Fethi
Naci - Yaşar Kemal'in Romancılığı -
Notlar
Yapı Kredi Yayınları, 2004
Yaşar Kemal ve Türk İnsanı
Fransız, İngiliz, Alman ya da Rus denince zihinde belirli
kişisel özellikler canlanırken, "Türk insanı" tanımı hızlı bir
toplumsal değişim süreci nedeniyle belirsizleşmiştir.
19. yüzyıl romanı Batı toplumlarının tipolojilerini
zihinlere yerleştirmiştir.
Türk edebiyatında ise kapitalizm öncesi dönemin belirli bir
bölgesinde yaşayan Türk köylüsünü "olduğu gibi", tüm insani
gerçekliği ve bireysel dramlarıyla betimleyen en temel kaynak Yaşar Kemal'in
romanlarıdır.
Köylüyü idealize etmeden, saklamadan veya hor görmeden,
kendi yaşantısına ve tanıklığına bağlı kalarak yansıtır.
Ortadirek romanında ilkel tarımsal üretim düzeyinde
yaşayan köylülerin ana-oğul, gelin-kaynana, karı-koca ilişkileri ve iç
dünyalarındaki bireysel dramlar sergilenir.
Ölmez Otu'nda bir görev ve saplantı haline gelen
öldürme korkusu içindeki Memidik anlatılırken, bir köylü Hamlet yaratılmıştır.
Yusufcuk Yusuf'ta derebeyi artığı ağa tipinin çöküşü
ve tarımsal sermayenin Demokrat Parti kredileriyle sanayiye kayarak ağaların
sanayiciye dönüşme süreci işlenir.
İnce Memed 3'te ağa ve bürokrasi zulmü ile
insanoğlunun içindeki başkaldırı ve direnme gücü vurgulanır.
"İnce Memed öldürülecek, onun yerine Ali Memed gelecek,
o da öldürülecek onun yerine Hasan Memed gelecek... Her insanın içinde bir
mecbur kurdu, bir İnce Memedlik, bir Köroğluluk kurdu var. Köroğlu gitti İnce
Memed geldi. İnsanoğlunun içinde bu kurt oldukça insanoğlu ne olursa olsun yenilmeyecek."
/ s. 7
Yaşar Kemal ve Gelenek
Yaşar Kemal'in sanatında dil bilinci ve halkın sözlü anlatı
geleneği belirleyici bir yere sahiptir. Alain Bosquet ile gerçekleştirdiği
söyleşide (Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor) belirttiği üzere, dil kullanımı
eserden esere farklılık gösterir:
"Herkesin söylediği, benim şiirli dilim var ya, birkaç
romanımda bunun tam tersine, romanların kupkuru olduğunu görürsünüz. Örneğin
İnce Memed'lerin dili ayrı, Akçasazın Ağaları'nın, Deniz Küstü'nün dili
apayrı..." (YKY, s. 162)
İnce Memed serisinde anlatıcı ile roman kişileri özdeşleşmiş
gibidir; aynı mucizelere, aynı inançlara inanırlar.
Pertev Naili Boratav'ın tespitiyle:
"Aşık hikayecilerle onun (Yaşar Kemal'in) ortak bir
özelliği de geleneğin hikayecileri gibi anlattığı şeylere 'inanması'dır." /
s. 13
Akçasaz'ın Ağaları toplumsal değişimin; Deniz
Küstü İstanbul'un bozulmasının; Yer Demir Gök Bakır ise efsanelerin
anlatıcı tarafından mesafeli bir dille sunulduğu özgün yapıtlar olarak öne
çıkar.
Teneke
Teneke, en koyu karanlıkta bile bir aydınlık olduğuna inanan
umutlu ve gerçekçi bir dünya görüşünün ürünüdür. Çukurova'nın bir kasabasındaki
sıtma ve çeltik mücadelesi ele alınır. Bir yanda sefalet içinde yaşayan
köylüler, diğer yanda çıkar çevreleri olan çeltikçi ağalar, muhtar, belediye
başkanı ve parti reisleri yer alır.
"Evleri bataklığın üstüne, kamışlardan, sazlardan
yapılmıştır. Altından sular kaynar. Hayvanlarıyla birlikte burada, yalnız
yağsız bulgur yiğerek yaşarlar efendim. Yalnız bulgur ve ekmek. Bir de baharda
ot yerler. Kaynatıp yerler. En büyük gıdaları ekşi ayrandır. Yaşamları
mucize." / s. 20
İki tarafın arasında kalan Tahrirat Katibi Resul Efendi
ürkekliğiyle kasaba gerçekliğini temsil ederken, 24 yaşındaki Kaymakam Fikret
Irmaklı toplumsal sorumluluk bilinci kazanan aydın tipine dönüşür. Çeltikçi
ağaların tutumu şu sözlerde somutlaşır:
"Bizim gazancımız insan gam. Biz gam emiyoruk. Sinek
gam emmiyor, biz emiyoruk." / s. 18
Mücadele sonunda kaymakam tayin ettirilse de köylü Kürt Memo'nun
gösterdiği vefa ve direnç, aydına yeniden mücadele gücü verir:
"- Vay başım üstünde gedesen, gözüm üstünde gedesen
gaymukaymım." / s. 23
Ortadirek
Ortadirek, ilkel tarımsal üretim düzeyindeki Türk köylüsünün
ve doğayla mücadelesinin somutlaştığı yapıttır. Toroslar'ın arkasındaki Yalak
köyü halkının pamuk toplamak üzere Çukurova'ya inişi ve bu çetin yolculuk
destansı bir dille anlatılır.
Meryemce, Uzunca Ali ve Elif eksenindeki aile ilişkileri
sefalet, açlık ve borç korkusu çerçevesinde derinleştirilir.
Köylülerin üzerinde kara bir bulut gibi dikilen dükkancı Adil
Efendi korkusu yaşamı felç eder.
Muhtar Sefer, çıkarı uğruna köylüleri verimsiz tarlalara
sürükler. Köylü doğayı yense de toplumsal düzen karşısında çaresizdir.
Zorlu yokuş aşılıp Çukurova'ya ulaşıldığında Meryemce'nin
haykırışı insanoğlunun direncinin zaferidir:
"İndik ya! Geldik ya!" / s. 29, 31
Dik yokuşların yarattığı yılgınlık karşısında Meryemce yola
söver:
"Ocağı sönesice, gavurun malı da domuzun doğurduğu..."
Yoksulluk içinde Ali'nin tek lüksü bir baş soğandır:
"Ah avrat, şu aşın yanında bir de soğan olmalı ki...
Bir baş"
Ölmez Otu
Ölmez Otu, köylüye bir propaganda veya dekoratif öğe olarak
değil, doğrudan "insan" olarak yaklaşır.
Bir Köylü Hamlet: Memidik'in muhtarı öldürme saplantısı,
bocalamaları ve iç dünyasındaki gelgitler bir köylü Hamlet dramı oluşturur.
Mitin Yıkılışı: Yer Demir Gök Bakır'da yaratılan "Ermiş
Taşbaş" miti, köylülerin bol pamuk toplayıp cepleri para görünce ve Adil
Efendi korkusunu aşınca bizzat köylüler tarafından alayla yıkılır.
"Köylü beni ermiş etti ya, darlıkta etti. Pamuk iyi
olunca, köylü çok pamuk toplayınca, Adil Efendi korkusunu, açlık korkusunu
arkaya atınca beni tutup ermiş yaptıklarına utandılar. Bana tapındıklarına
utandılar."
Meryemce ve Horoz: Yalnız kalan Meryemce'nin köyde tek canlı
kalan horozla kurduğu dostluk insani bir duyarlılıkla işlenir:
"Horozcuk, horozcuk... Meryemce'nin şu darı dünyadaki
tek yoldaşı, acından ölse de Meryemce seni kesip yiyemeyecek: Allah güzel
sesini eksik etmesin Meryemce'nin kulaklarından."
Bir Evliya Yaratmak
Yaşar Kemal'in Dağın Öte Yüzü üçlüsü (Ortadirek, Yer Demir
Gök Bakır, Ölmez Otu), ağır yaşam koşulları altında daralan insanların düş ve
mit dünyası kurarak gerçeklerden kaçışını ve bu mitlerin çözülüşünü inceler.
I. "Ortadirek"
"Orda bir köy var uzakta"
Köylülerin geçim kaygısı ve Çukurova yolu aktarılır. Ziyaret
cevizi, Kavak ormanı ve Vurgun Ahmet gibi düşsel ögeler anlatıya sızar. Adil
Efendi korkusu köylüyü ezer:
"Adil Efendi Müslümanım demez, evin kapısını söker de
borcunun yerine alır götürür. Tarladaki yanık sabanı bile alır."
Çaresiz kalan köylünün dine sığınma çabaları soyut kalır;
Meryemce Allah'ı ak sakallı, pırıl pırıl bir koca olarak somutlaştırır.
Mitin koşulları nasıl oluşuyor?
Umutların yıkılması ve ekonomik çaresizlik, mit yaratma
zeminini hazırlar.
II. "Yer Demir Gök Bakır"
Kendi evliyam kendin yarat!
Kışın ortasında çıplak ayaklı çocuklar (Hasan ve Ummahan) ve
çıldırtıcı Adil Efendi korkusu köylüyü zıvanadan çıkarır:
"Bu korku, bu bekleme... İçinde Adil ağısını yutarak
bekleme, köylüyü zıvanadan çıkaracak."
Bütün köylü saklanırken yalnız kalan ve köylüye öfkesini
kusan Taşbaşoğlu, halkın çaresizlikten sarıldığı bir "zoraki evliya"
haline getirilir. Tezek yakılan karanlık köy evlerinin ışık özlemi efsanelere
yansır.
Bir zoraki evliya
Taşbaş ermiş olmadığını kanıtlamaya çalıştıkça ("Böyle
bir adamdan ermiş olur mu?" köylü bunu ermişliğin alçakgönüllülüğüne
yorarak inancını pekiştirir:
"- Siz deli misiniz, siz hangi ermişin ermiş olduğunu
söylediğini duydunuz? Bunların hepsi ermişliklerini inkar ederler."
Jandarma baskısıyla köyden götürülen ve kaçan Taşbaş, halkın
zihninde tamamen efsaneleşir.
III. "Ölmez Otu"
Bolluk, evliyalığa düşman!
Üçlünün son kitabında borçlar ödenip bolluk gelince
yarattıkları evliyaya katlanamayan köylü, Taşbaş'ı yok eder. Taşbaş'ın cesedi
suda bulunur; göğsünde küçük Hasan'ın hediyesi olan kibritler vardır. Taşbaş'ın
ölümü üzerine Memidik Muhtar Sefer'i öldürür.
Köylü niçin dine sığınmıyor da evliya yaratıyor
Yalak köylülerinin sorunu soyut değil, "yerel ve
acil" bir sorundur. Genel din kavramı yerine tanıdıkları, güvendikleri bir
insanı evliya yapmak son derece pratik bir sığınaktır.
Edebiyat, bilime öncülük ediyor
Şerif Mardin'in 1969'da Din ve İdeoloji kitabında bilimsel
olarak ortaya koyduğu "halk dini" ve pratik yöntem kavramları, Yaşar
Kemal tarafından 1960-1968 yılları arasında yazılan bu üçlemeyle önceden
edebiyata aktarılmıştır.
Yusufcuk Yusuf
Akçasaz'ın Ağaları serisinin ikinci cildi olan Yusufcuk
Yusuf, feodal toprak ağalığının çöküşünü ve sanayi sermayesine dönüşümünü
sergiler. Kan davalı iki eski ağa ailesinin çocukları (Mehmet Ali ve Muzaffer)
Adana'da fabrika kurarak ortak olurlar.
Eski düzenin temsilcileri Akyollu Mustafa ve Derviş Bey yok
oluşa sürüklenir. Derviş Bey, kendi namına adam öldüren ve evladından çok
sevdiği Yusuf'u, kendi canını kurtarmak için öldürmek zorunda kalarak insani
bir çöküş yaşar. Ağalık düzeninin değiştiğini Ramazan Ağa şu sözlerle özetler:
"Selam söyle baban Derviş'e, eski çamların bardak
olduğunu hala anlamadı mı. Bu çağda artık beylerden bile, cumhurbaşkanından
bile sineği öldürse de hesabını soruyorlar."
Köylünün gururu ve aşağılanmaya karşı hassasiyeti romanda
şöyle vurgulanır:
"Evet, dikkat buyrula yüzbaşım, insanı köylü de olsa
aşağılamayacaksın. Bu pisler hiçbir şeye alınmıyorlar da tarih boyunca köpekler
gibi süründüklerine, solucanlar gibi süründüklerine, böyle yüze yüz, karşıdan
aşağılanırlarsa çok alınıyorlar."
Kale Kapısı
Kimsecik üçlüsünün ikinci kitabı olan Kale Kapısı, evlatlık
Salman'ın İsmail Ağa'yı öldürmesinin ardından İsmail Ağa'nın öz oğlu Mustafa'nın
yaşadığı felç edici korku üzerine kuruludur.
"Bir kan yağmuru"
Roman kan imgesi ve cinayetin yarattığı dehşetle başlar;
Salman için kan İsmail Ağa'yı, Mustafa için ise sonsuz bir korkuyu simgeler.
"Bu korku cehennemi"
Mustafa korku içinde erirken, bir anlık cinnetle Salman'a
saldırır. Doktorun bu hezeyan üzerine teşhisi şöyledir:
"Bu, korkunun ölümü aşmasıdır: Ölümden öte bir şey var
kızım, işte o da senin oğlunun yaptığıdır, ölümün korkunun üstüne
atılmasıdır."
Mustafa babasının ölümüne ağlamaz, köylü bunu babasına
düşmanlık sanır; oysa Mustafa babasına öldüğü ve kendisini yalnız bıraktığı
için küsmüştür.
Seyis Süllü'nün o müthiş at özlemi... Yaşar Kemal'de doğa
Doğa, hayvanlar ve bitkiler romanın canlı kişileri gibidir.
Seyis Süllü'nün dilinden at sevgisi anlatılır. Romanda kekik, kaya, yarpuz,
çam, sedir, hayıt yaprağı gibi onlarca keskin doğa kokusu yer alır.
Kısa... Kısa...
Yaşar Kemal'in dili Fransızca cümle yapısına benzer uzun,
ritmik bir şiire dönüşür.
"Sarı" rengi kıskançlığın, ihanetin ve felaketin
rengi olarak kullanılır (sarı çizme, sarı köpek, sapsarı ses).
Mizah unsuru halka zulmeden bürokrasiye yöneltilir.
Kanın Sesi
Kimsecik üçlüsünün son cildi Kanın Sesi, Mustafa'nın ölüm
korkusundan kurtulma arayışını ve çocukların düşsel yolculuğunu işler.
Korku cehenneminde bir çocuk
Romanın başında belirten "kara atlı" imgesi,
Mustafa ve Memet'in korkuyla ürettiği bir sanrı ile somut gerçeklik arasında
salınır. Mustafa korkusunun üstüne yürüyüp atlının dizginine sarılınca korku
çözülür.
Süren korku ve Mustafa'nın önlemleri
Mustafa tabanca sıkmayı öğrenir, Abbas Usta'nın ceviz
budağındaki Peygamber tasvirini koruyucu olarak koynunda saklar. Babasının eski
sevdalısı Emine'ye duyduğu tutkulu çocukluk aşkı onu korkulardan arındırır.
Salman'ın sonu
Çobanbaşı Eyüp, onurunu kıran Salman'ın kesik başını köye
getirip Zero Hatun'un önüne atar.
Ya öbür çocuklar? Roman içinde roman: Düldül Dağına doğru
Çocuklar çekilmez yaşam koşullarından ve korkudan kurtulmak
için Düldül Dağı'nın arkasındaki cennete kaçmayı amaçlar. Tay satın almak için
para biriktirirler. Sonunda Mustafa, Memet ve Tırtıl Yusuf Düldül Dağı'nın
arkasına ulaşırlar. Ancak aradıkları yeri bulamadıklarını anlayıp düş kırıklığı
yaşarlar:
"- Hiç benzemiyor. Burası değil"
Çocuklar ümitlerini kaybetmeyip daha uzaktaki bir dağı
göstererek arayışlarını sürdürürler.
Yaşar Kemal ne yapmak istiyor Kanın Sesi'nde?
Çocukların imgelem dünyasını merkeze alarak daha güzel bir
dünya özlemini ve bitmeyen insan arayışını sembolleştirir.
İnce Memed 4
31 yılda tamamlanan dördüncü cilt, başkaldırı felsefesinin
doruk noktasıdır.
"İnsan soyu başkaldırmayı yemek içmek, yaşamak, uyumak,
çocuk yapmak gibi bir yaşama biçimi yapmazsa..."
İnsanın varoluş nedeni başkaldırıdır:
"... korkma, içindeki o yüz bin yıllık ağının, korkunun
üstüne yürü, ona başkaldır... Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar
için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır... Allah sana büyük hazinesini,
tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana. Başkaldırman
için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana."
Nedir ilginç yapan İnce Memed'i?
1930'lu yılların Çukurovası'nda ağa, bey ve bürokrasi
cenderesindeki köylünün çaresizliği karşısında İnce Memed'in ihkak-ı hak (kendi
adaletini sağlama) yolunu seçmesidir. Irgatların hakkını yiyen, sıtma
öğretmenini öldürten Şakir Bey'i tetiğe basarak cezalandırır:
"... 'Bu muallim Zeki Bey için,' diye tetiğe bastı. 'Bu
da sıtmadan ölen çocuklar için...' Bir daha tetiğe çöktü... 'Bu da hakkını
yediğin ırgatlar için'"
Ağalarla bürokrasi kol kola
Toprak ağaları siyasal gücü elinde tutan bürokrasi ve Mebus
Arif Saim Bey ile ittifak kurar. Kendi çiftliklerini düzmece olarak eşkıyaya
soydurup devletin jandarma gücünü İnce Memed'in üzerine saldırtırlar.
"Vay cevizin hali, vay benim halim"
Köylüler her dar anlarında efsanelere, tılsımlı gömleklere,
muskalara sığınır. Korkaklık ile yüreklilik arasında gidip gelirler.
İnce Memed'ler, Yaşar Kemal'in öbür romanlarına benzemez
İnce Memed serisinde destansı, masalsı anlatım tutarlılıkla
sürdürülür. Anlatıcı ile halk dili birleşir. Kasabada yaşarken duyduğu
tedirginlik nedeniyle İnce Memed'in peşine takılan "o adam" sanrısı
(hallucination) roman boyunca yüksek bir gerilim sağlar. Roman dördüncü dağın
doruğunda patlayan ışıklarla son bulur.
Deniz Küstü
Yaşar Kemal'in bu ilk İstanbul romanı, kentin, denizin ve
insanlığın yozlaşarak yok oluşunu işler.
I. Bölüm (İstanbul'un Tükenişi ve Doğa)
Betonlaşan İstanbul'da kuşların ve insani değerlerin yok
oluşu vurgulanır. Kuşlar da Gitti ile paralellik gösterir. Haliç, çürümüşlüğün
ve kirliliğin bataklığı olarak betimlenir. Fikret'in Sis şiirindeki nefret ve
acı ile akrabalık taşır.
II. Bölüm (Selim Balıkçı ve Kılıçbalığı Mücadelesi)
Kafkas göçmeni Selim Balıkçı, yunusların katledilmesine
karşı durduğu için adı "Deniz Küstü Selim"e çıkar. 25 yıldır
düşlediği arsayı alıp Cerrahpaşa'da gördüğü sarı saçlı hemşireye kavuşmak
ister. Kılıçbalığı ile girdiği 8 sayfalık epik mücadele Hemingway'in İhtiyar
Adam ve Deniz yapıtını aşan bir duyarlılık taşır; Selim balığa kıyamaz ve ipi
keserek onu özgür bırakır.
III. Bölüm (Korku İzleği)
Zeynel'in korkudan cinayet işlemesi ve korkunun insanı
delirtip öldürmesi ele alınır.
IV. Bölüm (Romanın Dili ve Üslubu)
Selim'in önemli konularda lügat paralayarak "iktiza"
ve "kelam" sözcüklerini kullanması, dedikoduların mahallede koro
halinde akis bulması dil incelikleridir.
V. Bölüm (Eleştiriler ve Yapısal Değerlendirmeler)
Zeynel, Veziroğlu ve Dursun Kemal tiplerinin yapaylığı ve
kimi kurgusal tutarsızlıklar eleştirilse de Selim Balıkçı'nın doğa ve insan
sevgisiyle yüklü dramı esere ölümsüz bir değer katar. Selim vurulup deniz
açıldığı an deniz ona kucak açar.
…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder