6 Ekim 2023 Cuma

Feridun Andaç - Yaşar Kemal Sözün Büyücüsü - Notlar

Feridun Andaç - Yaşar Kemal Sözün Büyücüsü - Notlar

Yaşar Kemal Anlatısının Kaynakları

Kavis Yayınları, 2012

 


Önsöz

Yaşar Kemal’i klasik Türk öykücülerinden (Ömer Seyfettin, Reşat Nuri vb.) ayıran en temel unsur, kullandığı canlı, imgesel dil ile sunmuş olduğu doğa/insan/toplum gerçekliğidir.

Yaşar Kemal anlatısının ete kemiğe büründüğü Çukurova ve Toroslar'ı adım adım gezmiştir.

 

"Dağın Öte Yüzü" / beslendiği sözlü geleneğin gücünü, epik-mitos karakterini ve modern roman kurgusunu (Stendhal, Dostoyevski, Faulkner etkisiyle) en mükemmel şekilde sentezlediği zirvedir.

 

Yeryüzünde Bir İz

Yaşar Kemal'in "Anakarası"nda

Çukurova coğrafyasına yapılan yolculuk; Taşköprü, Misis, Yılankale ve Anavarza hattında doğanın, toprağın ve tarihin sesleriyle biçimlenir.

Çukurova toprağının kokusu, killi yapısı, pamuk tarlaları ve karpuz tarlaları Yaşar Kemal'in anlatılarındaki insan-doğa bütünleşmesinin somut karşılığıdır. Mercimek köyündeki Sarı Remzi ile sohbetler, Hemite (Gökçeli) köyündeki cami ve kahvede Veli Kılıç, Hüseyin Hoylu ve Mustafa İşler'den dinlenen Sadık Ağa'nın öldürülüşü, Kürt Yusuf ve Mehmet Şahin hikayeleri; efsaneleşen bir coğrafyanın canlı hafızasını gözler önüne serer.

 

Anlatıcının Dünyasında Gezinmek

Yaşar Kemal'in anlatı evrenini kavrayabilmek için romanlarının mekan duygusunu biçimlendiren doğaya bakmak gerekir. Yazarın "anakara"sı; Hemite, Kadirli, Adana, Mezopotamya, Ağrı/Van, Çukurova ve İstanbul ekseninde katmanlı bir harita sunar. Doğa anlatıda edilgen bir arka plan değil, başlı başına bir roman kahramanıdır. Anlatı dünyasında insan gerçekliğine çocuk bakışı ve çocukluk bilinci üzerinden ulaşılır.

 

Yazarın eserlerinde kendi yaşamından izler bulunsa da bunlar doğrudan özyaşamsal aktarım değil, yaratıcı bir kurgu vasıtasıyla yeniden üretilmiş yaşantılardır. Yaşar Kemal, tanıklığın diliyle konuşarak her romanında yeni bir kurgu, dil ve tasarım evreni inşa eder.

 

Cumhuriyet ile yaşıt bir ömür süren anlatıcı, Kurtuluş Savaşı sonrası kuruluş ve toplumsal dönüşüm süreçlerinin tanığıdır. Gazetecilik ve röportaj yazarlığı, Anadolu insanının sorunlarıyla doğrudan yüzleşmesini ve bu sorunları toplumsal bilinçle edebiyata taşımasını sağlamıştır.

 

"Yaşar Kemal" Bir Efsane

Dağ köyü Akifiye'de on yaşındaki okuma sevdalısı Paşa'nın yanı sıra Arnavut Durdu, Senatör (Köy Muhtarı) ve Kıvrak Osman gibi yöre insanlarının anlatılarında Yaşar Kemal, tıpkı Karacaoğlan, Dadaloğlu, Kozanoğlu veya Homeros gibi yaşayan bir efsane olarak algılanır.

 

Şimdi Yeryüzü Yaşar Kemal

İnce Memed'den Bir Ada Hikayesi'ne uzanan yapıtlar, okuru hakikat ve umut arayışında birleştiren bir okuma şenliği sunar. Hamburg-Stockholm treninde Finli şair Mark Mallon'un Fince İnce Memed okuması ve İsveç kitabevlerindeki Yaşar Kemal rafları, anlatıcının evrensel boyutunu kanıtlar.

 

Anlatıcının Dünyasına İlk Adım

Bir Körlecik İzin Uğrağında

Siyasi baskı ve kırım günlerinin sıkıntısından kaçarak Kahramanmaraş ve Andırın üzerinden Çukurova coğrafyasına adım atış, anlatıcının yazınsal dünyasını araştırma sürecini başlatır. 1 Nisan 1987 tarihinde Basınköy'deki evinde Yaşar Kemal ile gerçekleşen ilk uzun söyleşi, yazarın dünya edebiyatındaki yerini ve kaynaklarını aydınlatır.

 

Yaşam Serüveninden Yazı Serüvenine: Yaşar Kemal (Söyleşi)

Otobiyografi yazmaya karşı olduğunu ifade eden anlatıcı, insanın kendi gerçeğine ancak yaratı vasıtasıyla varabileceğini dile getirir.

Eserlerindeki güncellik; toplumsal yapıların çözülüşü (feodalizmden kapitalizme geçiş), insanın değişimi ve bu değişimle birlikte doğanın tahribatıdır (Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf, Deniz Küstü).

Çocukluğunda köydeki tek yazının çerçinin borç defteri oluşu, Âşık Süleyman ve Kul Abdurrahman türküleri, Kadirli ve Adana'daki ilkokul-ortaokul yılları, çırçır fabrikalarında çalışması, Ramazanoğlu Kütüphanesi memurluğu, Arif Dino, Abidin Dino, Orhan Kemal ve Nâzım Hikmet şiirleriyle tanışması, Kayseri/Talas'taki askerlik döneminde Dostoyevski ve klasikleri okuyarak "Pis Hikaye"yi yazması, İstanbul'a gelişi ve Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarlığına başlayarak Yaşar Kemal adını alması ayrıntılarıyla aktarılır.

 

Romancının Dünyası

Bir Roman Dünyası Kurabilmek

Roman, yalnızca yaşananın aktarılması değil; düş ile gerçeğin sarmalında yepyeni bir atmosfer ve evren yaratılmasıdır. Lukacs'ın roman kuramında belirttiği üzere bütünsel ve senfonik bir yapı taşır.

 

Yaşar Kemal'in Roman Gerçeğini Biçimleyen Öğeler

Çukurova, roman dünyasının vatanıdır. Sözlü anlatı geleneği, ağıtlar, türküler, efsaneler ve masallar modern roman teknikleriyle birleştirilerek yeni bir söylem yaratılmıştır. İnce Memed, bu destansı boyutun ve özgün dil örgüsünün ilk görkemli kapısıdır.

 

Octavio Paz ve Jacob Burckhardt'ın vurguladığı gibi modern toplumun destanı romandır. Yaşar Kemal, sokakta konuşulan dili değil; halk edebiyatının süzülmüş yalınlığıyla biçimlenen çağdaş ve modern bir roman dilini bilinçli arayışlarla inşa etmiştir.

 

Anlatım çeşitliliğinin boyutları

"Dağın Öte Yüzü" (Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu): Düşle gerçek arasına sıkışan insanın yokluk trajedisi ve mit yaratma süreci.

"Akçasaz'ın Ağaları" (Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf): Feodal yapının çözülüşü ve yozlaşmanın trajik panoraması.

"Kimsecik" (Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı, Kanın Sesi): İnsanın içsel trajedisi, korku ve tanıklık birikiminin estetik doruğu.

"Bir Ada Hikayesi" (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları, Çıplak Deniz Çıplak Ada): Mübadele, savaşlar ve barış ütopyası.

 

Yaşar Kemal'in Roman Gerçeğine Bakışı

Romancılığının gelişimi iki temel evrede incelenir: Tanıklık/Ulaşabilme Süreci (yaşamın içinden doğrudan tanıklık) ve Tanıma/Aşabilme Süreci (dışarıdan gözlem, yoğunlaşma ve evrensel boyut kazandırma). Efsane romanları (Ağrıdağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi) bu iki evre arasındaki arayış dönemini oluşturur.

 

Yaşar Kemal'in Roman Dünyası Üzerine Notlar

Anlatıcı 19. yüzyılın durağan kalıplarına bağlı kalmaz; insanlığın trajedisini ve varoluşsal çelişkilerini sorgulatarak okurunu zenginleştirir. Gazetecilik röportajlarıyla yurt gerçeklerine yaklaşımı, roman dünyasının altyapısını besler.

 

Çağsayıcı Bilincin Aydınlığı: Yaşar Kemal

İnce Memed simgeleşen yapısıyla bir döneme damga vurmuş, yazar kurduğu dil evreniyle okuruna yeni bir coğrafya armağan etmiştir. Babil Kulesi gibi dil yurdundan kovulan anlatıcı, yazarak diline ve coğrafyasına yeniden dönmüştür.

 

Dil Şenliğinde Bir Dünya

Yeniden kurmak, yeniden yaratmak: Anlatının ana figürü, Çukurova coğrafyasının düşsel gerçeklik ve mitik unsurlarla dilde yeniden yaratılmasıdır.

Destandan romana: Azra Erhat'ın "Homerosoğlu" olarak tanımladığı yazar, destandan romana geçerek parçalanan dünyanın bütünleyici anlamlarını üstlenir.

Birikimin buluşma kavşağında: İnsanlığın acıları, savaşları, göçleri ve var olma mücadelesi tek ve benzersiz bir dille aktarılır.

Benzersizliğin dili: Her roman konusu kendi atmosferini ve özgün dilini yaratır.

"Bir Ada Hikayesi"yle gelenler: Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana ve Karıncanın Su İçtiği romanlarında savaşların, kırım ve göçlerin ardından sığınılan Karınca Adası'nda insanca, kardeşçe bir arada yaşama arzusu ve doğa sevgisi işlenir.

 

Sözünün Aydınlığında

Yaşar Kemal'in Sözlerinde Yaşamak

Berna Moran'ın tespitiyle; yazar olağandışı olayları, simgeleşmiş kişileri ve mitos kalıplarını modern ve modernist anlatım yöntemleriyle uzlaştırır. Anlatısındaki temel mesaj, kötülüklere bulanmış insanın karanlıktan sıyrılarak daha insanca bir dünyada yaşaması çağrısıdır.

 

İnsan Gerçeğine Ulaşmak (Söyleşi)

"Pis Hikaye" / "Kızamık"

İnce Memed'in dünyada bestseller olması üzerine yaşanan baskılar

Dışişleri/Milli Emniyet raporları

"mecbur insan" kavramı / İnce Memed mecbur insandır.

Doğa cansız bir nesne değil, romanın canlı bir kahramanıdır.

Kimsecik üçlemesi korkunun üzerine yürümenin, Bir Ada Hikayesi ise savaşlara karşı barış içinde yaşama umudunun romanıdır.

 

Bir Dünya Romancısı

Yaşar Kemal'den Yansıyanlar

Doğu Akdenizli bir romancı olarak Çukurova'yı Mezopotamya'ya kadar uzanan kültür katmanlarıyla yeniden yaratır. Doğa; ağacı, çiçeği, börtü böceği ile anlatının başkahramanıdır. Bir Ada Hikayesi'ndeki Karınca Adası, Osmanlı'nın çöküşü ve mübadeleyle yersiz yurtsuz kalan insanların (Poyraz Musa, Vasili, Hüsmen, Lena Ana) sığınağıdır.

 

İnsanın ve Doğanın Değişimi (Söyleşi)

Yersizlik, yurtsuzluk ve gurbet duygusu turnalar imgesiyle açıklanır. Deniz Küstü, yıldızlarını ve denizini yitiren kadim şehir İstanbul'un can çekişmesinin romanıdır. Anadolu toprağı tek kültürlü değil, çok kültürlü bir mozaiktir; Türkçeyi zenginleştiren de bu mozaiktir. Ağrıdağı Efsanesi bir destan veya masal değil, özgün bir roman dili denemesidir. Yazarın temel amacı insanlığı savaşa karşı barışa, sevgiye ve doğayı korumaya çağırmaktır.

 

Yaratıcılığının Kaynakları

Yaşar Kemal'in Belleği

Yaşar Kemal, nerede olursa olsun Çukurova’yı zihninde taşır. Yazma eylemi onun için yalnızca bir yeri anlatmak değil, o yeri düş feneriyle yeniden yaratmak ve bir bellek yolculuğuna çıkmaktır.

 

Nasıl ki William Faulkner romanları için Yoknapatawpha adında hayali bir uzam/yurt yarattıysa, Yaşar Kemal’in de "anakara" olarak adlandırdığı Çukurova, somut coğrafi sınırları aşarak yazarın imgeleminde yeniden inşa edilen mitolojik ve düşsel bir adadır.

Zaman ve mekan kullanımı, "yerel" veya "yöresel" dar tanımları aşarak insanlık durumlarının (korku, kıyım, aşk, umut, trajedi) tartışıldığı evrensel bir düzleme ulaşmıştır.

 

Romanının bir ucu insanın çürüyüşü, altüst oluşu ve trajedisine tanıklık ederken; diğer ucu doğanın, ekolojik dengenin bozulmasının ve insanın doğayla (akarasu, dağ, bükler, deniz) kurduğu dönüştürücü ilişkinin resmedilmesidir (Akçasaz’ın Ağaları, Deniz Küstü, Kuşlar da Gitti).

 

İngiliz eleştirmen Raymond Williams'ın The Long Revolution (Uzun Devrim) kitabındaki "roman, toplumun kişisel; kişilerin de ilişkiler aracılığıyla toplumsal açıdan görüldüğü yazı türüdür" tanımını en iyi karşılayan yazar olarak Yaşar Kemal gösterilir.

 

Ortadirek ve Bir Ada Hikayesi gibi eserlerdeki yoksulların, mülksüzleştirilmişlerin ve çaresizlerin zorunlu göç ve hayatta kalma yolculukları, yalnızca Çukurova'ya ya da Anadolu'ya özgü değil; Galler'den Kafkasya'ya, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar tüm dünyanın ortak trajedisidir.

 

"Bir Ada Hikayesi"

Dörtlemede ele alınan mübadele öyküsü, seksen yıllık ömrünü yazınsal üretime adamış Yaşar Kemal'in tüm roman dünyasının, izleklerinin ve belleğinin toplandığı nihai zirvedir.

Mübadeleyle boşaltılan, geçmişin yaralarını taşıyan Karınca Adası; savaşların getirdiği yıkıma karşı insanın yeniden ayağa kalkma iradesini, barış ve kardeşlik düşünü temsil eden gerçek bir "ütopya adası" ve romancının asıl "anakara"sıdır.

 

Değişimin Romancısı (Söyleşi)

Van'dan göç eden ailenin Hemite'ye yerleşmesi, beş yaşında babasının gözleri önünde öldürülmesi üzerine geçirdiği kekemelik dönemi ve sağ gözünü kaybettiği kaza...

Üvey kardeş Salman…

Kozan Cezaevi

Ant dergisi ve Ant Yayınları

TYS genel başkanlığı

 

Romancının Tanıklığı

Yaşar Kemal İnsanlığın Trajedisini Yazıyor

Kimsecik üçlemesi

  1. Yağmurcuk Kuşu: Sarıkamış bozgunu sonrası Van'dan Çukurova'ya göç eden İsmail Ağa ve ailesinin yol boyunca yaralı bulup kurtardığı Salman'ın evlat edinilmesi; İsmail Ağa'nın öz oğlu Mustafa'nın doğumuyla Salman'ın yaşadığı kıskançlık, Mustafa'ya yaptığı eziyetler, Dal Emine ile ilişkisi ve sonunda İsmail Ağa'yı vurması.
  2. Kale Kapısı: Cinayet sonrası Salman'ın dağa kaçışı, efsaneleşmesi ve yöreye saldığı felç edici korku. Mustafa'nın babasının cesedi karşısında yaşadığı dehşet, mağaralara ve ahırlara sığınışı.
  3. Kanın Sesi: Mustafa'nın korkuların üzerine giderek onları yenme eylemi, köylülerin ve çocukların masallara (Kuşlar Padişahı, Düldül Dağı'nın arkasındaki cennet ülke) sığınışı.

 

Yaşar Kemal Romanında "Kimsecik" Üçlemesi ve "Kanın Sesi"

Eski Ahit'teki "Senin kardeşinin kanının sesi bana topraktan bağırıyor" ifadesi Kanın Sesi romanının ismini ve trajik imgesini oluşturur. Prof. Dr. Özcan Köknel, korkunun üzerine gitmenin psikiyatrideki fobi tedavi yöntemi ("yüzleştirme") olduğuna dikkat çeker.

Öldüren insanın yaşadığı trajedi ve korku, öleninkinden çok daha ağırdır.

 

Evrenselliğin Dili

Yaşar Kemal'in Yaratıcılığının Kaynakları

Deniz Küstü, köy temasından kente ve deniz insanının iç mitoslarına geçişte dönüm noktasıdır.

Gelenek ve görenek geçmişin bir tekrarı değildir; bugünden ve bugünün koşullarıyla geçmişe bir bakış... ve bir yorumlama ve yaratı atılımı olarak ortaya çıkıyor.

 

Sondeyiş

Yaşar Kemal'in İzinde

Yaşar Kemal, yaratmayı "yaşadığını, özlediğini, duyduğunu ve kanına işleyeni yaratmak" olarak tanımlar. Yeni epopenin bir başkası olmasına gerek yoktur; yazarın kendisi yöreyi, doğayı ve insan gerçeğini yaratan güçtür.

 

Antalya'nın betonlaşması karşısında Yaşar Kemal, Falezler'de Akdeniz meltemine karşı Bir Ada Hikayesi dörtlemesini (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Çıplak Deniz Çıplak Ada) kaleme almıştır.

 

O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.

 

Yaşamöyküsü

Yaşar Kemal'in Yaşamı ve Yapıtlarına Genel Bakış

1923'te Hemite (Adana/Osmaniye) doğumlu olan yazar (asıl adı Kemal Sadık Göğceli), beş yaşındayken babasının cinayetine tanık olmuş ve bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetmiştir.

 

Çocukluk ve gençlik yıllarında patos ırgatlığından pirinç tarlası su bekçiliğine, vekil öğretmenlikten arzuhalciliğe kadar 20’ye yakın farklı işte çalışmıştır. Bu zengin yaşam tecrübesi, eserlerindeki insan ve toplum gerçekliğinin temelini oluşturur.

 

1951’de İstanbul’a gelerek Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarlığına başlamış; 1962’de Türkiye İşçi Partisi (TİP) bünyesinde aktif siyasete girmiştir. Ant dergisinin kurucularından olmuş, Türkiye Yazarlar Sendikası'nın ilk genel başkanlığını (1974-75) yürütmüştür.

 

TCK 142 ve 159, TMK 8. madde ve TCK 312/2 gibi yasalar kapsamında makaleleri (Der Spiegel, Düşünceye Özgürlük vb.) nedeniyle pek çok kez yargılanmış, ertelemeli hapis cezaları almış ve uluslararası alanda düşünce özgürlüğü ödüllerine (Hellman/Hammett, Kenne Fant) layık görülmüştür.

 

İnce Memed Serisi: Ağa baskısına ve adaletsizliğe karşı dağa çıkan eşkıyanın, halk için verdiği mücadeleyi efsanevi ve romantik bir dille ele alır.

Teneke: İdealist genç bir kaymakamın çeltik ağalarına karşı köylünün yanında yer alma mücadelesini ve aydının trajedisini işler.

Dağın Öte Yüzü Üçlemesi (Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu): Toros köylülerinin Çukurova'ya inme serüveni üzerinden yokluğu, çaresizliği, insanın sığındığı "düş/mit" evrenini ve yaşama tutunma umudunu işler.

Akçasaz'ın Ağaları Dizisi (Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf): Feodalitenin çözülüp kapitalist tarıma geçildiği evrede, yozlaşan iki toprak ağası ailenin kan davasını ve çöken bir yapının son çırpınışlarını resmeder.

Hüyükteki Nar Ağacı: Tarımda makineleşmenin getirdiği işsizliği ve köylünün naçarlığını işler.

Kimsecik Üçlemesi (Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı, Kanın Sesi): Yarı-özyaşamsal nitelikte; Van'dan Çukurova'ya göç eden bir ailenin ve kapalı çevre insanının dehşet, korku ve ruhsal travmalarını anlatır.

 

Üç Anadolu Efsanesi: Sözlü gelenekteki Köroğlu, Karacaoğlan ve Alageyik hikayelerinin yeniden üretimidir.

Ağrıdağı Efsanesi & Binboğalar Efsanesi: İnsan sevgisini, halkın dayanışmasını ve göçebe Türkmen aşiretlerinin yerleşik düzene geçerken yaşadığı uyum krizini işler.

Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca: Sömüren-sömürülen ilişkisini simgesel bir halk hikayesi (alegori) kurgusuyla sunar.

 

Deniz Küstü, Kuşlar da Gitti, Al Gözüm Seyreyle Salih: Çukurova dışına çıkarak İstanbul kenti, sahil insanı, deniz doğasının yıkımı, yozlaşma ve çocukların masumiyeti üzerinden modern kentin çöküşünü eleştirir.

 

Bir Ada Hikayesi (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana vb.): 1920'lerdeki mübadele olgusunu; göç, sürgünlük ve yurtsuzlaşma bağlamında insani ve trajik boyutlarıyla ele alır.

 

Homeros destanlarından ve Anadolu'daki Dengbej/Aşık geleneğinden gelen sözlü birikimi, Stendhal, Dostoyevski ve Faulkner çizgisindeki modern roman teknikleriyle birleştirmiştir.

Doğa, sadece bir arka plan değil; kahramanların ruh halini, eylemlerini ve trajedisini belirleyen canlı bir bileşendir.

Bölgesel ağızları, deyimleri, duaları, ilençleri (bedduaları) ve atasözlerini ortak edebi Türkçe seviyesine yükseltmiş; masalsı ve şiirsel bir imge dünyası kurmuştur.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder