batılılaşma eleştirisi işlenir.

Merak ögesi yüksek, gerilimi adım adım tırmandıran ve sürpriz/hikmetli bir sonla biten klasik kurgulu bir olay öyküsüdür.

 

Menekşe Kalfa’nın Müdafaanamesi

Konu: Bir gazetecinin ev hizmetçilerini hedef alarak "Şu Menekşe Kalfa’nın medeniyet ile münasebeti nedir?" şeklinde kaleme aldığı aşağılayıcı yazı üzerine; Heybeliada'da oturan yazar-anlatıcının eski hizmetçisi Arap Menekşe Kalfa çıka gider. Kalfa, bu yazılanlara karşı kendisini ve ırkını savunacak bir "müdafaaname" yazılmasını ister.

Birinci Dünya Savaşı dönemi İstanbul'undaki pahalılığın mizahi bir dille eleştirildiği öykü, siyahi insanların medeniyete ve ev yaşamına katkılarını savunan sosyo-kritik bir metne dönüşür. Metin, "Yaşamak için zaif gördüğünün elindeki ekmeği kapmak sirkat değil, hikmettir." cümlesiyle felsefi bir boyuta ulaşır.

 

Kocası İçin Deli Divane

Konu: Kocasını aşırı derecede kıskanan Zihniye Hanım'ın çevresiyle yaşadığı komik olaylar anlatılır. Komşularının şaka olsun diye kocasının ağzından yazdığı sahte aşk mektubunu okutmak için Laz Hoca'ya gitmesi ve kocasının onu sınamak isterken olayın mantık sınırlarını zorlayan bir noktaya evrilmesi konu edilir.

Aşırı kıskançlık, karı-koca ilişkileri ve dönemin niteliksiz/cahil din adamı tipolojisinin (Laz Hoca ve babası) toplumsal eleştirisi işlenir.

 

Ada Vapurunda

Konu: Heybeliada’dan İstanbul’a giden ada vapurundaki yolcuların (mahalle kadınları, Rum madamlar, seyyar satıcılar, evcil hayvanlar) curcunası ve insan ilişkileri üzerinden dönemin İstanbul ulaşım sorunları ile toplumsal kozmopolit yapı eleştirilir.

 

Kocasını Boşayan Hürmüz Hanım

Konu: "Hukuk-ı Aile Kararnamesi"nin yayımlanması üzerine, gazeteden okuduğu eksik/yanlış bilgilerle kadınlara koşulsuz boşanma hakkı geldiğini sanan Hürmüz Hanım ve mahalle kadınlarının düştüğü komik durumlar konu edilir. Kadın-erkek eşitliği, dinî hukuk ve toplumsal cahillik mizahi bir süzgeçten geçirilir.

Kadınlar hakkındaki genel yorumlarla başlayan anlatı; Hürmüz Hanım’ın müjdeyi mahalleliye vermesi, kadınların toplanıp tartışması, kitlesel boşanma teşebbüsleri ve Hürmüz Hanım'ın kocasından aldığı dersle sona eren hikmetli final ile tamamlanır.

 

Hatt-ı Üstüva

Eğitim sistemindeki ezbercilik, ceza anlayışı (falaka) ve otorite figürleri.

 

Yankesiciler

Mondros sonrası Osmanlı'daki azınlıkların durumu ve Batı'nın (Avrupa) emperyalist müdahalesi (Sembolik Katman).

 

Fırkacı

Liyakatsizlik, politik hırs, sahte fırkacılık/gazetecilik ve İttihat-Terakki eleştirisi.

 

Meyhanede Hanımlar

Yanlış Batılılaşma, Cumhuriyet'in kadına tanıdığı özgürlüklerin yanlış yorumlanması ve toplumsal ahlak.

Bahriye Hanım: Şirret, marjinalleşen özgürlük anlayışı tipi.

İhtiyar Sarhoş: Felsefi/didaktik yorumcu.

 

Büyük Günah

Masumiyet, bastırılmış cinsellik, vicdan azabı ve yaşlılıkta gelen beklenmedik itiraf.

 

Nergis Hanım’la Fehmi Bey

Aşırı/marjinalleşmiş yalnızlık, hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar (halk sağlığı uyarısı).

 

Zavallı Katil

Yanlış Batılılaşma, aile kurumunun sarsılması, Batı kurumlarının ölçüsüz ve sığ taklidi.

 

Namusla Açlık Meselesi

Savaşın getirdiği ekonomik sefalet, toplumsal yozlaşma ve ahlaki değerlerin çöküşü (Natüralist çizgi).

 

Tosun

Batıl inançlar, cehalet, çıkar ilişkileri ve ölüm karşısındaki samimiyetsizlik / çelişkili ağıtlar.

 

İhtiyar Muharrir

Kuşak çatışması, vefasızlık, edebiyat dünyasının ticari yozlaşması, yoksulluk ve hazin ölüm.

 

İki Loğusa

Doğum korkusu, maternal dayanışma, insan ile doğa/hayvan arasındaki psikolojik paralellik.

 

Ölü Diri Getirir

Savaşın acı bilançosu (öksüzlük/yetimlik), ölüm karşısında hayatın devamlılığı ve beklenmedik izdivaç.

 

Bugün Ne Yiyeceğiz?

Konu: Nasuhi Bey, ailenin içine düştüğü aşırı maddi imkânsızlıklar ve yoksulluk nedeniyle sabahleyin ev halkına görünmeden işe gitmeyi planlar. Eşi, annesi ve çocuklarının sürekli bir şeyler isteyip kendisini bunaltmasından kaçmak ister ancak bunu başaramaz. Aile bireylerinin istekleri ve baskıları karşısında çaresiz kalan Nasuhi Bey, en sonunda komik bir şekilde evden kaçar. Öyküdeki karşılıklı konuşmalar (muhavereler), tüm ülkeyi etkisi altına alan genel bir yoksulluğu iğneleyici ve eleştirel bir dille gözler önüne sermektedir.

 

Tehlike Karşısında Keçi Fil Oluyor

Bu metin klasik bir öykü olmaktan ziyade, iki hatıra parçası ve bir çeviri anekdotundan oluşan bir yazıdır. Kurtuluş Savaşı sırasında ordumuza armağan edilmek üzere yayımlanacak bir kitap için sipariş üzerine kaleme alınmıştır.

 

Eşkıya Oyunu

Konu: Harabeye dönmüş bir yalıda, Abdülhamit dönemi vezirlerinden Ali İzzet Paşa, eşkıyalığa heves eden altı çocuk ve odasındaki gizli kasada kıymetli yiyecekler sakladığı düşünülen Hayriye Bacı yaşamaktadır. Çocuklar bir gün Hayriye Bacı’nın odasını basarak kasadaki yiyecekleri yağmalar. Duruma müdahale eden Ali İzzet Paşa, çocukları uzaklaştırdıktan sonra dönemin ahlaki çöküşü ve yanlış Batılılaşma üzerine eleştirel bir nutuk çeker.

Öykü uzun bir serim bölümüyle başlar. Eşkıyalığa özenen altı çocuğun Hayriye Hanım’ın odasını basıp kasayı ele geçirmesiyle olaylar gelişir. Paşa’nın odaya gelip çocukları uzaklaştırması ve ardından toplum ahlakına dair öğüt/ders içeren nutkuyla öykü son bulur.

 

Erkişi Niyetine

Konu: Yeni evli bir çift, aileleriyle geçinemedikleri için bir köşke taşınır. Genç kadın, evdeki üç çalışanı kovup yerine eşine kesinlikle göstermediği genç bir hizmetçi kız alır. Koca, altı yıl boyunca bu hizmetçinin yüzünü hiç görmez. Altıncı yılın sonunda bir oğlu olduğunu öğrendiği gece, hizmetçi sanılan kişinin aslında bir erkek olduğunu ve karısı tarafından aldatıldığını anlar. Öykü, evlilikte güven ve ihanet konusunu işler.

Öykü, anlatıcının evlilik ve insan ilişkileri üzerine düşüncelerini aktardığı ders verici bir girişle başlar. Çiftin köşke taşınması, kadının hizmetçileri kovup yerine kocasından sakladığı genç hizmetçiyi alması ve altı yıl boyunca bu durumun sürdürülmesi kademeli olarak anlatılır. Altıncı yılın sonunda hizmetçinin erkek olduğunun anlaşılmasıyla olay zirve noktasına ulaşır.

 

Katil Puse

Varlıklı Nef’i Bey, kıskanç eşi yüzünden konağa hep yaşlı hizmetçilerin alınmasına alışkındır. Ancak bir gün eve son derece güzel ve genç olan Saffet adında bir hizmetçi alınır. Evdekilerin hasta olduğu bir gün Nef’i Bey, kendisine ilaç içiren Saffet’e sarılır ve dudağının kenarındaki beninden öper. Saffet, bu tehlikeli temastan (öpücükten/puse) hastalık kaparak ölüm döşeğine düşer. Sayıklamalarından Saffet’in de beyine âşık olduğu anlaşılır. Saffet ölmeden önce hanımından helallik istese de kadın bunu reddeder. Nef’i Bey onunla nikâh kıyıp huzurla ölmesini sağlamak istese de odaya indiğinde Saffet yaşamını yitirmiştir.

Öyküde Schopenhauer etkisiyle aşk, evlilik, sadakat ve ihanet temaları işlenmiştir. Yazar genel anlamda sadakat ve evlilikten yana bir tutum sergilemektedir.

Öykü çerçeve anlatı yapısıyla kurgulanmıştır. Yazar-anlatıcının girişteki açıklamalarının ardından Nef’i Bey yirmi yıl önceki hatırasını anlatmaya başlar. Saffet’in eve gelişi, herkesin hastalandığı gün gerçekleşen ilk öpüşme, hastalığın bulaşması ve Saffet’in trajik ölümü adım adım anlatılır.

 

Nasıl Dolandırıcı Oldum?

Konu: Safter Bey’in zamanla nasıl dolandırıcı olduğunu kendi ağzından, mizahi ve ironik bir dille anlattığı öyküdür. Safter Bey; borsa spekülatörlerini ve haksız kazanç sağlayan zenginleri de birer "meslektaş" (dolandırıcı) olarak görür. Metinde toplumsal eleştiri öne çıkar.

Belirli bir olay odağı yoktur; genel bir özetleme ve düşünce yazısı havası hâkimdir. Yalnızca Galata'daki bir birahanede geçen olay detaylandırılır.

 

Eşeklerin Dilinden Anlayan Bir Mütehassıs

Konu: Heybeliada'da yaşayan gizemli ve marjinal filozof Bernardo'nun, eşeklerin (anne eşek ile sıpanın) ve diğer hayvanların dilini çevirmesi üzerinden yürütülen sosyal bir eleştiridir. Soy-sop, ırk ve milliyetçilik takıntıları hicvedilir.

Felsefi girişler nedeniyle olay örgüsü oldukça gevşektir; gazete yazısı veya söyleşi havasına yaklaşır.

 

İmrenilecek Bir Ölüm

Konu: Gençliğinde meşhur bir obur olan Nasıh Bey’in, I. Dünya Savaşı sonrasındaki yoksulluk ve imkânsızlıklar nedeniyle bir lokantada patlayana kadar yemek yiyerek intihar etmesini konu alır. Natüralist unsurlar, gelir adaletsizliği ve toplumsal eleştiri (açlar vs. toklar) vurgulanır.

Üçüncü tekil anlatıcı ve hâkim bakış açısı kullanılmıştır. Karakterin iç dünyası iç çözümleme tekniğiyle derinlemesine verilir. Öykünün sonunda bir mektup yer almaktadır.

 

Kanlı Eldiven

Konu: I. Dünya Savaşı'na giden Hüsnü Bey’in cephede şehit düşmesi ve nişanlısı Rasime’nin bu acı üzerine akıl sağlığını kaybetmesini anlatan, romantik ve lirik üslupta bir öyküdür. Vatan sevgisi, aşk ve fedakârlık temaları işlenir.

 

"Münzevi Rahip": Lev Tolstoy'dan çeviridir.

 

"Halkın Saflığı": İttihat ve Terakki paşalarını dolaylı yoldan eleştiren, örnek olaylarla desteklenmiş bir düşünce yazısıdır.

 

"Taharet Meraklısı": Temizlik takıntısı olan Mustafa Ağa'nın komik durumlarını anlatan, düşünce yazısıdır.

 

"İstanbul’un Esareti Günlerinden Bir Hatıra": 13 Kasım 1918 işgali sonrasında Heybeliada ve İstanbul'da yaşananları anlatan, kurmaca olmaktan ziyade tanıklığa dayalı bir hatıra metnidir.

 

İki Hödüğün Seyahati

Konu: Edirnekapı'da yaşayan sonradan görme, cahil ve saf iki arkadaşın (İrfan ve Mahir) Adalar'a yaptıkları gezide başlarına gelen komik ve absürt olaylar anlatılır. Öyküde okuyucuyu güldürmek hedeflenirken köylülük-şehirlilik, alafrangalık-alaturkalık karşıtlıkları mizahi ve abartılı bir dille işlenir.

Kahvehanede duydukları Büyükada'yı görmek isteyen ikili, komik kıyafetlerle yola çıkar. Yanlış vapura binip Kınalıada'da inerler, oradan bir sandalla kendilerini Büyükada yerine Heybeliada'da bulurlar. Girdikleri gazinoda zengin mirasyedi sanılırlar; ancak paralarının olmadığı anlaşılınca kriz çıkar. İrfan'ın İngiliz lirasını "parçalama" tartışması, çevredakilerce "gazinodaki İngiliz'i parçalama/katletme" planı sanılarak zabıtaya bildirilir. Yanlış anlaşılmanın çözülmesiyle olay komediyle son bulur.

 

Nasıl Öldürdüler?

Konu: Sahibinin Heybeliada'daki boş çayıra terk ettiği "Dertli" isimli yaşlı bir eşeğin, çocukların işkencelerine maruz kalarak öldürülmesini ve toplumun bu duyarsızlığını konu alır. Temel amaç okurda merhamet duygusu uyandırmak ve toplumsal/ahlaki bir eleştiri yapmaktır.

 

Öykü eşeğin ölüm haberiyle başlar, ardından geçmişe dönülerek ("geri dönüş" tekniği) eşeğin ilk terk edildiği andan itibaren çektiği çileler anlatılır. Yazar, araya girerek ölüm, merhamet ve insanların çıkarcılığı üzerine felsefi/toplumsal yorumlar yaptığı için olay akışı sık sık kesintiye uğrar.

 

Müslüman Mahallesinde Bu İş Olur mu?

Konu: Nuri Bey, gelin Safinaz ve kaynana Rebia Hanım ekseninde geleneksel-muhafazakâr yapı ile modern/asri yaşam tarzı (Batılılaşma) arasındaki çatışma işlenir. Çatışma, gelinin açık ve cüretkâr kıyafetleri üzerinden somutlaştırılır.

 

Rebia Hanım, aşırı açık giyindiği ve sorumsuz olduğu gerekçesiyle gelini Safinaz'ı sürekli oğluna şikâyet eder. Bir gün yan evdeki bir adamın pencereden ilanıaşk ettiğini, Safinaz'ın da ona gülümsettiğini gören Nuri Bey kriz geçirip karısına ateş eder. Ancak sonradan adamın bir aktör olduğu ve tiyatro provası yaptığı anlaşılır.

 

"Arzın Yuvarlaklığına İnanmıyor": Aksaray'daki evinde dünyanın yuvarlak olmadığına inanan ihtiyar bir adamla yazar arasındaki bilimsel/dini fikir tartışmasıdır.

 

Büyük Ana

Gürpınar’ın tipik toplumsal mizah çizgisinin dışına çıkarak metafizik, ölüm, mistik sezgi (uzaktan hissetme/telepati) ve hüzün temalarına yöneldiği istisnai öykülerindendir.

I. Dünya Savaşı (Irak Cephesi) fonunda gelişen olayda hüzünlü ve lirik/romantik üslup, mekân tasvirleriyle (Aksaray/Horhor’daki virane ev) doğrudan desteklenmiştir.

 

Tövbeler Tövbesi

Çerçeve anlatı tekniği ve meddah üslubunun başarılı bir uygulamasıdır.

I. Dünya Savaşı yıllarındaki yoksulluk ve hayat pahalılığı toplumsal eleştiriye konu edilirken, Hasibe Hanım’ın halk ağzı, deyimleri ve canlı mizahi anlatımı öykünün dilini oluşturur.

 

Açlıktan Ölmemenin Çaresi

Toplumsal yoksulluk ve açlık karşısında (V) Bey ile (L) Bey’in bakkalları gezerek "tadımlık" karın doyurma kurnazlığı (otlanma) mizahi ve ironik bir dille sunulur.

Neredeyse tamamen diyaloglara dayanır; anlatıcı oldukça geride durarak tarafsız bir izlenim bırakır.

 

Kadınlar Mebusu

II. Meşrutiyet dönemi (1908 seçimleri ve Bulgaristan’ın bağımsızlık ilanı fonunda) kadınların siyasal/sosyal hayata dair cehaletle karışık sohbetlerini konu edinir.

Mahalle kadınlarının konuşma kalıpları ve mizahi üslup ön plandadır.

 

Evde Tensikat

Yoksulluk ve maaş kesintisi (tensikat) karşısında aile içi geçim sıkıntısının kadın ve erkek bakış açısıyla çatışması işlenir.

Karı-koca arasındaki tansiyon giderek artar; dramatik üslup ve diyalog tekniği hâkimdir.

 

Kayınpeder Kayınvalide

Anekdot/tiyatro oyunu formuna yakın, simetrik kurgulu bir evlilik ve aile içi çatışma (gelin-kaynana, baba-oğul) hikâyesidir.

Parantez içi sahne talimatlarını andıran anlatımıyla dramatik üslubun ve diyalog tekniğinin belirgin bir örneğidir.

 

Kanatsız Uçak, Yelkensiz Gemi

Heybeliada’daki evde geçen fırtına gecesi hatırasıdır.

 

Zavallı Halime

Konu: Öykünün ana konusu yoksulluktur. Babasını küçük yaşta kaybeden, annesi hastalanınca çaresiz kalan sekiz-dokuz yaşlarındaki Halime adında bir kız çocuğunun yaşadığı sefalet ve çileli hayat anlatılır. Halime, annesini besleyebilmek için bir köpeğin toprağa gömdüğü kaşar peynirini çıkarıp alacak kadar derin bir sefaletin içine düşer ve hırsızlıkla suçlanır.

Halime’nin babası o henüz kundaktayken ölmüştür. Annesi gündeliğe giderek baksa da bir süre sonra hastalanır. Halime annesine bakabilmek için çalışmak ister ancak çevresinden sürekli kötülük ve horlanma görür. Bir gün hırsızlıkla suçlanan Halime’nin peşine düşen insanlar, evlerinin kapısını kırıp içeri girdiklerinde annesinin öldüğünü görürler. Öykünün sonunda Halime'yi zengin bir adam evlat edinir ve kız çocuk nihayet mutluluğa kavuşur.

 

Şıllık ile Züppe

Öykünün konusu, Türkiye’deki yanlış Batılılaşma, toplumsal bozulma ve ahlâksızlıktır. “Şıllık” ve “Züppe” tiplemeleri üzerinden toplumdaki aykırı tipler ve ahlaki çöküş sert, meddah üslubunu andıran bir dille eleştirilir.

Belirli bir olay akışından ziyade öykü kişilerinin (Şıllık ve Züppe) ayrıntılı portrelerinin çizilmesine dayanır. Şıllık yanlış Batılılaşmanın kadın, Züppe ise erkek timsalidir. İkili bir şekilde tanışır, buluşur ve birlikte olabilecekleri bir mekân ararlar. Züppe’nin eski sevgilisine yakalanma sahnesiyle öykü sona erer.

 

Kadını Müdafaanın Cezası

Öykünün konusu kadın hakları ve kadınlara bakış açısının tartışılmasıdır. Kadınların aleyhinde düşünen Rıfkı’ya karşı Hamdi Efendi kadınları hararetle savunur ve onların birer "melek" olduğunu söyler. Ancak Süleymaniye sokaklarında yürürlerken beklenmedik bir şekilde bir evin penceresinden bir genç kız Hamdi Efendi’nin yüzüne tükürür. Bu olay Hamdi Efendi'nin tezlerini boşa çıkarsa da o durumdan olumlu bir anlam çıkarmaya çalışır.

 

Yanık Dolma

Öykünün konusu eşler arasındaki geçimsizlik, aile içi iletişim kopukluğu ve geçim sıkıntısıdır.

Fehime Hanım, bir düğüne gelin görmeye gittiği sırada ocakta unuttuğu dolmaları yakar. Akşam yemeğinde kocası yemeğin yanması nedeniyle onu sertçe azarlar. Fehime Hanım düğüne gittiğini gizlemeye çalışsa da eve gelen kaynanası durumu açık eder ve yalanı ortaya çıkar.

 

İstanbul’da Bir Frenk

Hüseyin Rahmi'nin ilk öyküsü kabul edilen bu eserin konusu, İstanbul'a gelen yabancı bir turistin (Fransız) şehirdeki deneyimleri, karşılaştığı uyumsuzluklar ve İstanbul halkının kaba/medeni olmayan davranışlarının mizahi bir dille eleştirilmesidir.

Mösyö Théophile, İstanbul halkının adetlerini inceleyip bir seyahatname yazmak amacıyla kente gelir. Birkaç kelime dışında Türkçe bilmediği için bir gün boyunca Köprü memuru, pazar esnafı, hamamcılar ve dilencilerle komik ve gerilimli olaylar yaşar. Başına gelen anekdotlar karikatürize edilerek sırayla aktarılır.

 

Tünelden İlk Çıkış

Konu: Sarıyer’de ikamet eden anlatıcımız, Sarıyer-Yeni Cami hattında çalışan vapurlarda kendisine musallat olan hilebaz ve sahtekâr Safi Bey ile tanışır. Safi Bey'in hayatındaki tek gerçek ilişki Eftimya adındaki bir hayat kadınına duyduğu aşktır. Safi Bey, babasının zoruyla İstanbul’a gezdirmeye götürdüğü iki küçük kardeşini, sevgilisinin yanına gidebilmek için vapurda anlatıcımızın başına sarar. Anlatıcı, durumu fark edince ona bir ders vermeye karar verir; çocukları başka biriyle eve gönderip Safi Bey’e çocukların kaybolduğu izlenimini vererek onu büyük bir korkuya sürükler. Öfkelenen baba, Eftimya’nın mekânını basmak üzere yola çıkar. Ancak öykünün sonunda anlatıcı, Safi Bey ile babasını vapurda gayet huzurlu bir şekilde görür; çünkü baba da oğluna uymuş ve genelev müdavimi olmuştur.

 

Öykü işlevsel olmayan, İstanbul’un yer adlarının etimolojisinin yapıldığı uzun bir girişle başlar. Ardından Safi Bey’in iç ve dış özellikleri tanıtılarak serim bölümüne geçilir. Asli olay örgüsünü Safi Bey’in kardeşlerini anlatıcıya bırakıp gitmesi ve anlatıcının bundan intikam alması oluşturur. Sürprizli bir sonla biten öyküde, babanın da ahlaki değerlerini yitirip oğlunun yoluna girmesiyle inandırıcılık biraz zedelenmiştir.

 

Lekeli Humma Şüphesi?

Otuz beş yaşında, aşırı titiz, meraklı ve evhamlı olan Servet Efendi, İstanbul’u saran lekeli humma salgınından korunmak için aşırı tedbirler alır. Büyük Ada’ya gitmek için bindiği vapurda, üzerinde bit olan bir adamı uyarır ancak adamın bite vurmasıyla bit Servet Efendi'nin boynuna düşer ve onu ısırır. On yedi-on sekiz günlük kuluçka süresince öleceğinden emin bir gerilim yaşar. Süreç sonunda hasta olmadığı anlaşılınca ailesiyle mutlu olur fakat insanın insana ettiği kötülükleri düşünerek karamsar bir dünya görüşünü benimser.

Servet Efendi’nin portresiyle başlayan serim bölümünün ardından vapurda bitin ısırmasıyla asıl olaylar gelişir. On sekiz günlük kuluçka süresi boyunca yüksek bir gerilim tırmandırılır. Ancak anlatıcının veya kahramanın yaptığı uzun açıklamalar olay örgüsünü yer yer aksekliğe uğratmıştır.

 

Büyük Bir İbret Dersi

Anlatıcı, bir Ramazan akşamı Aksaray’daki evine yürürken bir vezir konağından köpeklere yiyecek atıldığını görür. En güçlü ve iri olan "azman" köpek, diğer tüm köpekleri döverek önce kendi karnını doyurur. Ardından sırayla daha az güçlü olanlar yer; en sona ise hiçbir şey kalmayan yaşlı ve çelimsiz bir köpek kalır. Bu durum, II. Abdülhamit dönemindeki siyasi istibdat düzeninin, güçlü olanın zayıfı ezdiği adaletsizliğin sembolik bir eleştirisidir.

Giriş ve çıkışında yazarın doğrudan açıklamalarının yer aldığı öykü, anlatıcının Ramazan akşamı Aksaray'da köpeklerin yemek kavgasını izlemesi ve bunu dönemin siyasetine bağlaması üzerine kuruludur.

 

Horoza Ses Talimi

Vacip Efendi, eşi, kaynanası Nesibe Hanım ve kızı Binnaz, Maltepe'de ıssız bir köşkte kiracı bulunana kadar geçici bekçilik yapmaktadır. Sulukule'deki dar evlerine dönmek istemedikleri için evi gezmeye gelen kiracı adaylarını korkutup kovalayacak hileler planlarlar. Nesibe Hanım köşkü tekin değilmiş gibi gösterip gelenleri kaçırmayı başarır. Köşkte kaldıkları sırada horozlarının ötmediğini fark edince horozlara kendileri öterek ses talimi yaptırırlar. Durumu öğrenen ev sahibi onları evden atar; ancak Maltepe genelinde köşkün perili olduğu ve içindekilerin horoz gibi öttüğü dedikodusu yayılır. Öykü, halkın batıl inançlara olan yatkınlığını mizahi bir dille eleştirir.

Olay örgüsünde aksaklıklar ve kopukluklar vardır. Kiracıları kaçırma hilesi ile horozlara ses talimi yaptırılması arasında organik bir bağ yoktur. Ayrıca başında bahsedilen hile beklentilerinin tamamı öykü içinde karşılanmaz.

 

Kılıbık

Şehri Bey'in aşırı "kılıbık" tutumunu törpülemek isteyen arkadaşlarının ona oynadığı bir oyun üzerinden gelişen olaylar anlatılır. Eşini kıskandırma ve "hayali bir ikinci eş" yanılsamasıyla kocasının değerini anlayan Semiha Hanım'ın değişimi ile evlilikte güç dengeleri ve kadın-erkek ilişkileri mizahi bir dille ele alınır.

Şehri Bey’in bir arkadaşı metnin ibret dersini özetler: “Dizginlerini karılarına kaptırmış zavallı zevçler böyle senin gibi birer defa şahlanırlarsa kocalık şerefine ererler.”

 

Kedi Yüzünden

Saadet Hanım ve annesi Müride Hanım’ın kedileri Gülfem üzerinden mahalle kadınlarıyla girdiği diyaloglar anlatılır. Mart ayında kedilerin durumu bahane edilerek Şehzadebaşı gençlerinin hovardalıkları, gelir eşitsizliği ve I. Dünya Savaşı yıllarında türeyen harp zenginleri ironik dille eleştirilir:

“(Kebapçı) evini öyle besliyor öyle besliyor ki her akşam iki eli tıklım tıklım gelir… O aznavur kedi hep et kırpıntısıyla besleniyor. Onun için azılı… Et pahalı diyorlar… Para yok diyorlar… A o bize göre… Bizim gibiler için yok…”

 

Gönül Ticareti

Yaşlı Nihat Bey’in, eşi Bahire’nin ekonomik kaygılarla başka bir adamla girdiği ilişkiyi “yeni ahlâk” kılıfıyla meşrulaştırmaya çalışması üzerine yaşadığı yıkım ve boşanma süreci işlenir. Toplumsal yozlaşma ve ahlâk kavramı sorgulanır.

 

Uçurumun Kenarında

28 yaşında güzel bir kadının (Manolya), bir sinir doktorunun muayenehanesinde geleneksel namus anlayışını, toplumsal ikiyüzlülüğü ve kocasına duyduğu nefreti dile getirmesi konu edilir.

Genç kadının muayenehaneye gelmesi, doktorla yaptığı uzun fikrî tartışma, kocasını çirkin tasvirlerle anlatması ve doktorun "Gizli bir sevdiğiniz mi var?" sorusu üzerine panikleyerek kaçmasıyla son bulur.

 

Hangisi Daha Zevkli

Karısı Peyman’ı kendisini aldattığı gerekçesiyle öldüren Haşim Ulvi’nin yaşadığı derin vicdan azabı ve iç hesaplaşma anlatılır. Haşim Ulvi, cinayetin ardından aldatılan fakat eşini tutkuyla sevmeye ve bu acıyı çekmeye devam eden meçhul bir erkekten mektup alır. Mektaptaki "Büyük babalarımız sadakatsiz aşifteyi öldürürlermiş. Bu atadan kalma şeyin vahşetinden yüreklerimizi temizlemeliyiz..." (s. 31) ifadeleri üzerinden, namus cinayetleri, aldatılma karşısında takınılan tavırlar, aşkın hastalıklı yönleri ve toplumsal kabuller sorgulanır.

 

Benim Babam Kimdir?

Bir hayat kadını tarafından doğurulup cami kapısına terk edilen, hayırsever Nasuhi Bey tarafından büyütülüp memur olan Mesut 41'in hikâyesi işlenir. Yıllar sonra annesinin ortaya çıkmasıyla varoluş, insan doğası, kader, ahlak, soyçekim ve gayrimeşru çocukların toplumdaki yeri tartışmaya açılır.

 

Çocuğumun Babası

Çamlıca’da konağı olan varlıklı Nedim Uğur’un, kendisini aldatan eşi Şükran ve onun âşığı Arif Şehla ile medeni bir şekilde yüzleşme çabası anlatılır. Aldatılan erkeğin şiddete başvurmak yerine medenice eşini âşığına bırakmayı planlaması, bu sırada eşinin doğum yapması ve Nedim Uğur’un doğan çocuğa "fahri babalık" yapmayı kabul etmek zorunda kalması işlenir.

 

Balta ile Doğuran Böyle Doğurur

Etyemez’deki eski bir ahşap evde yaşayan cimri ve otoriter Hasibe Hanım’ın, döl vermeyen gelinini doğurtmak amacıyla mahalle kadınlarının tavsiyesiyle başvurduğu batıl inançlar anlatılır. Geline baltayla saldırılarak korkutulması sonucu kadının iki aylık bebeğini düşürmesiyle biten olay üzerinden cahil halk kadınları ve batıl inançlar mizahi/eleştirel bir dille hicvedilir.

 

Tımarhane Şairlerin, Filozofların Mabedidir

Gazeteci Vedat Ünlü, şair Şemsettin Kutbi ile röportaj yapmak ister. Şairin annesi oğlunun aklını yitirdiğini söyleyerek engellemek istese de Kutbi ortaya çıkar. İkili arasında akıllılık ve delilik üzerine felsefi bir söyleşi gerçekleşir. Kutbi’nin delice sözlerinden oluşan bu röportaj gazetede basılınca büyük bir yankı uyandırır. Öyküde, toplumun akıllı kişilere değil delilere rağbet etmesi üzerinden "zamane" eleştirisi yapılır ve edebi üslupsuzluklar "İhtiyar şairin biri bana şimdiki şiirlerde akıllı söz ile divaneninkini fark etmek güçleşti dedi." (s. 71) cümlesiyle iğnelenir.

 

Er Kişi Niyetine

Namusla Açlık Meselesi adlı eserinin ilk baskısında da yer almıştır.

 

Kırço

Gece yarısı Sarıyer’e gitmek için bindiği atlı arabada zayıf ve ihtiyar bir at olan "Kırço" ile tanışan anlatıcının, bu hayvana duyduğu derin merhamet ve bağ anlatılır. Zamanla Kırço’ya bağlanan anlatıcı, bir gün deniz üzerinde atın leşiyle karşılaşır ve gözyaşlarına boğulur. İnsanın kendi çıkarı uğruna doğaya ve hayvanlara uyguladığı acımasızlığın eleştirildiği öyküde, Nietzsche’nin Torino'da bir atın kırbaçlanması karşında yaşadığı zihinsel kırılma ile paralellikler kurulur.

 

Papazın Eşeği

Fransızcadan tercümedir.

 

Gugular

Ahırkapı’da yaşayan geçimsiz ve varlıklı Latife Hanım ile onun mirasına konma hayali kuran sarhoş kardeşi Yusuf Ağa ve pasaklı yengesi Afife’nin trajikomik hikâyesi anlatılır. Latife Hanım’ın Hacca gideceği ve mal dağıtacağı haberi üzerine büyük bir beklentiyle eve koşan çift, kendilerine verilen değersiz eşyalarla büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Öyküde yoksulluk, miras hırsı ve halk arasındaki batıl inançlar işlenirken, halkın anlamadığı ağdalı bir dille konuşan din adamları da mizahi bir dille karikatürize edilir.

 

Kıpti Düğünü

Sarıyer ile Yenimahalle arasındaki "Koru" denilen ağaçsız alanda yaşayan Romanların (Çingenelerin) yaşam tarzları, yoksullukları ve geleneksel düğün hazırlıkları anlatılır. Anlatıcının bahçesinden izlediği düğün hazırlığında damadı giydirmesi, hediye vermesi ve düğünün ertesi günü ailenin içine düştüğü sefaleti görüp üzülmesi işlenir. Folklorik bir atmosferde gelişen öykü, hem mizahi unsurlar barındırır hem de yoksulluğa dikkat çeker.

 

Ecir ve Sabur

Oğlu Cemal’i kaybeden Behiye Hanım’ın evine taziye ("ecir ve sabır") için gelen mahalle kadınlarının bilinçsiz, abartılı ve yersiz konuşmaları yüzünden kederinden hastalanıp ölmesi anlatılır. Ardından kızı için gelen taziye ziyaretçilerine dayanamayıp sinir krizleri geçiren anne Şekure Hanım’ın gelenleri darp etmesi üzerine "çıldırdı" denilerek tımarhaneye yatırılması işlenir. Mehmet Kaplan’ın da belirttiği gibi, öyküde şuursuzca uygulanan geleneklerin ve toplumsal ritüellerin insan hayatında yarattığı yıkım ve cehalet eleştirilir.

 

Kedim Nasıl Öldü

Anlatıcının “Nazlı” adındaki Ankara melezi kedisinin iç ve dış nitelikleri, çevresindeki insan ve hayvan ilişkileri eşliğinde aktarılır. Öyküde kedinin on iki yıllık yaşamı kronolojik bir sırayla verilmek yerine doğrudan ölümüne ve yaşlılık dönemine odaklanılmıştır. Nazlı’nın yedi-sekiz yaşından itibaren geçirdiği fiziksel çöküş anlatılarak canlıların geçiciliği ve ölüm teması işlenmiştir.

 

Melek Sanmıştım Şeytanı

Varlıklı bir aileye iç güveysi olan 28 yaşındaki Hüsnü Bey, evliliğinden sıkılarak evdeki hizmetçi Servinaz ile birlikte olur. Servinaz’ın hamile kalmasıyla eşi Bedriye Hanım durumdan şüphelenir. Hüsnü Bey, suçu para karşılığı diğer hizmetçi Aziz Köklü'nün üzerine atmaya çalışırken, Aziz Köklü'nün de önceden Servinaz ile ilişkisi olduğu ortaya çıkar. İki hizmetçi evlendirilerek mesele kapatılır. Öyküde erkeğin kadını aldatması, evlilikte yeni heyecan arayışları, vicdan azabı ve geleneksel-Batılı yaşam çatışması işlenir.

 

Şehirde Bir Şekâvet

Yoksul Ali Baba, viran haldeki üç odalı evini tamir ettirip yazın kiraya vererek gelir elde etmek ister. Ancak eve Kanlı Sadık adında bir eşkıya zorla yerleşir. Ali Baba'yı dövüp iki yıllık kirayı peşin aldığına dair zorla senet imzalattırır. Çevredeki kimseden Ali Baba'ya yardım gelmez. Öyküde, şehirdeki zorbalıklar ve toplumun kötülük karşısında duyarsızlaşarak iyilik hissini yitirmesi anlatılır.

 

Allah Gönlüne Göre Versin

Boğaz’a nazır bir köşkün sahibi olan zengin Sabih Bey, sürekli kendisinden para isteyen arkadaşı Derviş Efendi’yi reddeder. O esnada gelen bir köylü, eşkıyaların fidye istediği mektubu getirir. Sabih Bey mektubu ciddiye almazken kâhyasından, fidyeyi vermeyen Kutbüddin Efendi'nin öldürüldüğünü öğrenir. Öykünün sonunda Derviş Efendi, merhamet etmeyene Allah’ın da merhamet etmeyeceği dersini çıkarır.

 

Misafir

Dar bir evde sınırlı imkânlarla geçinen İzzet Efendi’nin evine, Anadolu Kavağı’ndan iki çocuklu bir ailenin yatılı misafir olarak gelmesi ve beklenenden çok uzun süre (on dokuz gün) kalmaları anlatılır. Dar gelirli iki ailenin bir arada yaşamasının yarattığı gerilim mizahi bir dille sunulur. Yazar, okurda güldürü ve merhamet hissi uyandırmayı amaçlarken, ev sahibi kadınların misafirlerin yüzüne başka, arkasından başka davranmalarını vurgulayarak toplumun ikiyüzlülüğünü eleştirir.

 

Ahlâk Humması

Bir karı-kocanın aşk, evlilik, aldatma ve toplumun kadın ile erkeğe yüklediği farklı sorumluluklar üzerine girdiği sert tartışma işlenir. Erkek, kadının aynalı dolabından şüphelenir ancak kadının asıl aşk mektupları yatağının altındaki kutudadır. Kadın kocasının da kendisini aldattığını bildiğini sezdirdiğinde erkek tartışmayı terk etmek zorunda kalır. Öykü, toplumdaki genel ahlak krizini ve iki yüzlülüğü sorgular.

 

Asansör

Çerkes cariye Dilpesend’in satın alındığı günden ölümüne kadar geçen çileli ömrü anlatılır. Cariyelik/kölelik kurumu, yanlış Batılılaşma, dindarlığın yanlış anlaşılması (sofuluk/yobazlık eleştirisi) ve kadınların toplumdaki baskılanmış yeri işlenir.

 

Eti Senin Kemiği Benim

Yazarın Girit'te başlayan kendi ilkokul anılarına dayanır. Eski eğitim sistemindeki dayak, şiddet ve öğretmenlerin acımasız tutumları ("Eti senin kemiği benim" anlayışı) eleştirilir. Öyküden ziyade hatıra niteliğindedir.

 

İlk Orucum

Çocukluk ramazanlarını anlatan hatıra yazısıdır.

 

Hayat ve Ölüm

Ölüm üzerine düşünce yazısıdır.

 

Çocuklara Yasak

Tiyatro piyesi şeklinde sadece diyaloglarla yazılmıştır. Bir babanın çocuğunu sinemaya götürmesi, ancak filmin müstehcen içerikli olması sebebiyle çocuğun içeri alınmaması üzerine evde yaşanan tartışmayı konu alır.

 

Üfürükçülüğüm

Batıl inançlar ve üfürükçülük üzerine bir düşünce yazısıdır.

 

İnsan Çekiştiren Eski Vaizler

Eski İstanbul vaizlerini anlatan anı/düşünce yazısıdır.

 

Mırnav Mırnav

Aksaray’da son derece yoksul bir hayat süren yaşlı Türkân Hanım’ın, çocukluğundan tanıdığı ve Heybeliada’da ikamet eden yazara yazdığı mektup öykünün konusunu oluşturur. Türkân Hanım mektubunda geçmiş anılarını, açlık ve sefalet içinde geçen günlerini, sigara ve çay tiryakiliğinin imkânsızlıklarla birleşince aldığı trajik hali dile getirir. Öyküde yoksulluk ve toplumsal çöküş temaları işlenirken; sokaklarda yarı dekolte kıyafetlerle dolaşan kadınlar Mart kedilerine benzetilerek dönemin değişen yaşam tarzı eleştirilir.

 

Türkân Hanım’dan Mektup

“Mırnav Mırnav” öyküsünün konu, mekân ve üslup bakımından birebir tekrarı niteliğindedir. Öyküyü ilk öyküden ayıran tek fark, metnin sonuna İttihatçılara yönelik sert siyasi eleştirilerin eklenmiş olmasıdır.

 

Erkeğe Galebe Reçetesi

İki yıllık evli, dışarıdan son derece mükemmel görünen Şehsuvar Bey ve Yekta Hanım çiftinin çekişmesi anlatılır. Şehsuvar Bey, eşinin garip davranışlarını incelediğinde onun kadınlar tarafından hazırlanan "erkekleri ele geçirme/yönlendirme" talimatnamelerine uyduğunu fark eder. Buna misilleme olarak erkeklerin kadınlara karşı üstünlük kurmasını sağlayacak bir reçete/mektup kaleme alır. Metinde kadınların güzelliklerini bir silah gibi kullanmaları eleştirilirken, dış güzellikten ziyade ruh güzelliği ve annelik/eşlik kavramlarının manevi değeri vurgulanır.

 

Bir Genç Kızın Avaze-i Şikâyeti

Çapkın bir erkek tarafından kandırılıp, duyguları istismar edildikten sonra terk edilen bir genç kızın acı ve hüznünü doğaya karşı haykırmasını konu alır. Şiirsel (mensur şiir benzeri) ve son derece ağdalı bir dille yazılmış olsa da bünyesinde olay barındırdığı için öykü niteliğindedir. Öyküde aşk acısının yanı sıra yaşamın geçiciliği, fani oluşu ve ölüm konuları işlenir.

 

Horoz Ailesi Sinirli Hanımın Mektubu

Mektup biçiminde yazılmış, çok eşliliğe karşı tek eşliliği savunan düşünce metnidir.

 

Hanımların Ökçesi – Beylerin Öfkesi

Kadınların yüksek topuklu ayakkabı giyme merakını mizahi bir dille eleştiren yazı köşe yazısıdır.

 

Bir Açın Ruznamesinden Birkaç Yaprak

Yüksekokul diploması olmasına rağmen torpili ve dayısı olmadığı için iş bulamayan, nemli ve karanlık bir bodrum katında açlıkla mücadele eden bir gencin toplumsal düzene isyanını konu alır. Genç, çaresizlik ve açlığın kendisini ahlaki değerlerden uzaklaştırdığını; liyakatsiz insanların makam sahibi olduğu düzende diplomalı gençlerin felakete sürüklendiğini anlatır.

 

Yazarlar Nasıl Ölür?

Yazarlık mesleği üzerine kaleme alınmış bir denemedir.

 

Heybeli Yangını

Yazarın Heybeliada'da bizzat tanık olduğu yangını anlattığı anı yazısıdır.

 

Büyük Bir Nedamet

Sıcak bir yaz günü dik bir yokuştan eşek arabasıyla zorlukla su taşıyan yaşlı bir kadına, arkasından gelen iki külhanbeyinin yaptığı kötülük ve sonrasındaki pişmanlık anlatılır. Külhanbeyleri arabadaki su tıpasını çekerek tüm suyu sokağa akıtırlar. Kadın tepede durumu fark edip çaresizce ağlayınca yaptıklarından pişman olup kavgaya tutuşurlar. Kanlar içinde kalan külhanbeylerine, suyunu doldurup tekrar yukarı çıkan kadının iyilikle su ikram etmesi onları derin bir utanç ve nedamete sürükler.

 

Kanımızı Emenler

Sivrisinek ve pire gibi haşereler hakkında bilgilendirici bir yazıdır.

 

Karıncalarla Savaştayım

Yazarın evini basan karıncalara karşı aldığı kişisel önlemleri aktaran bir metindir.

 

Galip ve Mağlup Vaziyet

Kolay yoldan hırsızlık yaparak para kazanmak isteyen iki kafadarın hikâyesidir. Biri diğerine hırsızlığın inceliklerini uygulamalı olarak gösterirken işi ileri götürür ve arkadaşının parasını zorla gaspeder. Diğerinin şaka sanarak yaptığı itirazlara rağmen parasını vermez. İki hırsızın arasındaki diyaloglar üzerinden ağır bir hırsızlık felsefesi ve toplumsal düzen eleştirisi sunulmaktadır.

 

Döşekten Bir Sada

Yazarın İspanyol nezlesi hastalığına yakalanma sürecini ve iyileşmesini anlattığı kişisel anısıdır.

 

Varda, İspanyol Geliyor!

Ada vapurunda yer bulamayan üç kalender gencin akılcı kurnazlığını anlatır. Yanlarına içki ve meze alan gençler, tıklım tıklım dolu vapurda rahatça demlenmek için boş bir kamaraya geçip kapısına "İçerde İspanyol Nezlesinden Hasta Vardır. Kendinizi Sakınınız!" yazarlar. Vapurdan inerken de aynı sloganı bağırarak kalabalığı yarar, rahat bir yolculuk geçirirler. Öykü, vapur seyahatlerindeki karmaşayı ve toplumsal kurnazlıkları hicveder.

 

Halî Zamanı Olmayan Bir Adam

Şahıs isimleri ve kurgusu itibarıyla yerli ögeler taşımayan Fransızca çeviri bir metindir.

 

Ne Boş Hayal İmiş

Karakter isimleri yabancı olan ve yerli unsur barındırmayan çeviri öyküdür.

 

Bir Zeki Rehnüma

İsviçre'de geçen, Mösyö Halevi tarafından anlatılan çeviri bir metindir.

 

Garip Bir Mektup

Fransızcadan yapılmış bir öykü çevirisidir.

 

Bir Oburun Mücadele-i Nefsiyesi

Oburluğuyla bilinen "S" Efendi'ye Çorlu'ya götürmek üzere bir yemek sepeti teslim edilir. Yolda nefsine yenik düşüp sepeti açan "S", sepetin içine önceden yerleştirilmiş "A utanmaz obur, Çorlu burası mı?" notuyla karşılaşır. İnsan zaaflarını abartarak tipler yaratan, sürpriz sonlu mizahi bir Hüseyin Rahmi öyküsüdür.

 

Bir Maymunun İntiharı

Yabancı bir gazetede görülen haber üzerine yazılmış fıkradır.

 

Zavallı Cambaz

Jopal adlı Fransız bir cambazın ölümü üzerine çeviri metindir.

 

Baba Kornil’in Mühim Bir Sırrı

Alphonse Daudet'den uyarlanan, yel değirmenlerinin teknolojiye karşı direnişini anlatan çeviri öyküdür.

 

Arsızlık Eden Cezasını Bulur”

Parisli çapkın Mösyö Koper'e yapılan şakayı aktaran çeviri öyküdür.

 

Kedilenmek İlleti

Kendini kedi sanan bir hastayı konu edinen çeviridir.

 

Kim İki Bin Dolar Kazanmak İster?

Avrupa basınındaki bir yarışmayı aktaran çeviri metindir.

 

Sadakat

Evlilik ve aldatma konularını işleyen yabancı kaynaklı çeviri öyküdür.

 

Bir Sehv-i Rü’yet

Mösyö Premon ve eşinin sayfiyede yaşadığı hırsızlık vakasını anlatan çeviri öyküdür.

 

Sinematograf

Mizah gazetesindeki iki kurgusal karakterin diyaloğundan ibaret kısa bir metindir.

 

Kumru ile Büyükhanımın Mükalemesi

Penceredeki Büyük Hanım ile ağaçtaki kumru arasında geçen diyalogdan oluşur. Hüseyin Rahmi'nin saf mahalle kadınlarının anlatımları üzerinden yakaladığı mizahi dili yansıtır.

 

Samatya Tramvayında Topa Yirmi Kala

İftar vaktine yakın Samatya tramvayında seyahat eden halktan insanların saat ayarlama ve vakit tahmin etme diyalogları üzerinden gelişen, dönemin İstanbul günlük yaşamını yansıtan mizahi bir sahne aktarımıdır.

 

Sirkeci Lokantalarında İftar

Ramazan'da iftar vaktinde bir lokantada yaşananlar ve Bulgaristan'ın bağımsızlığını gazeteden okuyan cahil kişilerin durumu.

 

Sonbahar Göçleri

İnsanların yazlıklardan (sayfiye) kışlık evlerine manda arabalarıyla taşınması.

 

Boykotajın Telakki-i Değeri

Şemsi Bey ve mahalle kadınlarının dünya gündemini tartışması.

 

Ters Konuşma

Asım ve Kasım isimli iki arkadaşın gazinoda sakallı bir adama yaptıkları absürt şaka.

 

Bir Muamma

Kâmi Bey'in eşini aldatması, parasız kalması ve bunu örtbas etmek için uydurduğu yalan.

 

Sahte Doktor

Hırsız Kâzım'ın hapishaneden kaçışını ve doktor kıyafetiyle yaşadıklarını muhabire anlatması.

 

Yankesiciler Kulübü

II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte hırsızların ve yankesicilerin bir araya gelip "yeni düzene uyum" toplantısı yapması.

 

Heybeliada Merkeplerinin Grevi

Heybeliada'daki eşeklerin "Boz Yörük" önderliğinde insanlara karşı grev yapıp ayaklanması.

 

Bir Hafiyenin İtirafı

İstibdat (II. Abdülhamid) dönemi bittikten sonra işsiz kalan bir hafiyenin geçmişe özlemi.

 

Zavallı Şair

Kendini Baudelaire/Hugo sanan şair Ahmet'in yazdığı şiiri düşürüp kaybetmesi ve acınası hali.

 

Hayvanat Mitingi

İstanbul hayvanlarının Alemdağ'da toplanıp insanlardan daha medeni olduklarını ilan ettikleri miting.

 

Yeni Bir Gazetenin Çukur Düşünceleri

Necdet Bey'in gazete çıkarma hayalleri.

 

Sokakta

Eskici bir Yahudi ile ev hanımının sokaktaki kurnazca pazarlığı.

 

İki Külhani Arasında

İki külhanbeyinin medeniyet, adalet, hürriyet gibi kavramları anlamaya çalışırken düştükleri komik durum.

 

Zarafet ve Tekir

Zarafet Hanım ile Kalfa'nın konuşan ve âşıklar arasında haber taşıyan kedi "Tekir" üzerine tartışması.

 

Mektup

Fransızca uyarlama

 

Balık Pazarı

Fransızca uyarlama

 

Hasta Çocuk

Fransızca uyarlama

 

Kadının Erkeğe Galebesi

Hanımların erkeği yönetme ve cinsel bağımlılığını bir koz olarak kullanma taktiklerini tartışması.

 

Sigarayı Nasıl Terk Ettim?

Hikmet Sadık Bey’in 25 yıllık sigara tiryakiliğinden kurtulma mücadelesi.

 

Refia Hanım’ın Köftesi

Çapkın kocası Hüsrev'in erkeklik organını kesip köfte tabağıyla metresine gönderen Refia Hanım.

 

Pis Bir Vak'a

Kiralık Vücut

Gazetecilik ve basın eleştirisi.

 

Annemin Ölümü

Yazarın 4,5 yaşında annesini kaybettigi anı anlatan sarsıcı hatırası.

 

Gökten Köpek mi Yağıyor

Çeviri

 

İki Öksüz

Çeviri

 

Yeni Diyojen

Beykoz'da fıçıda yaşayan, toplumdan nefret eden Ulvi Süreyya'nın medeniyet karşıtı düşünceleri.

 

Öykülerin Biçim ve İçerik Özellikleri

Hüseyin Rahmi’nin öyküleri romanları gibi toplumsal/psikolojik nitelik taşır ancak konu çeşitliliği (mütenevvi oluşu) bakımından romanlarından daha geniştir.

 

İdarecilerin ve İdari Problemlerin Eleştirilmesi

Yazar kişiliği gereği idarecileri doğrudan hedef almaz. Eleştiriler; genellikle iktidar değiştikten sonra (bir sonraki dönemde) veya hayat pahalılığı, ulaşım, eğitim gibi idari zaaflar üzerinden dolaylı/mizahi bir dille yapılır.

Ada Vapurunda: İstanbul’un medeniyet dışı ulaşım çilesi ve insanların balya gibi taşınması.

Hatt-ı Üstüva: Eğitim sistemindeki falaka cezası ve öfkeli öğretmen tipi.

Yankesiciler: Yahudi, Türk, Rum ve Ermeni yankesicilerin "Avrupalı yankesici" tarafından soyulması simgesi üzerinden; büyük devletlerin Osmanlı azınlıklarını kışkırtarak imparatorluğu parçalama siyasetinin ve buna kananların eleştirisi.

Fırkacı: İttihat ve Terakki dönemi partizanlığının, fırkacılığın ve yalancı basının eleştirisi.

Büyük Bir İbret Dersi: Yemek bölüşen köpekler simgesi üzerinden güçlü olanın hakkını aldığı, istibdat (II. Abdülhamid) dönemindeki adaletsiz idare yapısı.

 

Toplumun Duyarsızlığının, Cahilliğinin ve Ahlâksızlığının Eleştirilmesi

Agâh Sırrı Levend’in deyimiyle "ruhça aristokrat" olan Gürpınar; okumamış, kaba, medeniyetten uzak, ahlaki çöküntüye uğramış halk kitlesine mesafelidir ve onları sertçe eleştirir. Bütün bu eleştirilerin merkezinde ahlaksızlık ve değerler yitimi yer alır.

Kadınlar Vaizi: Dinî değerlerden ziyade fiziksel görüntüsü için bir şeyhe bağlanan cahil mahalle kadınları.

Eşkıya Oyunu: Zamanın ahlaksızlaşması, çocukların sinema/kitaplardan "şekâvet" (eşkıyalık) öğrenmesi, vicdansızlığın geçer akçe olması.

Şıllık ile Züppe: Yanlış Batılılaşma, taklitçilik, arsızlık ve yazarın tarafsızlığını yitirecek derecede nefret beslediği yozlaşmış tipler.

 

Din Adamlarının Eleştirilmesi

Yazarın olumsuz din adamı çizimlerinin arkasında hem benimsediği Pozitivizm felsefesi (olguya dayanmayan teolojik/metafizik bilgiyi reddetme) hem de çocukluğunda maruz kaldığı mahalle mektebi/hoca şiddeti (Eti Senin Kemiği Benim) yatar.

Lakırdı Beynimizde: Dini ve şer'i nikah/yaş düzeltme işlerini para koparmak için suiistimal eden çıkar hisli imam tiplemesi.

Kocası İçin Deli Divane: Kadınların okumasına karşı çıkan, "dünyanın öküzün boynuzunda olduğu" gibi hurafelere inanan bağnaz, cahil "Laz Hoca" tipi.

Asansör: Kadına hiçbir hak tanımayan, bağnaz ve haksız ithamlarla eşini boşayan İshak Efendi tipi.

 

Aldatma

Gürpınar’ın aile kurumuna karşı duyduğu güvensizlik ve soğukluk, öykülerinde sıklıkla kadınların sadakatsizliği şeklinde belirir.

Öykülerdeki aldatan kadınlar, geleneksel ahlakı eleştirip yaptıkları aldatmayı bir düşünce ve ahlak olarak savunurlar. Aldatılan erkeğin tepki göstermesi "ilkellik/hamallık" olarak nitelendirilirken, durumu olgunlukla kabul etmesi "medeni mösyö" olmak şeklinde sunulur.

 

Erkeklerin aldatması "yeni moral" veya ideolojik bir gerekçeye dayanmaz. Genellikle varlıklı, evliliklerinden sıkılmış erkeklerin bir heyecan arayışıdır.

Yasak ilişki çoğunlukla konağın beyi ile evdeki hizmetçi kız arasında yaşanır. Baştan çıkarmada erkek aktif taraftır. Erkekler yaptıkları hatalardan pişmanlık duyar, aile huzurunu korumak için büyük vicdan azabı ve gerilim yaşarlar. Genelde bu hatalar bir defaya mahsustur.

 

Geçimsizlik

Çocukluğunda aile sıcaklığı tatmayan ve hiç evlenmeyen yazar, Moliere’in de etkisiyle genellikle mutsuz evlilikleri işlemiştir.

 

Öykülerde evlilikteki geçimsizliğin ana sebebi hemen her zaman kadınlar olarak gösterilir. Kadınların aşırı kıskançlıkları, tembellikleri, savurganlıkları, anlayışsızlıkları veya kanunların verdiği hakları yanlış yorumlamaları (örn. Hukuk-u Aile Kararnamesi) huzursuzluk çıkarır. Erkekler ise genellikle yapıcı, alttan alan ve arabulucu taraftır.

 

Aşk

Gürpınar aşkı daha çok tensel/şehevi boyutta işlediği için romantik ve duygusal aşk öykülerinin sayısı oldukça azdır.

Duygusal aşk öyküleri genelde karamsar bir havada geçer. Savaş, ölüm, ihanet veya engeller yüzünden âşıklar genellikle birbirine kavuşamaz.

Ölü Diri Getirir: Savaştan dönen bir adam ile eşini kaybeden bir kadının mezarlıkta kesişen ve mutlu sonla biten hikâyesi.

Katil Pûse: Hizmetçisine âşık olan beyin, ölüm döşeğindeki kızı cansız dudaklarından öpmesiyle ulaşan trajik aşk.

Kanlı Eldiven: Nişanlısının savaşta şehit düşmesi üzerine çıldıran Rasime’nin acısı.

Bir Genç Kızın Avaze-i Şikâyeti: Terk edilen bir genç kızın doğaya feryadı.

 

Toplumsal Değişim ve Batılılaşma

Toplumsal değişim Türk öyküsünde sıklıkla Batılılaşma konusuyla kesişir. Gürpınar öykülerinde bu değişimi, insanların algılayış biçimlerini ve toplum üzerindeki etkilerini işler. Değişimi savunanlar genellikle gençlerken, tepki gösterenler muhafazakâr ve yaşlı kesimdir.

 

Batılılaşma tartışmaları en belirgin şekilde kadınlar ve kadın kıyafetleri (kısa etek, şeffaf çorap, çarşaf) üzerinden yürütülür. Cumhuriyet ile birlikte kadınlara tanınan özgürlükler, bazı öykülerde hürriyet olarak selamlanırken (Meyhanede Hanımlar); bazı öykülerde ise yozlaşma, edepsizlik ve "yanlış Batılılaşma" olarak eleştirilir (Aferin Hayrullah, Müslüman Mahallesinde Bu İş Olur mu?).

 

Şıllık ile Züppe: Batılılaşmayı derinlikten yoksun bir gösteriş ve ahlaksızlık olarak gören tipler acımasızca karikatürize edilir.

İhtiyar Muharrir: Edebi dil ve üsluptaki değişimi (Ahmet Mithat ve Namık Kemal çizgisinden sembolik/tasarruflu yeni anlayışa geçiş) yaşlı bir yazarın eleştirilmesi üzerinden sunar.

Zavallı Katil: Meşrutiyet sonrası taklitçi kurumların (İzdivac ve Talak İdarehanesi) Türk dinine, ahlakına ve geleneklerine uymayacağı vurgulanır.

Asansör: Alafranga yaşayan bir paşanın torunları ile muhafazakâr/sofu bir adamın evliliği üzerinden Doğu-Batı çatışması resmedilir.

 

Yoksulluk

Gürpınar’ın hayatı boyunca yaşadığı geçim endişesi ve II. Meşrutiyet sonrası gelişen sol/sosyalist fikirler yoksulluk temasına eğilmesinde etkili olmuştur. Yoksulluğun ana kaynağı çoğunlukla savaş şartları (I. Dünya Savaşı) ve toplumsal merhametsizliktir.

Namusla Açlık Meselesi: Savaş yüzünden yoksullaşan bir ailenin kadınları zenginlerin metresi olarak evi geçindirir. Namuslu kalmak ile açlıktan ölmek arasındaki trajik çatışma işlenir.

İmrenilecek Bir Ölüm: Yoksulluk ve açlık yüzünden lokanta vitrinlerini izleyen Nasıh Bey'in zengin-yoksul uçurumuna isyan ederek lokantada çatlayana kadar yemek yiyip intihar etmesi anlatılır.

Açlık Çaresi / Gugular: Yoksulluk kimi zaman bakkallardan otlanarak karın doyurma ironisiyle, kimi zaman da yoksul çiftin zengin akraba mirası hayalleriyle derin bir şekilde aktarılır.

Türkân Hanım’dan Mektup: Yoksulluğun boyutları, mezarlıktan toplanan kozalaklarla veya gazete kâğıdı yakarak kahve pişirme çabasıyla somutlaştırılır.

 

Batıl İnançlar

Küçük yaşlardan itibaren geniş bir kadın çevresinde yetişen Gürpınar, halk kültürünü ve inançlarını çok iyi tanır. Ancak aldığı eğitimle benimsediği pozitivist düşünce ("bilimsel bilginin tek geçerli bilgi olduğu" anlayışı) nedeniyle halkın batıl inançlarına eleştirel, alaycı ve "bıyık altından gülen" bir tutumla yaklaşır.

Tosun: Ölmek üzere olan hastaya okunmuş su içirilmesi ve sırtının sıvazlanması.

Horoza Ses Talimi: Maltepe'deki bir köşkte kiracıları kaçırmak için bahçeye yapay bir türbe/yatır süsü verilmesi ve halk arasında köşkün "tekin olmadığı" dedikodusunun yayılması.

Balta ile Doğuran Böyle Doğurur: Gelini doğurtmak için baltayla korkutma, muskalar, don okutma veya yarasa pisliği yutturma gibi cahilce yöntemler yüzünden kadının çocuğunu düşürmesi trajikomik bir dille resmedilir.

 

Millî - Vatani Konular

Gürpınar'ın sadece toplumsal konuları işlediği yönündeki yaygın kanaatin aksine; Tehlike Karşısında Keçi Fil Oluyor, Kanlı Eldiven ve Büyük Ana gibi öykülerinde I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele atmosferini işlediği görülür. Bu metinlerde vatan, millet ve din uğruna fedakârlık, kutsal şehadet mertebesi ve zor zamanlarda ortaya çıkan millî kudret/mucize temaları işlenir.

 

Ölüm

Küçük yaşta annesini kaybetmesinin ve ateist/materyalist/pozitivist dünya görüşünün etkisiyle Gürpınar öykülerinde ölüm; kasvetli, karamsar, bedenlerin çürümesi ve "hiçlik" olarak ele alınır (Ölü Diri Getirir, Lekeli Humma Şüphesi). Şehitlik konusunun işlendiği istisnai durumlar hariç, ölümde ahiret inancından ziyade yok oluş vurgulanır.

 

Delilik

Yazar, deliliği veya akıl sağlığı bozulmuş tipleri (Tımarhane Şairlerin, Filozofların Mabedidir, Yeni Diyojen) varoluşsal ya da psikolojik bir derinlikle incelemekten ziyade; zamane edebiyatını, toplumun sığlığını ve medeniyetin kısıtlayıcı kurallarını eleştirmek için kullanışlı birer araç/satir öğesi olarak konumlandırır.

 

Olay Örgüsü ve Teknik Çözümleme

Gürpınar’ın öykülerinde en çok eleştirilen husus, olay akışının yer yer uzun fikri mütalaalar, anlatıcı müdahaleleri ve mesaj verme kaygısıyla kesintiye uğramasıdır. Ancak romanlarına kıyasla öyküleri daha dar kapsamlı olduğu için teknik bakımdan daha derli toplu kabul edilir.

 

Gürpınar öykülerinde anlatım sorumluluğunu üst bir anlatıcıdan ana olayın kahramanına veya tanığına devrederek (Menekşe Kalfa’nın Müdafaanamesi, Nergis Hanımla Fehmi Bey, Katil Puse, Tövbeler Tövbesi, Gönül Ticareti) anlatıya çok katmanlılık ve gerçekçilik kazandırır. Bu teknik sayesinde merak unsuru kamçılanır ve farklı bakış açılarından yararlanılır.

 

Diyalogların İşlevselliği

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da belirttiği üzere Türk edebiyatında hakiki konuşmayı başlatan isimlerden olan Gürpınar, kişilerini statülerine, yaşlarına ve tiplerine (Laz, Rum, din adamı vb.) uygun bir doğallıkla konuşturur. Geleneksel Türk tiyatrosundaki (Karagöz-Hacivat, Ortaoyunu) didişme/muhavere mantığını modern öyküye taşır. Birçok öyküsünde anlatıcıya ihtiyaç duyulmaksızın olay örgüsü tamamen diyaloglar üzerinden yürütülür.

 

Gürpınar'ın eserlerinde dramatik vasıf ön plandadır. Öykülerin büyük kısmında mekân sabittir ve olaylar tek bir sahnede geçer. Metin içi parantez yönlendirmeleriyle birlikte bu yapı, öykülerini tiyatro/ortaoyunu metinlerine yaklaştırır.

 

Sevdiği yazarlardan Guy de Maupassant’ın etkisiyle olay öyküsü modelini benimser. Özellikle serim (tanıtım) bölümlerini uzun tutar; gerilimi adım adım tırmandırarak klasik düğüm ve çözüm süreçlerini işletir.

 

Okuyucunun ilgisini canlı tutmak adına sürükleyici bir merak ögesi kurgular. Karakterlerin çaresizliklerini, ekonomik-ahlaki çöküşlerini veya sırlarını aşamalı olarak derinleştirerek gerilimi yükseltir.

 

Benzer kaderleri veya durumları paylaşan iki farklı kişiyi/varlığı (örneğin doğuran bir kadın ile doğuran bir kediyi ya da benzer kayıplar yaşamış iki insanı) paralel bir çizgide yürüterek kurguyu zenginleştirir.

 

Gürpınar Öykücülüğünün Aksayan Unsur ve Problemleri

Gereksiz Giriş ve Açıklamalar: Öykülerin başında veya ortasında yazarın (veya karakterlerin) araya girerek semt adları, hastalıklar, felsefi görüşler vb. konularda uzun teknik/ansiklopedik bilgiler vermesi kurgunun akışını kesintiye uğratır.

Mesaj Verme ve Öğüt Kaygısı (Didaktizm): Öykülerin sonunda kıssadan hisse çıkarma, toplumsal ibret dersi verme veya tezi doğrudan açıklama çabası, okura yorum alanı bırakmaz. (Umberto Eco'nun "Açık Yapıt" kavramının aksine, kapalı ve tek boyutlu bir anlatım ortaya çıkarır).

Odaklanma Eksikliği: Bazı öykülerde birden fazla konunun, düşüncenin veya olayın aynı anda işlenmeye çalışılması öykünün odağını dağıtır.

 

Anlatıcı; karakterlerin olumsuz özelliklerini, ahlaki zaaflarını veya niyetlerini okurun sezişine bırakmaz. "Söylediğini bilir bilmez hanımlar" veya "bu safdil delikanlılar" gibi doğrudan nitelemeler kullanarak okuru pasifize eder ve çoğul okumaları engeller.

 

Kişiler

Tip: Bireysel niteliklerinden ziyade dâhil olduğu sosyal grubun, zümrenin veya sınıfın ortak kültür ve dünya görüşünü temsil eden kurgusal kişidir.

Karakter: Genel geçer grup özelliklerinin ötesine geçerek hayat, varlık, olaylar ve çevre karşısında özgün/ferdi bir tutum sergileyen, şahsiyeti belirginleşmiş kişidir.

 

Yazar, kişi kadrosunda Geleneksel Türk Tiyatrosu (özellikle Karagöz) tiplerinden (Laz, Rum, Yahudi, Ermeni, Arap, Taşralı vb.) sıklıkla faydalanmıştır. Bu tipler, metin içinde tıpkı Karagöz oyunlarında olduğu gibi kendi lokal şiveleri ve aksanlarıyla konuşturularak canlandırılır.

 

Yoksul Tipler

Gürpınar'ın yoksullara yaklaşımında belirgin bir toplumsal adalet arayışı, merhamet ve ironi göze çarpar. Yoksulluk, karakterlerin gururlarını, ahlaki sınırlarını ve vicdanlarını sınayan sosyolojik bir vakadır.

 

Sem’i Efendi (Namusla Açlık Meselesi): Yoksulluk sebebiyle ailesinin (kızı ve gelininin) ahlaki çöküşüne engel olamayıp yıkılan çaresiz aile babası.

Umran Ali (İhtiyar Muharrir): Gazete matbaasında ömrünü tüketmiş, yeni nesil tarafından dışlanan, doktor parası dahi bulamayan sefil haldeki yazar portresi.

Nasuhi Bey (Bugün Ne Yiyeceğiz?): Üstü başı dökülen, kendi yoksul halini aynada görmekten bile imtiyaz duyan utangaç aile reisi.

Nasıh Bey (İmrenilecek Bir Ölüm): Gençliğinde varlıklı ve görkemliyken harp yıllarının kıtlığında fiziksel ve maddi olarak eriyen trajik figur.

Yusuf Ağa ve Afife Hanım (Gugular): Geliri giderini karşılamayan, pasaklı, sorumsuz ve borç içinde yaşayan aile tipleri.

 

Zengin Tipler

Yazarın zengin kişilere bakışı genelde olumsuzdur. Bu durum yazarın Meşrutiyet dönemi sol/toplumsal gerçekçi düşünce ortamından etkilenmesiyle ilişkilendirilir. Zenginler çoğunlukla çapkınlık, cimrilik, yozlaşma veya duyarsızlık nitelikleriyle çizilir (örneğin: Sabih Bey, Hüsnü Bey, Nef'i Bey).

 

Mahalle Kadınları

Mahalle kadınları toplumsal cehaleti, mahalle dedikodularını ve batıl inançları temsil ederler.

 

Havai Kadınlar

Geleneksel yaşamdan kopmuş, Batılılaşmayı yüzeysel ve yanlış yorumlamış, ev hayatından uzaklaşarak sokağa, eğlenceye ve modaya yönelmiş, genellikle eşlerine sadık kalmayan tiplerdir.

Vedia (Aferin Hayrullah): Evi ve çocuğuyla ilgilenmeyip süslenerek gece yarılarına kadar dışarıda gezen kadın.

Bahriye Hanım (Meyhanede Hanımlar): Kaynanası ve kocasıyla sürekli çatışan, şirret, marjinal tip.

Şıllık (Şıllık ile Züppe): Aşırı makyajlı, rüküş modaya bağlı, insanlardan övgü bekleyen, kavga çıkarmaya hazır züppe kadın tipi.

Bahire (Gönül Ticareti): Eşini aldatan ancak bunu evdeki ekonomik sıkıntıları gerekçe göstererek savunmaya çalışan pragmatist tip.

 

Hayat Kadınları

Gürpınar’ın öykü dünyasında yoksulluk ile ahlaki çöküş/yozlaşma doğrudan ilişkilendirilir. Yazar için yoksulluğu ve ahlak sorunlarını somutlaştırmanın en kestirme yolu hayat kadınlarını işlemektir.

 

Namusla Açlık Meselesi: Sem’i Efendi’nin kızı Rasiha ve gelini Düriye son derece silik çizilmiş tiplerdir. Yazar, bu kişiler üzerinden toplumdaki iktisadi çöküşün namus kavramını nasıl aşındırdığını tartışır. Öykü sonunda annenin, yaşamak için kadınların namusunu satmasını normal karşılayan söylemi, iktisadi şartların ahlakı belirlediği tezini vurgular.

 

Çapkın Erkekler

Çapkın kadınların varlığına paralel olarak, varlıklı ve üst sosyo-ekonomik sınıflardan gelen çapkın erkekler de öykü kadrosunda geniş yer tutar.

Çapkın erkekler, yaptıkları sadakatsizlikleri felsefi/teorik bir temele oturtmaya çalışmazlar. Genellikle bir anlık heves, intikam veya ahlaki zayıflıkla hareket eder; içine düştükleri korku, vicdan azabı veya pişmanlık sonrasında evlilik/aile kurumuna geri dönerler.

 

Hizmetçiler ve Halayıklar

Hizmetçiler, konak yaşamının ayrılmaz parçası olmalarının yanı sıra Gürpınar’ın cinselliği ve sınıf farklılıklarını rahatça işlemesine imkân sağlayan kurgusal araçlardır. Genellikle konak sahiplerinin cinsel arzularının hedefi durumundadırlar.

 

Din Adamları

Gürpınar’ın pozitivist, maddeci ve metafiziği reddeden dünya görüşü sebebiyle öykülerindeki din adamları neredeyse istisnasız olumsuz niteliklerle teçhiz edilmiştir.

Şeyh Küçük Efendi (Kadınlar Vaizi): Adıyla cüssesi çelişen, gösterişli ve şatafatlı kıyafetleriyle dikkat çeken süs düşkünü vaiz.

İshak Efendi (Asansör): Yeniliğe düşman, katı, muhafazakâr ("yobaz") tip.

İmam Efendi (Lakırdı Beynimizde / Tövbeler Tövbesi): Para koparma peşinde koşan veya usulsüz yoldan servet edinen tipler.

 

Sahtekârlar, Dolandırıcılar ve Eşkıyalar

Gürpınar, toplumdaki gelir adaletsizliğini, ahlaki çürümeyi ve güçlünün zayıfı ezmesini teşhir etmek için suçluları öykülerinin merkezine yerleştirir.

Yazar, karakterin ahlaki yapısının tam zıddı isimler tercih ederek mizah ve ironi yakalar:

Afif Necati (Fırkacı): "İffetli" anlamına gelen adının aksine ahlaksız, birikimsiz ve hırslı politikacı.

Safi Bey (Tünelden İlk Çıkış): "Temiz/saf" adının aksine yalancı ve sahtekâr.

 

Yazarlar

Gürpınar, profesyonel bir kalem olarak öykülerine meslektaşı olan yazarları ekler. Bu tipler aracılığıyla yazarak geçinmenin zorlukları, telif/geçim kaygısı ve nesil çatışmaları işlenir.

Umran Ali (İhtiyar Muharrir): Ahmet Mithat ve Namık Kemal kuşağının üslubuna takılı kalmış, yeni nesil tarafından dışlanan, yoksulluk içindeki yaşlı yazar portresi. Bu tip, Gürpınar'ın hayatı boyunca çektiği geçim derdinin otobiyografik yansımasıdır.

 

Askerler

Yazarın babasının asker olması ve erken yaşta kaybettiği baba figürüne duyduğu özlem sebebiyle öykülerdeki Türk askerleri genellikle vatansever, kahraman, vakur ve şehitlik mertebesine eren olumlu şahsiyetlerdir.

 

Doktorlar: Gürpınar’ın dünyasında doktorluk saygın, zeki ve cazip bir meslektir.

 

Öğretmenler: Yazarın öykülerine otobiyografik hatıralarından süzülerek girerler ve genellikle olumsuz çizgide resmedilirler.

 

Ecnebiler

Bir imparatorluk başkenti olan İstanbul'un kozmopolit yapısı öykülere doğrudan yansır. Bu tipler hem gündelik hayatın gerçekliğinden hem de Geleneksel Türk Tiyatrosu (Karagöz/Ortaoyunu) kalıplarından mülhemdir.

Aksanlı Şiveleriyle Rumlar (Ada Vapurunda): Kahveci çırağı ve Madam; Türkçeyi kendilerine has aksanlarıyla konuşturularak yerel renk katarlar.

Gizemli Filozof Bernardo (Eşeklerin Dilinden Anlayan...): İtalyan mı Rum mu olduğu belirsiz, rindane yaşam süren, yazarın toplum karşıtı düşüncelerini dile getiren bir sözcüdür.

Turist Tipleri: İletişimsizlik ve kültürel çatışma üzerinden mizah yaratmak amacıyla kurgulanmıştır (Örn: İngiliz Mıstır Klaksın veya korkak/meraklı Fransız Mösyö Théophile).

Siyahi Unsurlar (Menekşe Kalfa): Şivesiyle konuşturulan aşçı Menekşe Kalfa üzerinden ırkçılık ve siyahi ırkın dünya tarihine katkısı gibi felsefi sorgulamalar yapılır.

 

Çocuklar saflığın simgesi olmanın yanı sıra okurda acınma ve merhamet duygusu uyandırmak için kullanılır.

 

Gürpınar'ın insanlardan kaçan, insan içine çıkmaktan hoşlanmayan (merdümgiriz) yapısı, onun öykülerinde hayvanlara geniş yer vermesine yol açmıştır.

 

Zulme Uğrayan Hayvanlar: İnsanların acımasızlığını göstermek için kullanılır.

 

Zaman

Gürpınar’ın dialog/sohbet tekniğini çok sık kullanması, öykülerinin büyük bir kısmını bir konuşma, tartışma veya yolculuk süresiyle (birkaç saat veya bir gün) sınırlandırmıştır.

 

Bir Yıl ya da Bir Yıldan Kısa Süren Öyküler: Genellikle bir hamilelik süreci, bir mevsim dönüşümü veya birkaç aylık olay silsilesini kapsar.

 

Bir Yıldan Uzun Süren Öyküler: Biyografik unsurlar içeren, geniş kronolojik süreçleri kapsayan öykülerdir.

 

Gürpınar öykülerini hayalî veya uzak geçmişte/gelecekte değil; doğrudan kendi tanıklık ettiği 5 ana tarihsel dönemin atmosferinde kurgulamıştır:

II. Abdülhamit Dönemi

II. Meşrutiyet Dönemi

I. Dünya Savaşı Dönemi

Mütareke Dönemi

Cumhuriyet Dönemi

 

Geriye dönüş (flashback) ve özetleme tekniklerinin kullanıldığı metinlerde anlatma zamanı kısa tutulsa da vak'a zamanı onlarca yıla yayılabilmektedir.

 

Yazar, yaşadığı dönemin siyasi/sosyal olaylarını (1908 Meşrutiyet ilanı, Bulgaristan'ın bağımsızlığı, I. Dünya Savaşı kıtlığı, İstanbul'un işgali, Cumhuriyet inkılapları ve Soyadı Kanunu) öykülerine fon yapmış; metinlerini dönemin sosyo-ekonomik panoramasına dönüştürmüştür.

 

Hüseyin Rahmi’de "zaman" kavramı; değişim, ahlaki bozulma, çirkinlik ve kötülük ile bağdaştırılır. Zamanın ilerlemesiyle insanlardaki merhamet, namus ve değer yargıları zayıflamakta; zaman, kendisine uymayanları ya dönüştürmekte ya da yok etmektedir (Namusla Açlık Meselesi, İhtiyar Muharrir, Müslüman Mahallesinde Bu İş Olur Mu?, Nasıl Dolandırıcı Oldum?).

 

Mekân

Hüseyin Rahmi öykülerinde mekân tasvirleri genel olarak kısa tutulsa da oldukça işlevsel ve gerçekçidir.

 

Namusla Açlık Meselesi öyküsünde ailenin kendi evlerinden sırasıyla kiralık eve, bostan kulübesine düşmesi ve ardından daha iyi bir eve geçmesi, ekonomik dalgalanmanın doğrudan mekân üzerinden anlatımıdır.

 

Yoksulluk Simgeleri: Kapanık, kasvetli, bahçesiz evler (Kocasını Boşayan Hürmüz Hanım); virane konaklar (Nergis Hanım’la Fehmi Bey); çürümeye yüz tutmuş yalılar (Eşkıya Oyunu); yıkılmak üzere olan evler (Tosun); dar/güngörmez çıkmaz sokaklar (Tövbeler Tövbesi); sefaleti yansıtan çingene çadırları (Kıpti Düğünü).

 

Zenginlik ve Refah Simgeleri: Konaklar, köşkler, boğaza nazır yapılar ve hizmetçilerin bulunduğu mekânlar zenginliği, dertsizliği ve konforu simgeler (Büyük Günah, Horoza Ses Talimi, Çocuğumun Babası, Allah Gönlüne Göre Versin).

 

Yazar hayatını İstanbul’da geçirdiği için öykü mekânları neredeyse tamamen İstanbul ile sınırlıdır (Aksaray, Şehzadebaşı, Sarıyer, Galata, Adalar, Maltepe vb. ön plandadır). Anadolu yakasından ziyade Avrupa yakası ağırlıktadır.

Semtlerin Sembolik Değeri: Semtler de sosyal statüyü yansıtır. Örneğin; Maltepe veya Boğaz kıyıları refahı simgelerken; Sulukule, Bostancı veya Edirnekapı sefaleti veya zıt dünyaları temsil eder (İki Hödüğün Seyahati).

Kapalı Mekân Ağırlığı: Şerif Aktaş'ın vurguladığı gibi, Hüseyin Rahmi'de merkezi mekân çoğunlukla evdir. Ev içleri, odalar, sofalar, mutfaklar (kapalı mekânlar) kadın ve mahalle kültürünü işlemek için sıkça kullanılır. Bununla birlikte sokaklar, mahalleler, meyhaneler, tramvaylar ve karakollar gibi canlı dış mekânlar da geniş yer tutar.

 

Dil ve Üslûp

Hüseyin Rahmi; kahramanlarını konuştururken son derece sade, doğal, canlı ve gerçekçi bir dil kullanırken; sözü kendi aldığında (tahkiye ve tasvirlerde) ağdalı bir Osmanlıca tercih eder.

Yazarın dil ve üslûbunda Karagöz ve Ortaoyunu gibi geleneksel seyirlik oyunlarımızın (şive taklitleri, argo, nükte, karşılıklı diyaloglar) doğrudan etkisi vardır.

Karakterler mesleklerine, yaşlarına ve sosyal statülerine uygun konuşturulur.

İhtiyar Muharrir: Küstah ve işbilir genç gazete müdürünün mesleki/yeni terimlerle konuşması.

Ölü Diri Getirir: Küçük bir çocuğun babasıyla mezarlıktaki safça diyaloğu.

Eşkıya Oyunu: Eski bir Osmanlı Paşasının (Ali İzzet Paşa) dönemin ahlaki çöküşünü maziye ve entelektüel birikimine dayanarak ifade etmesi.

Nasıl Dolandırıcı Oldum?: Bir sokak dolandırıcısının iş üstündeki jargonlu konuşması.

 

Karagöz ve Ortaoyunu tipleriyle paralellik gösterir. İstanbul’daki azınlıkların, Karadenizlilerin ve köylülerin konuşma biçimleri yansıtılır:

Kocası İçin Deli Divane: Laz Hoca’nın Karadeniz ağzı ve medrese Arapçası karışımı konuşması.

Ada Vapurunda & Meyhanede Hanımlar: Rum/Gayrimüslim karakterlerin (Madam, Apostol) bozuk Türkçesi ("Oturazayim", "Sığazayim").

Aferin Hayrullah & İki Hödüğün Seyahati: Anadolu/doğu ağzıyla konuşan hizmetçi ve köylü tiplemeleri.

 

Cümle Yapısı

Tasvir ve Düşünce Bölümleri: Uzun, bol sıfatlı, sanatlı ve Osmanlıca tamlamalarla örülü karmaşık cümleler içerir.

Diyalog Bölümleri: Kısa, net, anlaşılır ve doğrudan sonuca giden cümleler hakimdir.

Yazarın temel amacı toplumu eğitmek ve uyarmak (öğreticilik) olduğu için genelde kısa ve açık cümle yapısını tercih eder.

 

Yalın Üslûp: Süsten uzak, sokak tarifleri ve mekân anlatımlarında kullanılan duru dil (Tövbeler Tövbesi - Şeftali çıkmazının tarifi).

Mizah Üslûbu: Halk inanışlarını, cehaleti ve batıl itikatları güldürücü bir dille sunma (Baltayla Doğuran Böyle Doğurur - Gelini doğurtmak için yapılan çişli salata, yarasa pisliği vb. absürt yöntemler).

Eleştiri / Hiciv Üslûbu: Siyasi ve sosyal yozlaşmayı, İttihat ve Terakki çığırtkanlığını veya istipdat dönemini sert bir dille eleştirme (Fırkacı, Büyük Bir İbret Dersi).

Düşünce Üslûbu: Yazarın fikri tartışmaları aktardığı ağdalı ve teorik dil (Meyhanede Hanımlar - Yozlaşmış tiyatro anlayışı ve adaptasyon eleştirisi).

Hitabet Üslûbu: Karakterlerin veya vaizlerin kalabalıklara seslendiği coşkulu ve emredici dil (Kadınlar Vaizi).

Sanatkârane Üslûp: Nadiren başvurulan, imajlı, edebi ve süslü anlatım (Büyük Ana - Mehtaplı gece tasviri).

Dramatik ve Tahlilci Üslûp: İç çatışmaların, korkuların ve komik gerilimlerin aktarıldığı anlatım türleri (Kedi Yüzünden, Lekeli Humma Şüphesi - Bitten korkan Servet Efendi'nin hezeyanları).

 

Anlatım Teknikleri

Ahmet Hamdi Tanpınar: "Türk romanında hakiki konuşma Hüseyin Rahmi ile başlar"

Yazar ruhun iç dünyasından çok bedenin dış devinimlerine odaklanır; ayrıca tiyatro türüne olan tutkusu diyalog kullanımını artırır.

 

Diyaloglarda Karagöz ve Ortaoyunu izleri son derece belirgindir. Karagöz-Hacivat didişmeleri, cahil tipler üzerinden komedi üretilmesi, şive/argo kullanımı ve bol deyim/atasözü bu etkinin göstergesidir.

Konuşmalar zaman zaman gereğinden fazla uzatılarak olay örgüsünü zedeler. Yazar, fikirlerini okura aktarmak için karakterlerini yaş ve eğitim seviyelerine bakmaksızın birer "filozof" gibi konuşturur; bu durum inandırıcılığı zedeler (Örn: Meyhanede Hanımlar'daki gelinin medeniyet üzerine uzun nutukları).

 

Karakter diyaloglarında oldukça sade, canlı ve doğal bir dil kullanan Gürpınar, kendi anlatıcı sesini devreye soktuğu tasvir bölümlerinde ağdalı ve zor anlaşılır bir Osmanlıca tercih eder. Ayrıca tasvirlerinde nesnel değil, kendi hislerini belli eden öznel bir tutum sergiler.

 

Gürpınar, karakterlerin derin psikolojik dünyalarından ziyade dış eylemlerine odaklandığı için iç çözümleme tekniğinden yoğun olarak yararlanmamıştır.

 

Dönemin en önemli haberleşme aracı olan mektup, öykülerde kilit bir kurgusal eleman olarak kullanılır.

 

Yazar kurmaca kurallarını aksatmadan yer yer kendi yaşamından izler sunar:

İhtiyar Muharrir: Yaşlanan yazarın gözden düşmesi, Gürpınar’ın son dönemlerinde yaşadığı mesleki unutulmuşlukla paralellik gösterir.

Lekeli Humma Şüphesi: Aristokrat ve halktan uzak Servet Efendi, yazarın kendi mizacıyla benzerlik taşır.

Kedim Nasıl Öldü? ve Heybeliada öyküleri: Yazarın bilinen kedi sevgisi ve yaşam alanı doğrudan öykülere yansır.

 

Sanatı toplum için görmesi (halkı eğitmeye çalışması), karakterleri kendi yöresel ağızlarıyla konuşturması ve metinlerdeki koyu kötümserlik havası ile Natüralizme yaklaşır.

Bazı öykülerinde tesadüflere aşırı yer vermesi ve okurda merhamet/acıma duygusu uyandırma gayresiyle Romantizme yaklaşır.

 

Mizah

Mizah (Arapça kökenli müzâh); yaşamı, insanı veya toplumsal aksaklıkları nükte, şaka, ince alay ve iğnelemelerle ele alan, güldürürken düşündürmeyi amaçlayan bir anlatım biçimidir. Mizahın kaynağında ve insanların gülme eyleminde üç temel kuram öne çıkar:

Üstünlük Kuramı: İnsanın, başkasında gördüğü bir eksiklik veya cehalet karşısında hissettiği tatmin ve üstünlük duygusuyla gülmesidir.

Uyumsuzluk Kuramı: Gülmeyi en iyi açıklayan kuramdır. İnsanın zihnindeki kalıplar ve beklentiler ile karşılaştığı durum/sonuç arasındaki şaşırtıcı orantısızlıktan (uyumsuzluktan) doğar.

Rahatlama Kuramı: Bireyin üzerinde hissettiği toplumsal veya ruhsal baskı/engellemeler sonucu biriken sinirsel enerjinin gülme veya mizah vasıtasıyla boşalmasıdır.

 

Abartma (Mübalağa)

Gündelik hayatın ve mantığın sınırlarını zorlayarak beklentileri altüst etme yöntemidir.

Lakırdı Beynimizde: Andelip Hanım'ın koca bulmak amacıyla yaşını küçültmek için İmam Efendi ile pazarlık yapması ve durumu "beş yaşına inmeye" kadar abartması.

Menekşe Kalfa’nın Müdafaanamesi: Pahalılığın anlatımında bir patlıcan dolmasının kıymetinin "fakirane bir yüzgörümlüğüne" benzetilmesi.

Kocası İçin Deli Divane: Zihniye Hanım'ın cehaletinin "Elifi görse mertek sanır" deyiminin bile ötesinde olduğunun vurgulanması.

Kocasını Boşayan Hürmüz Hanım: Kadınların boşanma hakkını duymaları üzerine mahallede yaşanan karikatürize edilmiş coşku.

 

Uyumsuzluklardan Yararlanma

Zıtlıklar, beklenmedik durumlar, bir kişinin adı ile karakteri arasındaki çelişkiler ve abes ortamlar üzerinden kurgulanır.

Mekân-Konu Uyumsuzluğu: Kadınlar Vaizi öyküsünde camide vaaz dinlenirken kaynananın geliniyle oğlunun mahrem hayatını anlatması.

İsim-Karakter Zıtlığı: Kocası İçin Deli Divane’de zihni açık anlamındaki "Zihniye" adını taşıyan kadının koyu bir cahil olması; Tünelden İlk Çıkış’ta "Safi" adındaki kişinin sahtekâr olması.

Durum ve Davranış Çelişkisi: Tosun’da kocasının ölmesini isteyen kadının, kocası ölünce ağıtlar yakması; Kadınlar Mebusu’nda cahil mahalle kadınlarının Osmanlı dış politikasını ve Bulgar krizini sığ yorumlarla tartışması.

Anlaşılmazlık ve Saçmalık: İstanbul’da Bir Frenk’te birkaç kelimeyle İstanbul'u gezebileceğini sanan yabancının durumu; Tövbeler Tövbesi’nde dindar bir kadının yardım dairesi sanarak hayat kadınlarına vesika verilen yere başvurması.

 

Kelime Oyunları ve Dil Yanlışları

Kelime seslerinin karıştırılması, yanlış anlaşılmalar ve şive taklitleriyle üretilen mizah türüdür (Sözün yarattığı komik).

Kocası İçin Deli Divane: Laz Hoca’nın "basılmış" (basılmış kitap/matbu) sözünü Zihniye Hanım’ın kocasının baskına uğraması şeklinde anlaması.

Hatt-ı Üstüva: Öğrenci Rıfat’ın ekvator çizgisi olan "Hatt-ı Üstüva"yı "Atlı liva" (atlı subay) anlayıp "Aksaray'dan gelir Beyazıt'a gider" yanıtını vermesi.

İki Hödüğün Seyahati: Kahramanların "köşkler" sözünü "köçekler", "Büyükada"yı "Büyük oda", "Kınalıada"yı "Kınalı ata" olarak yanlış anlamaları; "parayı bozdurmak" anlamındaki "parçalamak" ifadesinin çevredekilerce "cinayet işlemek/öldürmek" sanılması.

 

İroni

Anlatılanların gerçek anlamının gizlenerek, olayların tersinden veya dolaylı bir şekilde sunulmasıdır.

Tosun: Kapıyı çalan kızı azarlayan kadının çirkin sözlerinin ardından yazarın "Bu taltifkâr (iltifat dolu) sözlerle kapı açılır" demesi.

Bugün Ne Yiyeceğiz?: Açlıkla boğuşan ailede annenin "Ziftin pekini yiyin" demesi üzerine kocakarının "Onu da bulamayız, kim bilir okkası kaçadır" cevabındaki acı mizah.

Eşkıya Oyunu: Ali İzzet Paşa’nın 20. yüzyıl insanının eşkıyalığı bir "spor programı" haline getireceğini söyleyerek dönemi eleştirmesi.

Tünelden İlk Çıkış: Sarıyer’de yaz geçiren birinin nerede ikamet ettiği sorusuna "Şirket-i Hayriye vapurlarında" yanıtını vererek ulaşım yavaşlığını ince bir dille eleştirmesi.

 

Argodan Yararlanma

"Yankesiciler" ve "Tünelden İlk Çıkış" öykülerinden örnekler:

"Elimizi nereye uzatsak enseliyorlar.", "Bunlara karşı bir orostopolluk düşünmeliyiz."

"Bana bir lira uçlanacaksın. Hadi parayı toka et bakalım."

 

Şive Taklidi

"Kocası İçin Deli Divane" öyküsündeki Laz Hoca’nın konuşması:

"İnçar da, ikrar da if’al babinden celur. Bu baptan Celen fiillerin çekiminu biley misun? Amen, yümin, imanen, fehuve muminü vesaire…"

 

Benzetme

"Kadınlar Vaizi" öyküsünde kadınların hocalar için kavga ederken kullandıkları benzetmeler:

"Cennet tubası, gümüş servi, altın direk, ayva göbek…"

 

Kişileştirme

"Menekşe Kalfa’nın Müdafaanamesi" öyküsünde soğanların tasviri:

"...gerçekten soğanlar mazgallanmış menevişli, altın renkli, temiz, değirmi çehreleri ve lepiska saçlarıyla şuh ve pek istiğnakar görünüyorlardı."

 

Gürpınar’ın kullandığı nükte, yanlış anlama, argo ve cahillik komedisi yöntemleri bütünüyle Karagöz oyunlarındaki güldürme usulleriyle örtüşmektedir.

 

Sonuç

Erken yaşta annesiz kalması sebebiyle anneanne ve teyze yanındaki kadınlar çevresinde büyümesi, mahalle hayatını ve halk tipolojilerini (özellikle kadınları) yakından gözlemlemesini sağlamıştır.

 

Ahmet Mithat Efendi’nin teşvikiyle edebiyat dünyasına giren yazar, onun "halka bir şeyler öğretme" (popülist) misyonunu devralmıştır.

 

Ahmet Mithat’tan farklı olarak Pozitivizm, Darvinizm, Marksizm ve Aydınlanmacı fikirleri benimsemiştir. Erken öğrendiği Fransızca sayesinde edindiği bu Batılı/aristokrat bakış açısı, eserlerinde bir paradoksa yol açmıştır: Yakından tanıdığı ve anlattığı halka yer yer yukardan bakan, "bıyık altından gülen" ve onları kendi felsefi düzeyine çekmek isteyen mesafeli bir tutum sergilemiştir.

 

Toplam 9 öykü kitabı ve yayımlanmış 141 öyküsü bulunmaktadır.

 

Yönetici/zengin eleştirisi, hayat pahalılığı, dini istismar eden tipler, liyakatsizlik. Yoksulların ve dışlanmışların trajedisini büyük bir içtenlikle işlemiştir (İmrenilecek Bir Ölüm, İhtiyar Muharrir, Mırnav Mırnav).

 

Güvensizlik, sadakatsizlik, cinsel odaklı veya temiz duygulara dayalı ilişkiler, aile içi geçimsizlikler. Kadın portreleri; "havai kadınlar"dan muhafazakâr tiplere, ev hanımlarından hayat kadınlarına kadar geniş bir yelpazede ele alınmıştır.

 

Batılılaşma sorunları, hurafeler/batıl inançlar, Millî Mücadele vatanseverliği, I. Dünya Savaşı ve Meşrutiyet/Cumhuriyet dönemlerinin getirdiği toplumsal travmalar ve değişimler.

 

Metinlerindeki açıklayıcı yazar tutumu; Meddah ve Karagöz/Ortaoyunu gelenekselliğinin bir yansımasıdır. Öykülerindeki tipolojiler, diyalog kurguları ve mizah unsurları doğrudan geleneksel Türk tiyatrosundan beslenir.

 

İroni, mübalağa, şive taklidi ve argo gibi unsurlarla güçlü bir mizah yakalamıştır.

 

Konuşma dilini, mahalle argosunu ve şive taklitlerini ustalıkla kullanmış; Osmanlıca ve Fransızca terimlerle zenginleşen kelime kadrosuna rağmen halka açık, yerli ve canlı bir üslup kurmayı başarmıştır.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder