Feridun
Andaç - Yaşar Kemal Sözün Büyücüsü -
Notlar
Yaşar Kemal Anlatısının Kaynakları
Kavis Yayınları, 2012
Önsöz
Yaşar Kemal’i klasik Türk öykücülerinden (Ömer Seyfettin,
Reşat Nuri vb.) ayıran en temel unsur, kullandığı canlı, imgesel dil ile sunmuş
olduğu doğa/insan/toplum gerçekliğidir.
Yaşar Kemal anlatısının ete kemiğe büründüğü Çukurova ve
Toroslar'ı adım adım gezmiştir.
"Dağın Öte Yüzü" / beslendiği sözlü geleneğin
gücünü, epik-mitos karakterini ve modern roman kurgusunu (Stendhal,
Dostoyevski, Faulkner etkisiyle) en mükemmel şekilde sentezlediği zirvedir.
Yeryüzünde Bir İz
Yaşar Kemal'in "Anakarası"nda
Çukurova coğrafyasına yapılan yolculuk; Taşköprü, Misis,
Yılankale ve Anavarza hattında doğanın, toprağın ve tarihin sesleriyle
biçimlenir.
Çukurova toprağının kokusu, killi yapısı, pamuk tarlaları ve
karpuz tarlaları Yaşar Kemal'in anlatılarındaki insan-doğa bütünleşmesinin
somut karşılığıdır. Mercimek köyündeki Sarı Remzi ile sohbetler, Hemite
(Gökçeli) köyündeki cami ve kahvede Veli Kılıç, Hüseyin Hoylu ve Mustafa
İşler'den dinlenen Sadık Ağa'nın öldürülüşü, Kürt Yusuf ve Mehmet Şahin
hikayeleri; efsaneleşen bir coğrafyanın canlı hafızasını gözler önüne serer.
Anlatıcının Dünyasında Gezinmek
Yaşar Kemal'in anlatı evrenini kavrayabilmek için
romanlarının mekan duygusunu biçimlendiren doğaya bakmak gerekir. Yazarın
"anakara"sı; Hemite, Kadirli, Adana, Mezopotamya, Ağrı/Van, Çukurova
ve İstanbul ekseninde katmanlı bir harita sunar. Doğa anlatıda edilgen bir arka
plan değil, başlı başına bir roman kahramanıdır. Anlatı dünyasında insan
gerçekliğine çocuk bakışı ve çocukluk bilinci üzerinden ulaşılır.
Yazarın eserlerinde kendi yaşamından izler bulunsa da bunlar
doğrudan özyaşamsal aktarım değil, yaratıcı bir kurgu vasıtasıyla yeniden
üretilmiş yaşantılardır. Yaşar Kemal, tanıklığın diliyle konuşarak her
romanında yeni bir kurgu, dil ve tasarım evreni inşa eder.
Cumhuriyet ile yaşıt bir ömür süren anlatıcı, Kurtuluş
Savaşı sonrası kuruluş ve toplumsal dönüşüm süreçlerinin tanığıdır. Gazetecilik
ve röportaj yazarlığı, Anadolu insanının sorunlarıyla doğrudan yüzleşmesini ve
bu sorunları toplumsal bilinçle edebiyata taşımasını sağlamıştır.
"Yaşar Kemal" Bir Efsane
Dağ köyü Akifiye'de on yaşındaki okuma sevdalısı Paşa'nın
yanı sıra Arnavut Durdu, Senatör (Köy Muhtarı) ve Kıvrak Osman gibi yöre
insanlarının anlatılarında Yaşar Kemal, tıpkı Karacaoğlan, Dadaloğlu, Kozanoğlu
veya Homeros gibi yaşayan bir efsane olarak algılanır.
Şimdi Yeryüzü Yaşar Kemal
İnce Memed'den Bir Ada Hikayesi'ne uzanan yapıtlar, okuru
hakikat ve umut arayışında birleştiren bir okuma şenliği sunar.
Hamburg-Stockholm treninde Finli şair Mark Mallon'un Fince İnce Memed okuması
ve İsveç kitabevlerindeki Yaşar Kemal rafları, anlatıcının evrensel boyutunu
kanıtlar.
Anlatıcının Dünyasına İlk Adım
Bir Körlecik İzin Uğrağında
Siyasi baskı ve kırım günlerinin sıkıntısından kaçarak
Kahramanmaraş ve Andırın üzerinden Çukurova coğrafyasına adım atış, anlatıcının
yazınsal dünyasını araştırma sürecini başlatır. 1 Nisan 1987 tarihinde
Basınköy'deki evinde Yaşar Kemal ile gerçekleşen ilk uzun söyleşi, yazarın
dünya edebiyatındaki yerini ve kaynaklarını aydınlatır.
Yaşam Serüveninden Yazı Serüvenine: Yaşar Kemal (Söyleşi)
Otobiyografi yazmaya karşı olduğunu ifade eden anlatıcı,
insanın kendi gerçeğine ancak yaratı vasıtasıyla varabileceğini dile getirir.
Eserlerindeki güncellik; toplumsal yapıların çözülüşü
(feodalizmden kapitalizme geçiş), insanın değişimi ve bu değişimle birlikte
doğanın tahribatıdır (Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf, Deniz
Küstü).
Çocukluğunda köydeki tek yazının çerçinin borç defteri
oluşu, Âşık Süleyman ve Kul Abdurrahman türküleri, Kadirli ve Adana'daki
ilkokul-ortaokul yılları, çırçır fabrikalarında çalışması, Ramazanoğlu
Kütüphanesi memurluğu, Arif Dino, Abidin Dino, Orhan Kemal ve Nâzım Hikmet
şiirleriyle tanışması, Kayseri/Talas'taki askerlik döneminde Dostoyevski ve
klasikleri okuyarak "Pis Hikaye"yi yazması, İstanbul'a gelişi ve
Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarlığına başlayarak Yaşar Kemal adını alması
ayrıntılarıyla aktarılır.
Romancının Dünyası
Bir Roman Dünyası Kurabilmek
Roman, yalnızca yaşananın aktarılması değil; düş ile
gerçeğin sarmalında yepyeni bir atmosfer ve evren yaratılmasıdır. Lukacs'ın
roman kuramında belirttiği üzere bütünsel ve senfonik bir yapı taşır.
Yaşar Kemal'in Roman Gerçeğini Biçimleyen Öğeler
Çukurova, roman dünyasının vatanıdır. Sözlü anlatı geleneği,
ağıtlar, türküler, efsaneler ve masallar modern roman teknikleriyle
birleştirilerek yeni bir söylem yaratılmıştır. İnce Memed, bu destansı boyutun
ve özgün dil örgüsünün ilk görkemli kapısıdır.
Octavio Paz ve Jacob Burckhardt'ın vurguladığı gibi modern
toplumun destanı romandır. Yaşar Kemal, sokakta konuşulan dili değil; halk
edebiyatının süzülmüş yalınlığıyla biçimlenen çağdaş ve modern bir roman dilini
bilinçli arayışlarla inşa etmiştir.
Anlatım çeşitliliğinin boyutları
"Dağın Öte Yüzü" (Ortadirek, Yer Demir Gök
Bakır, Ölmez Otu): Düşle gerçek arasına sıkışan insanın yokluk trajedisi ve mit
yaratma süreci.
"Akçasaz'ın Ağaları" (Demirciler Çarşısı
Cinayeti, Yusufçuk Yusuf): Feodal yapının çözülüşü ve yozlaşmanın trajik
panoraması.
"Kimsecik" (Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı,
Kanın Sesi): İnsanın içsel trajedisi, korku ve tanıklık birikiminin estetik
doruğu.
"Bir Ada Hikayesi" (Fırat Suyu Kan Akıyor
Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları, Çıplak Deniz Çıplak Ada):
Mübadele, savaşlar ve barış ütopyası.
Yaşar Kemal'in Roman Gerçeğine Bakışı
Romancılığının gelişimi iki temel evrede incelenir: Tanıklık/Ulaşabilme
Süreci (yaşamın içinden doğrudan tanıklık) ve Tanıma/Aşabilme Süreci (dışarıdan
gözlem, yoğunlaşma ve evrensel boyut kazandırma). Efsane romanları (Ağrıdağı
Efsanesi, Binboğalar Efsanesi) bu iki evre arasındaki arayış dönemini
oluşturur.
Yaşar Kemal'in Roman Dünyası Üzerine Notlar
Anlatıcı 19. yüzyılın durağan kalıplarına bağlı kalmaz;
insanlığın trajedisini ve varoluşsal çelişkilerini sorgulatarak okurunu
zenginleştirir. Gazetecilik röportajlarıyla yurt gerçeklerine yaklaşımı, roman
dünyasının altyapısını besler.
Çağsayıcı Bilincin Aydınlığı: Yaşar Kemal
İnce Memed simgeleşen yapısıyla bir döneme damga vurmuş,
yazar kurduğu dil evreniyle okuruna yeni bir coğrafya armağan etmiştir. Babil
Kulesi gibi dil yurdundan kovulan anlatıcı, yazarak diline ve coğrafyasına
yeniden dönmüştür.
Dil Şenliğinde Bir Dünya
Yeniden kurmak, yeniden yaratmak: Anlatının ana
figürü, Çukurova coğrafyasının düşsel gerçeklik ve mitik unsurlarla dilde
yeniden yaratılmasıdır.
Destandan romana: Azra Erhat'ın
"Homerosoğlu" olarak tanımladığı yazar, destandan romana geçerek
parçalanan dünyanın bütünleyici anlamlarını üstlenir.
Birikimin buluşma kavşağında: İnsanlığın acıları,
savaşları, göçleri ve var olma mücadelesi tek ve benzersiz bir dille aktarılır.
Benzersizliğin dili: Her roman konusu kendi
atmosferini ve özgün dilini yaratır.
"Bir Ada Hikayesi"yle gelenler: Fırat Suyu
Kan Akıyor Baksana ve Karıncanın Su İçtiği romanlarında savaşların, kırım ve
göçlerin ardından sığınılan Karınca Adası'nda insanca, kardeşçe bir arada
yaşama arzusu ve doğa sevgisi işlenir.
Sözünün Aydınlığında
Yaşar Kemal'in Sözlerinde Yaşamak
Berna Moran'ın tespitiyle; yazar olağandışı olayları,
simgeleşmiş kişileri ve mitos kalıplarını modern ve modernist anlatım
yöntemleriyle uzlaştırır. Anlatısındaki temel mesaj, kötülüklere bulanmış
insanın karanlıktan sıyrılarak daha insanca bir dünyada yaşaması çağrısıdır.
İnsan Gerçeğine Ulaşmak (Söyleşi)
"Pis Hikaye" / "Kızamık"
İnce Memed'in dünyada bestseller olması üzerine yaşanan
baskılar
Dışişleri/Milli Emniyet raporları
"mecbur insan" kavramı / İnce Memed mecbur
insandır.
Doğa cansız bir nesne değil, romanın canlı bir kahramanıdır.
Kimsecik üçlemesi korkunun üzerine yürümenin, Bir Ada
Hikayesi ise savaşlara karşı barış içinde yaşama umudunun romanıdır.
Bir Dünya Romancısı
Yaşar Kemal'den Yansıyanlar
Doğu Akdenizli bir romancı olarak Çukurova'yı Mezopotamya'ya
kadar uzanan kültür katmanlarıyla yeniden yaratır. Doğa; ağacı, çiçeği, börtü
böceği ile anlatının başkahramanıdır. Bir Ada Hikayesi'ndeki Karınca Adası,
Osmanlı'nın çöküşü ve mübadeleyle yersiz yurtsuz kalan insanların (Poyraz Musa,
Vasili, Hüsmen, Lena Ana) sığınağıdır.
İnsanın ve Doğanın Değişimi (Söyleşi)
Yersizlik, yurtsuzluk ve gurbet duygusu turnalar imgesiyle
açıklanır. Deniz Küstü, yıldızlarını ve denizini yitiren kadim şehir
İstanbul'un can çekişmesinin romanıdır. Anadolu toprağı tek kültürlü değil, çok
kültürlü bir mozaiktir; Türkçeyi zenginleştiren de bu mozaiktir. Ağrıdağı
Efsanesi bir destan veya masal değil, özgün bir roman dili denemesidir. Yazarın
temel amacı insanlığı savaşa karşı barışa, sevgiye ve doğayı korumaya
çağırmaktır.
Yaratıcılığının Kaynakları
Yaşar Kemal'in Belleği
Yaşar Kemal, nerede olursa olsun Çukurova’yı zihninde taşır.
Yazma eylemi onun için yalnızca bir yeri anlatmak değil, o yeri düş feneriyle
yeniden yaratmak ve bir bellek yolculuğuna çıkmaktır.
Nasıl ki William Faulkner romanları için Yoknapatawpha
adında hayali bir uzam/yurt yarattıysa, Yaşar Kemal’in de "anakara"
olarak adlandırdığı Çukurova, somut coğrafi sınırları aşarak yazarın
imgeleminde yeniden inşa edilen mitolojik ve düşsel bir adadır.
Zaman ve mekan kullanımı, "yerel" veya
"yöresel" dar tanımları aşarak insanlık durumlarının (korku, kıyım,
aşk, umut, trajedi) tartışıldığı evrensel bir düzleme ulaşmıştır.
Romanının bir ucu insanın çürüyüşü, altüst oluşu ve
trajedisine tanıklık ederken; diğer ucu doğanın, ekolojik dengenin bozulmasının
ve insanın doğayla (akarasu, dağ, bükler, deniz) kurduğu dönüştürücü ilişkinin
resmedilmesidir (Akçasaz’ın Ağaları, Deniz Küstü, Kuşlar da
Gitti).
İngiliz eleştirmen Raymond Williams'ın The Long
Revolution (Uzun Devrim) kitabındaki "roman, toplumun kişisel;
kişilerin de ilişkiler aracılığıyla toplumsal açıdan görüldüğü yazı
türüdür" tanımını en iyi karşılayan yazar olarak Yaşar Kemal
gösterilir.
Ortadirek ve Bir Ada Hikayesi gibi eserlerdeki
yoksulların, mülksüzleştirilmişlerin ve çaresizlerin zorunlu göç ve hayatta
kalma yolculukları, yalnızca Çukurova'ya ya da Anadolu'ya özgü değil;
Galler'den Kafkasya'ya, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar tüm dünyanın ortak
trajedisidir.
"Bir Ada Hikayesi"
Dörtlemede ele alınan mübadele öyküsü, seksen yıllık ömrünü
yazınsal üretime adamış Yaşar Kemal'in tüm roman dünyasının, izleklerinin ve
belleğinin toplandığı nihai zirvedir.
Mübadeleyle boşaltılan, geçmişin yaralarını taşıyan Karınca
Adası; savaşların getirdiği yıkıma karşı insanın yeniden ayağa kalkma
iradesini, barış ve kardeşlik düşünü temsil eden gerçek bir "ütopya
adası" ve romancının asıl "anakara"sıdır.
Değişimin Romancısı (Söyleşi)
Van'dan göç eden ailenin Hemite'ye yerleşmesi, beş yaşında
babasının gözleri önünde öldürülmesi üzerine geçirdiği kekemelik dönemi ve sağ
gözünü kaybettiği kaza...
Üvey kardeş Salman…
Kozan Cezaevi
Ant dergisi ve Ant Yayınları
TYS genel başkanlığı
Romancının Tanıklığı
Yaşar Kemal İnsanlığın Trajedisini Yazıyor
Kimsecik üçlemesi
- Yağmurcuk
Kuşu: Sarıkamış bozgunu sonrası Van'dan Çukurova'ya göç eden İsmail
Ağa ve ailesinin yol boyunca yaralı bulup kurtardığı Salman'ın evlat
edinilmesi; İsmail Ağa'nın öz oğlu Mustafa'nın doğumuyla Salman'ın
yaşadığı kıskançlık, Mustafa'ya yaptığı eziyetler, Dal Emine ile ilişkisi
ve sonunda İsmail Ağa'yı vurması.
- Kale
Kapısı: Cinayet sonrası Salman'ın dağa kaçışı, efsaneleşmesi ve yöreye
saldığı felç edici korku. Mustafa'nın babasının cesedi karşısında yaşadığı
dehşet, mağaralara ve ahırlara sığınışı.
- Kanın
Sesi: Mustafa'nın korkuların üzerine giderek onları yenme eylemi,
köylülerin ve çocukların masallara (Kuşlar Padişahı, Düldül Dağı'nın
arkasındaki cennet ülke) sığınışı.
Yaşar Kemal Romanında "Kimsecik" Üçlemesi ve "Kanın
Sesi"
Eski Ahit'teki "Senin kardeşinin kanının sesi bana
topraktan bağırıyor" ifadesi Kanın Sesi romanının ismini ve trajik
imgesini oluşturur. Prof. Dr. Özcan Köknel, korkunun üzerine gitmenin
psikiyatrideki fobi tedavi yöntemi ("yüzleştirme") olduğuna dikkat
çeker.
Öldüren insanın yaşadığı trajedi ve korku, öleninkinden çok
daha ağırdır.
Evrenselliğin Dili
Yaşar Kemal'in Yaratıcılığının Kaynakları
Deniz Küstü, köy temasından kente ve deniz insanının iç
mitoslarına geçişte dönüm noktasıdır.
Gelenek ve görenek geçmişin bir tekrarı değildir; bugünden
ve bugünün koşullarıyla geçmişe bir bakış... ve bir yorumlama ve yaratı atılımı
olarak ortaya çıkıyor.
Sondeyiş
Yaşar Kemal'in İzinde
Yaşar Kemal, yaratmayı "yaşadığını, özlediğini,
duyduğunu ve kanına işleyeni yaratmak" olarak tanımlar. Yeni epopenin
bir başkası olmasına gerek yoktur; yazarın kendisi yöreyi, doğayı ve insan
gerçeğini yaratan güçtür.
Antalya'nın betonlaşması karşısında Yaşar Kemal, Falezler'de
Akdeniz meltemine karşı Bir Ada Hikayesi dörtlemesini (Fırat Suyu Kan
Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Çıplak Deniz Çıplak Ada)
kaleme almıştır.
O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.
Yaşamöyküsü
Yaşar Kemal'in Yaşamı ve Yapıtlarına Genel Bakış
1923'te Hemite (Adana/Osmaniye) doğumlu olan yazar (asıl adı
Kemal Sadık Göğceli), beş yaşındayken babasının cinayetine tanık olmuş ve bir
kaza sonucu sağ gözünü kaybetmiştir.
Çocukluk ve gençlik yıllarında patos ırgatlığından pirinç
tarlası su bekçiliğine, vekil öğretmenlikten arzuhalciliğe kadar 20’ye yakın
farklı işte çalışmıştır. Bu zengin yaşam tecrübesi, eserlerindeki insan ve
toplum gerçekliğinin temelini oluşturur.
1951’de İstanbul’a gelerek Cumhuriyet gazetesinde
röportaj yazarlığına başlamış; 1962’de Türkiye İşçi Partisi (TİP) bünyesinde
aktif siyasete girmiştir. Ant dergisinin kurucularından olmuş, Türkiye
Yazarlar Sendikası'nın ilk genel başkanlığını (1974-75) yürütmüştür.
TCK 142 ve 159, TMK 8. madde ve TCK 312/2 gibi yasalar
kapsamında makaleleri (Der Spiegel, Düşünceye Özgürlük vb.)
nedeniyle pek çok kez yargılanmış, ertelemeli hapis cezaları almış ve
uluslararası alanda düşünce özgürlüğü ödüllerine (Hellman/Hammett, Kenne Fant)
layık görülmüştür.
İnce Memed Serisi: Ağa baskısına ve adaletsizliğe
karşı dağa çıkan eşkıyanın, halk için verdiği mücadeleyi efsanevi ve romantik
bir dille ele alır.
Teneke: İdealist genç bir kaymakamın çeltik ağalarına
karşı köylünün yanında yer alma mücadelesini ve aydının trajedisini işler.
Dağın Öte Yüzü Üçlemesi (Ortadirek, Yer Demir
Gök Bakır, Ölmez Otu): Toros köylülerinin Çukurova'ya inme
serüveni üzerinden yokluğu, çaresizliği, insanın sığındığı "düş/mit"
evrenini ve yaşama tutunma umudunu işler.
Akçasaz'ın Ağaları Dizisi (Demirciler Çarşısı Cinayeti,
Yusufçuk Yusuf): Feodalitenin çözülüp kapitalist tarıma geçildiği
evrede, yozlaşan iki toprak ağası ailenin kan davasını ve çöken bir yapının son
çırpınışlarını resmeder.
Hüyükteki Nar Ağacı: Tarımda makineleşmenin getirdiği
işsizliği ve köylünün naçarlığını işler.
Kimsecik Üçlemesi (Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı,
Kanın Sesi): Yarı-özyaşamsal nitelikte; Van'dan Çukurova'ya göç eden
bir ailenin ve kapalı çevre insanının dehşet, korku ve ruhsal travmalarını
anlatır.
Üç Anadolu Efsanesi: Sözlü gelenekteki Köroğlu,
Karacaoğlan ve Alageyik hikayelerinin yeniden üretimidir.
Ağrıdağı Efsanesi & Binboğalar Efsanesi: İnsan
sevgisini, halkın dayanışmasını ve göçebe Türkmen aşiretlerinin yerleşik düzene
geçerken yaşadığı uyum krizini işler.
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca:
Sömüren-sömürülen ilişkisini simgesel bir halk hikayesi (alegori) kurgusuyla
sunar.
Deniz Küstü, Kuşlar da Gitti, Al Gözüm Seyreyle Salih:
Çukurova dışına çıkarak İstanbul kenti, sahil insanı, deniz doğasının yıkımı,
yozlaşma ve çocukların masumiyeti üzerinden modern kentin çöküşünü eleştirir.
Bir Ada Hikayesi (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
vb.): 1920'lerdeki mübadele olgusunu; göç, sürgünlük ve yurtsuzlaşma
bağlamında insani ve trajik boyutlarıyla ele alır.
Homeros destanlarından ve Anadolu'daki Dengbej/Aşık
geleneğinden gelen sözlü birikimi, Stendhal, Dostoyevski ve Faulkner
çizgisindeki modern roman teknikleriyle birleştirmiştir.
Doğa, sadece bir arka plan değil; kahramanların ruh halini,
eylemlerini ve trajedisini belirleyen canlı bir bileşendir.
Bölgesel ağızları, deyimleri, duaları, ilençleri
(bedduaları) ve atasözlerini ortak edebi Türkçe seviyesine yükseltmiş; masalsı
ve şiirsel bir imge dünyası kurmuştur.
…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder