6 Ekim 2023 Cuma

Fethi Naci - Yaşar Kemal'in Romancılığı - Notlar

Fethi Naci - Yaşar Kemal'in Romancılığı - Notlar

Yapı Kredi Yayınları, 2004

 


Yaşar Kemal ve Türk İnsanı

Fransız, İngiliz, Alman ya da Rus denince zihinde belirli kişisel özellikler canlanırken, "Türk insanı" tanımı hızlı bir toplumsal değişim süreci nedeniyle belirsizleşmiştir.

19. yüzyıl romanı Batı toplumlarının tipolojilerini zihinlere yerleştirmiştir.

Türk edebiyatında ise kapitalizm öncesi dönemin belirli bir bölgesinde yaşayan Türk köylüsünü "olduğu gibi", tüm insani gerçekliği ve bireysel dramlarıyla betimleyen en temel kaynak Yaşar Kemal'in romanlarıdır.

Köylüyü idealize etmeden, saklamadan veya hor görmeden, kendi yaşantısına ve tanıklığına bağlı kalarak yansıtır.

 

Ortadirek romanında ilkel tarımsal üretim düzeyinde yaşayan köylülerin ana-oğul, gelin-kaynana, karı-koca ilişkileri ve iç dünyalarındaki bireysel dramlar sergilenir.

 

Ölmez Otu'nda bir görev ve saplantı haline gelen öldürme korkusu içindeki Memidik anlatılırken, bir köylü Hamlet yaratılmıştır.

 

Yusufcuk Yusuf'ta derebeyi artığı ağa tipinin çöküşü ve tarımsal sermayenin Demokrat Parti kredileriyle sanayiye kayarak ağaların sanayiciye dönüşme süreci işlenir.

 

İnce Memed 3'te ağa ve bürokrasi zulmü ile insanoğlunun içindeki başkaldırı ve direnme gücü vurgulanır.

"İnce Memed öldürülecek, onun yerine Ali Memed gelecek, o da öldürülecek onun yerine Hasan Memed gelecek... Her insanın içinde bir mecbur kurdu, bir İnce Memedlik, bir Köroğluluk kurdu var. Köroğlu gitti İnce Memed geldi. İnsanoğlunun içinde bu kurt oldukça insanoğlu ne olursa olsun yenilmeyecek." / s. 7

 

Yaşar Kemal ve Gelenek

Yaşar Kemal'in sanatında dil bilinci ve halkın sözlü anlatı geleneği belirleyici bir yere sahiptir. Alain Bosquet ile gerçekleştirdiği söyleşide (Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor) belirttiği üzere, dil kullanımı eserden esere farklılık gösterir:

"Herkesin söylediği, benim şiirli dilim var ya, birkaç romanımda bunun tam tersine, romanların kupkuru olduğunu görürsünüz. Örneğin İnce Memed'lerin dili ayrı, Akçasazın Ağaları'nın, Deniz Küstü'nün dili apayrı..." (YKY, s. 162)

 

İnce Memed serisinde anlatıcı ile roman kişileri özdeşleşmiş gibidir; aynı mucizelere, aynı inançlara inanırlar.

 

Pertev Naili Boratav'ın tespitiyle:

"Aşık hikayecilerle onun (Yaşar Kemal'in) ortak bir özelliği de geleneğin hikayecileri gibi anlattığı şeylere 'inanması'dır." / s. 13

Akçasaz'ın Ağaları toplumsal değişimin; Deniz Küstü İstanbul'un bozulmasının; Yer Demir Gök Bakır ise efsanelerin anlatıcı tarafından mesafeli bir dille sunulduğu özgün yapıtlar olarak öne çıkar.

 

Teneke

Teneke, en koyu karanlıkta bile bir aydınlık olduğuna inanan umutlu ve gerçekçi bir dünya görüşünün ürünüdür. Çukurova'nın bir kasabasındaki sıtma ve çeltik mücadelesi ele alınır. Bir yanda sefalet içinde yaşayan köylüler, diğer yanda çıkar çevreleri olan çeltikçi ağalar, muhtar, belediye başkanı ve parti reisleri yer alır.

"Evleri bataklığın üstüne, kamışlardan, sazlardan yapılmıştır. Altından sular kaynar. Hayvanlarıyla birlikte burada, yalnız yağsız bulgur yiğerek yaşarlar efendim. Yalnız bulgur ve ekmek. Bir de baharda ot yerler. Kaynatıp yerler. En büyük gıdaları ekşi ayrandır. Yaşamları mucize." / s. 20

 

İki tarafın arasında kalan Tahrirat Katibi Resul Efendi ürkekliğiyle kasaba gerçekliğini temsil ederken, 24 yaşındaki Kaymakam Fikret Irmaklı toplumsal sorumluluk bilinci kazanan aydın tipine dönüşür. Çeltikçi ağaların tutumu şu sözlerde somutlaşır:

"Bizim gazancımız insan gam. Biz gam emiyoruk. Sinek gam emmiyor, biz emiyoruk." / s. 18

 

Mücadele sonunda kaymakam tayin ettirilse de köylü Kürt Memo'nun gösterdiği vefa ve direnç, aydına yeniden mücadele gücü verir:

"- Vay başım üstünde gedesen, gözüm üstünde gedesen gaymukaymım." / s. 23

 

Ortadirek

Ortadirek, ilkel tarımsal üretim düzeyindeki Türk köylüsünün ve doğayla mücadelesinin somutlaştığı yapıttır. Toroslar'ın arkasındaki Yalak köyü halkının pamuk toplamak üzere Çukurova'ya inişi ve bu çetin yolculuk destansı bir dille anlatılır.

 

Meryemce, Uzunca Ali ve Elif eksenindeki aile ilişkileri sefalet, açlık ve borç korkusu çerçevesinde derinleştirilir.

Köylülerin üzerinde kara bir bulut gibi dikilen dükkancı Adil Efendi korkusu yaşamı felç eder.

Muhtar Sefer, çıkarı uğruna köylüleri verimsiz tarlalara sürükler. Köylü doğayı yense de toplumsal düzen karşısında çaresizdir.

Zorlu yokuş aşılıp Çukurova'ya ulaşıldığında Meryemce'nin haykırışı insanoğlunun direncinin zaferidir:

"İndik ya! Geldik ya!" / s. 29, 31

Dik yokuşların yarattığı yılgınlık karşısında Meryemce yola söver:

"Ocağı sönesice, gavurun malı da domuzun doğurduğu..."

Yoksulluk içinde Ali'nin tek lüksü bir baş soğandır:

"Ah avrat, şu aşın yanında bir de soğan olmalı ki... Bir baş"

 

Ölmez Otu

Ölmez Otu, köylüye bir propaganda veya dekoratif öğe olarak değil, doğrudan "insan" olarak yaklaşır.

Bir Köylü Hamlet: Memidik'in muhtarı öldürme saplantısı, bocalamaları ve iç dünyasındaki gelgitler bir köylü Hamlet dramı oluşturur.

Mitin Yıkılışı: Yer Demir Gök Bakır'da yaratılan "Ermiş Taşbaş" miti, köylülerin bol pamuk toplayıp cepleri para görünce ve Adil Efendi korkusunu aşınca bizzat köylüler tarafından alayla yıkılır.

"Köylü beni ermiş etti ya, darlıkta etti. Pamuk iyi olunca, köylü çok pamuk toplayınca, Adil Efendi korkusunu, açlık korkusunu arkaya atınca beni tutup ermiş yaptıklarına utandılar. Bana tapındıklarına utandılar."

 

Meryemce ve Horoz: Yalnız kalan Meryemce'nin köyde tek canlı kalan horozla kurduğu dostluk insani bir duyarlılıkla işlenir:

"Horozcuk, horozcuk... Meryemce'nin şu darı dünyadaki tek yoldaşı, acından ölse de Meryemce seni kesip yiyemeyecek: Allah güzel sesini eksik etmesin Meryemce'nin kulaklarından."

 

Bir Evliya Yaratmak

Yaşar Kemal'in Dağın Öte Yüzü üçlüsü (Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu), ağır yaşam koşulları altında daralan insanların düş ve mit dünyası kurarak gerçeklerden kaçışını ve bu mitlerin çözülüşünü inceler.

 

I. "Ortadirek"

"Orda bir köy var uzakta"

Köylülerin geçim kaygısı ve Çukurova yolu aktarılır. Ziyaret cevizi, Kavak ormanı ve Vurgun Ahmet gibi düşsel ögeler anlatıya sızar. Adil Efendi korkusu köylüyü ezer:

"Adil Efendi Müslümanım demez, evin kapısını söker de borcunun yerine alır götürür. Tarladaki yanık sabanı bile alır."

Çaresiz kalan köylünün dine sığınma çabaları soyut kalır; Meryemce Allah'ı ak sakallı, pırıl pırıl bir koca olarak somutlaştırır.

Mitin koşulları nasıl oluşuyor?

Umutların yıkılması ve ekonomik çaresizlik, mit yaratma zeminini hazırlar.

 

II. "Yer Demir Gök Bakır"

Kendi evliyam kendin yarat!

Kışın ortasında çıplak ayaklı çocuklar (Hasan ve Ummahan) ve çıldırtıcı Adil Efendi korkusu köylüyü zıvanadan çıkarır:

"Bu korku, bu bekleme... İçinde Adil ağısını yutarak bekleme, köylüyü zıvanadan çıkaracak."

Bütün köylü saklanırken yalnız kalan ve köylüye öfkesini kusan Taşbaşoğlu, halkın çaresizlikten sarıldığı bir "zoraki evliya" haline getirilir. Tezek yakılan karanlık köy evlerinin ışık özlemi efsanelere yansır.

Bir zoraki evliya

Taşbaş ermiş olmadığını kanıtlamaya çalıştıkça ("Böyle bir adamdan ermiş olur mu?" köylü bunu ermişliğin alçakgönüllülüğüne yorarak inancını pekiştirir:

"- Siz deli misiniz, siz hangi ermişin ermiş olduğunu söylediğini duydunuz? Bunların hepsi ermişliklerini inkar ederler."

Jandarma baskısıyla köyden götürülen ve kaçan Taşbaş, halkın zihninde tamamen efsaneleşir.

III. "Ölmez Otu"

Bolluk, evliyalığa düşman!

Üçlünün son kitabında borçlar ödenip bolluk gelince yarattıkları evliyaya katlanamayan köylü, Taşbaş'ı yok eder. Taşbaş'ın cesedi suda bulunur; göğsünde küçük Hasan'ın hediyesi olan kibritler vardır. Taşbaş'ın ölümü üzerine Memidik Muhtar Sefer'i öldürür.

Köylü niçin dine sığınmıyor da evliya yaratıyor

Yalak köylülerinin sorunu soyut değil, "yerel ve acil" bir sorundur. Genel din kavramı yerine tanıdıkları, güvendikleri bir insanı evliya yapmak son derece pratik bir sığınaktır.

Edebiyat, bilime öncülük ediyor

Şerif Mardin'in 1969'da Din ve İdeoloji kitabında bilimsel olarak ortaya koyduğu "halk dini" ve pratik yöntem kavramları, Yaşar Kemal tarafından 1960-1968 yılları arasında yazılan bu üçlemeyle önceden edebiyata aktarılmıştır.

 

Yusufcuk Yusuf

Akçasaz'ın Ağaları serisinin ikinci cildi olan Yusufcuk Yusuf, feodal toprak ağalığının çöküşünü ve sanayi sermayesine dönüşümünü sergiler. Kan davalı iki eski ağa ailesinin çocukları (Mehmet Ali ve Muzaffer) Adana'da fabrika kurarak ortak olurlar.

Eski düzenin temsilcileri Akyollu Mustafa ve Derviş Bey yok oluşa sürüklenir. Derviş Bey, kendi namına adam öldüren ve evladından çok sevdiği Yusuf'u, kendi canını kurtarmak için öldürmek zorunda kalarak insani bir çöküş yaşar. Ağalık düzeninin değiştiğini Ramazan Ağa şu sözlerle özetler:

"Selam söyle baban Derviş'e, eski çamların bardak olduğunu hala anlamadı mı. Bu çağda artık beylerden bile, cumhurbaşkanından bile sineği öldürse de hesabını soruyorlar."

Köylünün gururu ve aşağılanmaya karşı hassasiyeti romanda şöyle vurgulanır:

"Evet, dikkat buyrula yüzbaşım, insanı köylü de olsa aşağılamayacaksın. Bu pisler hiçbir şeye alınmıyorlar da tarih boyunca köpekler gibi süründüklerine, solucanlar gibi süründüklerine, böyle yüze yüz, karşıdan aşağılanırlarsa çok alınıyorlar."

 

Kale Kapısı

Kimsecik üçlüsünün ikinci kitabı olan Kale Kapısı, evlatlık Salman'ın İsmail Ağa'yı öldürmesinin ardından İsmail Ağa'nın öz oğlu Mustafa'nın yaşadığı felç edici korku üzerine kuruludur.

 

"Bir kan yağmuru"

Roman kan imgesi ve cinayetin yarattığı dehşetle başlar; Salman için kan İsmail Ağa'yı, Mustafa için ise sonsuz bir korkuyu simgeler.

 

"Bu korku cehennemi"

Mustafa korku içinde erirken, bir anlık cinnetle Salman'a saldırır. Doktorun bu hezeyan üzerine teşhisi şöyledir:

"Bu, korkunun ölümü aşmasıdır: Ölümden öte bir şey var kızım, işte o da senin oğlunun yaptığıdır, ölümün korkunun üstüne atılmasıdır."

Mustafa babasının ölümüne ağlamaz, köylü bunu babasına düşmanlık sanır; oysa Mustafa babasına öldüğü ve kendisini yalnız bıraktığı için küsmüştür.

Seyis Süllü'nün o müthiş at özlemi... Yaşar Kemal'de doğa

Doğa, hayvanlar ve bitkiler romanın canlı kişileri gibidir. Seyis Süllü'nün dilinden at sevgisi anlatılır. Romanda kekik, kaya, yarpuz, çam, sedir, hayıt yaprağı gibi onlarca keskin doğa kokusu yer alır.

 

Kısa... Kısa...

Yaşar Kemal'in dili Fransızca cümle yapısına benzer uzun, ritmik bir şiire dönüşür.

"Sarı" rengi kıskançlığın, ihanetin ve felaketin rengi olarak kullanılır (sarı çizme, sarı köpek, sapsarı ses).

Mizah unsuru halka zulmeden bürokrasiye yöneltilir.

 

Kanın Sesi

Kimsecik üçlüsünün son cildi Kanın Sesi, Mustafa'nın ölüm korkusundan kurtulma arayışını ve çocukların düşsel yolculuğunu işler.

 

Korku cehenneminde bir çocuk

Romanın başında belirten "kara atlı" imgesi, Mustafa ve Memet'in korkuyla ürettiği bir sanrı ile somut gerçeklik arasında salınır. Mustafa korkusunun üstüne yürüyüp atlının dizginine sarılınca korku çözülür.

 

Süren korku ve Mustafa'nın önlemleri

Mustafa tabanca sıkmayı öğrenir, Abbas Usta'nın ceviz budağındaki Peygamber tasvirini koruyucu olarak koynunda saklar. Babasının eski sevdalısı Emine'ye duyduğu tutkulu çocukluk aşkı onu korkulardan arındırır.

 

Salman'ın sonu

Çobanbaşı Eyüp, onurunu kıran Salman'ın kesik başını köye getirip Zero Hatun'un önüne atar.

 

Ya öbür çocuklar? Roman içinde roman: Düldül Dağına doğru

Çocuklar çekilmez yaşam koşullarından ve korkudan kurtulmak için Düldül Dağı'nın arkasındaki cennete kaçmayı amaçlar. Tay satın almak için para biriktirirler. Sonunda Mustafa, Memet ve Tırtıl Yusuf Düldül Dağı'nın arkasına ulaşırlar. Ancak aradıkları yeri bulamadıklarını anlayıp düş kırıklığı yaşarlar:

"- Hiç benzemiyor. Burası değil"

Çocuklar ümitlerini kaybetmeyip daha uzaktaki bir dağı göstererek arayışlarını sürdürürler.

 

Yaşar Kemal ne yapmak istiyor Kanın Sesi'nde?

Çocukların imgelem dünyasını merkeze alarak daha güzel bir dünya özlemini ve bitmeyen insan arayışını sembolleştirir.

 

İnce Memed 4

31 yılda tamamlanan dördüncü cilt, başkaldırı felsefesinin doruk noktasıdır.

"İnsan soyu başkaldırmayı yemek içmek, yaşamak, uyumak, çocuk yapmak gibi bir yaşama biçimi yapmazsa..."

İnsanın varoluş nedeni başkaldırıdır:

"... korkma, içindeki o yüz bin yıllık ağının, korkunun üstüne yürü, ona başkaldır... Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır... Allah sana büyük hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana. Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana."

 

Nedir ilginç yapan İnce Memed'i?

1930'lu yılların Çukurovası'nda ağa, bey ve bürokrasi cenderesindeki köylünün çaresizliği karşısında İnce Memed'in ihkak-ı hak (kendi adaletini sağlama) yolunu seçmesidir. Irgatların hakkını yiyen, sıtma öğretmenini öldürten Şakir Bey'i tetiğe basarak cezalandırır:

"... 'Bu muallim Zeki Bey için,' diye tetiğe bastı. 'Bu da sıtmadan ölen çocuklar için...' Bir daha tetiğe çöktü... 'Bu da hakkını yediğin ırgatlar için'"

 

Ağalarla bürokrasi kol kola

Toprak ağaları siyasal gücü elinde tutan bürokrasi ve Mebus Arif Saim Bey ile ittifak kurar. Kendi çiftliklerini düzmece olarak eşkıyaya soydurup devletin jandarma gücünü İnce Memed'in üzerine saldırtırlar.

"Vay cevizin hali, vay benim halim"

Köylüler her dar anlarında efsanelere, tılsımlı gömleklere, muskalara sığınır. Korkaklık ile yüreklilik arasında gidip gelirler.

 

İnce Memed'ler, Yaşar Kemal'in öbür romanlarına benzemez

İnce Memed serisinde destansı, masalsı anlatım tutarlılıkla sürdürülür. Anlatıcı ile halk dili birleşir. Kasabada yaşarken duyduğu tedirginlik nedeniyle İnce Memed'in peşine takılan "o adam" sanrısı (hallucination) roman boyunca yüksek bir gerilim sağlar. Roman dördüncü dağın doruğunda patlayan ışıklarla son bulur.

 

Deniz Küstü

Yaşar Kemal'in bu ilk İstanbul romanı, kentin, denizin ve insanlığın yozlaşarak yok oluşunu işler.

 

I. Bölüm (İstanbul'un Tükenişi ve Doğa)

Betonlaşan İstanbul'da kuşların ve insani değerlerin yok oluşu vurgulanır. Kuşlar da Gitti ile paralellik gösterir. Haliç, çürümüşlüğün ve kirliliğin bataklığı olarak betimlenir. Fikret'in Sis şiirindeki nefret ve acı ile akrabalık taşır.

 

II. Bölüm (Selim Balıkçı ve Kılıçbalığı Mücadelesi)

Kafkas göçmeni Selim Balıkçı, yunusların katledilmesine karşı durduğu için adı "Deniz Küstü Selim"e çıkar. 25 yıldır düşlediği arsayı alıp Cerrahpaşa'da gördüğü sarı saçlı hemşireye kavuşmak ister. Kılıçbalığı ile girdiği 8 sayfalık epik mücadele Hemingway'in İhtiyar Adam ve Deniz yapıtını aşan bir duyarlılık taşır; Selim balığa kıyamaz ve ipi keserek onu özgür bırakır.

 

III. Bölüm (Korku İzleği)

Zeynel'in korkudan cinayet işlemesi ve korkunun insanı delirtip öldürmesi ele alınır.

 

IV. Bölüm (Romanın Dili ve Üslubu)

Selim'in önemli konularda lügat paralayarak "iktiza" ve "kelam" sözcüklerini kullanması, dedikoduların mahallede koro halinde akis bulması dil incelikleridir.

 

V. Bölüm (Eleştiriler ve Yapısal Değerlendirmeler)

Zeynel, Veziroğlu ve Dursun Kemal tiplerinin yapaylığı ve kimi kurgusal tutarsızlıklar eleştirilse de Selim Balıkçı'nın doğa ve insan sevgisiyle yüklü dramı esere ölümsüz bir değer katar. Selim vurulup deniz açıldığı an deniz ona kucak açar.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder