6 Ekim 2023 Cuma

Bir Destan Rüzgarı, Fotoğraflarla Yaşar Kemal’in Yaşam Öyküsü

Alpay Kabacalı - Yaşar Kemal’in Yaşam Öyküsü - Notlar

Bir Destan Rüzgarı, Fotoğraflarla Yaşar Kemal’in Yaşam Öyküsü

Sel Yayınları, 1997


 

Dönüm Noktası: Nisan-Mayıs  1951

Kemal Sadık Göğceli, Kozan Cezaevi'nin ağır, ilkel ve pis koşullarında yatmış; hatta burada bıçaklanmıştır.

 

Kozan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, baskılara rağmen Kemal'i beraat ettirir

 

“Sizi burada öldürecekler. Çukurova'da kalmayın, hemen İstanbul'a gidin.”

 

Beraat edip Kadirli'ye döndüğünde arzuhalci dükkanının yıkıldığını görür. Pazar yerindeki akasya ağacı altında yazmaya çalışsa da "komünist, casus" propagandası yüzünden kimse yanına yaklaşamaz.

 

Daktilosunu, yazılarını ve Arif Dino'nun hediye ettiği iki resmi yanına alarak Ankara'ya geçer. Abidin Dino ve Güzin Dino'nun evine sığınır. Evde toplanan bozuk paralarla (50 lira) İstanbul yolculuğu finanse edilir.

 

İstanbul'a (Sirkeci) gelen Kemal, Yeni Cami arkasında arzuhalcilik yapamayacağını anlayınca parası biter. Gülhane Parkı'nda, Topkapı Sarayı kapısı önünde gazete kağıtlarından döşek yaparak yatmaya başlar.

 

Sarayburnu'nda balık tutup Köprü altında satarak kendisine bir maltız ve torba kömür alır. Adana'dan gelen dostu Orhan Kemal'e de bu açık hava "evinde" taze balık ikram eder.

 

Arif Dino İstanbul'a gelir. Lebon Pastanesi'nde buluşurlar.

Behçet Kemal Çağlar da oradadır; memleketteki komünist avı ortamından bahseder ama Kemal'in "Bebek" hikayesini alıp Nadir Nadi'ye götürme fikrini destekler.

 

Nadir Nadi'den görüşme mektubu alan Kemal gazeteye gider fakat kapıcı Tahsin, Kemal'in üstünü başını (üstü başı yırtık, saç sakal karışık) görünce onu içeri almaz

 

adir Nadi kendisine 1500 lira avans verir ve Diyarbakır'a (sınıf arkadaşı Vefik Pirinççioğlu'nun yanına) röportaj dizisi yapmaya gönderir. Doğan Nadi ise röportaj tekniği üzerine öğütler verir.

…

 

Van’dan Hemite’ye Büyük Yolculuk

Yaşar Kemal’in ailesi (Kızıkan Türkmen aşireti), İran sınırındaki Van Gölü kıyısında bulunan Ernis (günümüzdeki Günseli) köyünde yaşamaktadır.

I. Dünya Savaşı'nın patlaması ve Rus ordusunun 1915 baharında bölgeye girmesi üzerine aile göçe zorlanır. Van, Diyarbakır, Mardin hattından çöllere düşerler. Sadık (Yaşar Kemal’in babası), annesi Hırde Hatun’u incinmesin diye aylarca sırtında taşır. Çöl yolculuğunda aile fertlerinden Aco ve Salih kırılır.

İslahiye dağlarına doğru gelirken yolda yaralı, kurtlanmış öksüz bir çocuk (Yusuf) bulurlar. Sadık ile karısı Nigar Hatun çocuğu ölümden kurtarıp evlat edinirler.

 

Toprakkale’ye gelindiğinde büyük anne Hırde Hatun en güzel elbiselerini giyip yatsı namazını kılarken secde halinde vefat eder.

Kadirli’ye geçerler. Sadık Bey, Ermenilerden kalan konak ve verimli tarlaları "Yuvasından atılmış kuşun yuvası başka kuşa hayretmez" diyerek reddeder. Bunun üzerine İskan Komisyonu onları kayalık Hemite köyüne sürer. Aile burada kamıştan ve sazdan yapılma bir "huğ" ev kurar ve Yaşar Kemal bu köyde dünyaya gelir.

 

O Çukurova Yılları ki…

Yaşar Kemal 3,5 yaşındayken bir kurban kesimi sırasında kazayla sağ gözünü kaybeder. 4,5 yaşındayken babası Sadık Bey, camide namaz kılarken Van'dan getirip büyüttüğü evlatlığı Yusuf tarafından öldürülür. Bu olaya tanık olan Yaşar Kemal 12 yaşına kadar kekeme kalır (sadece türkü söylerken kekelemez).

 

Ortaokul yıllarından itibaren Adana'da toplumcu/sosyalist çevrelerle tanışır. 1943'ten itibaren polis baskısı başlar; onlarca işten çıkarılır, komünistlik ve casuslukla suçlanır. Evi defalarca basılarak halk bilimi (folklor) derlemeleri ve ilk roman taslağı (Demir Kazık) elinden alınır.

 

1950'de bir tutuklama dalgasında "Komünist Parti kurucusu" suçlamasıyla Kadirli'de hapse atılır. Cuma günü hapishanenin basılıp linç edileceği şayiası üzerine Jandarma komutanı onu üst kata gizler; ardından gizlice Kozan Cezaevi'ne sevk edilir.

Kozan'a getirildiği gece işkence görüp falakaya yatırılır. Cezaevinde eşkıya Hilmi tarafından bıçaklanır. Ağır Ceza Hakimi kendisini akladıktan sonra "Sizi burada öldürecekler, Çukurova'dan gidin" uyarısında bulunur.

 

Ailesinin evinde destanların söylendiği bir atmosferde büyüyen Yaşar Kemal, altı-yedi yaşlarında şiir söylemeye başlar. Torosların ozanı Aşık Ali, onun şiirlerini dinledikten sonra "Sen bu yaşta bu kadarsın, sonunda Karacaoğlan gibi olacaksın" diyerek geleceğini öngörür.

 

Dokuz yaşlarındayken bir çerçinin köylülere verdikleri borçları “unutmamak için” deftere yazdığını görünce "yazmanın" önemini kavrar.

 

Ayakkabısı, defteri ve künyesi olmamasına rağmen Burhanlı köyü ilkokuluna giderek öğretmen Ali Rıza Bey'i ikna eder; üç ayda okur-yazar olacağına yemin ederek okula başlar. Okul bittikten sonra ünlü destancı Aşık Rahmi ile dağları dolaşma teklifi ile ortaokula gitmek arasında ikircik yaşasa da ortaokulu seçer.

 

Vekil öğretmenlik yaptığı Bahçe köyünde çocukları hiç dövmez, derslerde şakalar yapar, Kozanoğlu ağıtlarını ve bildiği destanları sınıfta öğretir. Köylülerin ilk kez tiyatroyla tanışmasını sağlar ("Yarım Osman" oyunu). Öğrencileri üzerinde bıraktığı derin sevgi bağı, yıllar sonra dahi unutulmayan anılara dönüşür.

 

Çukurova’nın köylerini köşe bucak gezip ağıtlar, tekerlemeler ve destanlar derleyen Kemal, halk edebiyatı hazinelerini kurtarmak için adeta bir hayat-memat mücadelesi verir. Abidin Dino’nun deyimiyle o, bir "Türküler Müfettişi"dir.

 

II. Dünya Savaşı yıllarında Adana’ya sürgün gelen Arif ve Abidin Dino kardeşlerle kurduğu estetik ve insani bağ, yaşamı boyunca ona rehberlik eder.

 

Halkevleri Genel Başkanı Ferit Celal Güven’in desteğiyle, 1943 yılında yirmi yaşındayken ilk eseri olan Ağıtlar yayımlanır.

 

Adana'daki Ramazanoğlu Kütüphanesi'nde çalışırken (Doktor Kemal Satır’ın yardımıyla), Bursa cezaevinden yeni çıkan ve Nazım Hikmet’in izinden yürüyerek romancılığa başlayan Raşit Kemali (Orhan Kemal) ile tanışır. İki yazarın dostluğu, Çukurova'daki zorluklar ve yoksulluk içinde omuz omuza sürer; ilerleyen yıllarda her ikisinin de yolu İstanbul'a çıkacaktır.

 

Ankara’ya yaptığı ziyaretlerde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Doçent Dr. Azra Erhat’la yolları kesişir. Ağıtlar kitabını okuyup hayran kalan Azra Erhat, bu "toprak kokan köylü genci" sıcak bir dostlukla evinde ağırlar; kısa sürede kurduğu bu samimi bağ, Yaşar Kemal’in aydın çevrelerdeki yerini sağlamlaştırır.

 

İnce Memed'in Babası

Arzuhalcilik günlerinden kalma daktilosuyla Doğu Anadolu'ya röportaj yapmaya giden Yaşar Kemal, Çukurova'daki baskıların süreceğini düşünerek Kemal Sadık Göğceli adını bırakır ve Yaşar Kemal imzasını kullanmaya başlar.

 

İlk röportajlarını getirdiğinde gazetede önce tanınmaz, ancak sonrasında Nadir Nadi ve yazı işlerinin dikkatini çeker. Başarılı röportajları "Anadolu Notları" ve "Doğu'da İnanılmaz Şeyler Gördüm" başlıklarıyla büyük ses getirir. Hüseyin Cahit Yalçın bu başarıyı "Bir Gazetecinin Şanlı Hizmeti" başlığıyla övgüyle karşılar.

 

Cumhuriyet’te "ağır işçi" lakabıyla anılır; hem Anadolu muhabirlerini yönetir hem de felaketleri (deprem, sel) halkla birlikte yaşayarak günlerce süren röportaj dizileri hazırlar.

 

Ömer Sami Coşar vasıtasıyla tanıştığı, Osmanlı saray hekimbaşının torunu ve çok dilli bir entelektüel olan Thilda Serero ile Beşiktaş Serencebey'de küçük bir kata yerleşerek hayatlarını birleştirirler.

 

İnce Memed romanını yazabilmek için Cevat Fehmi Başkut’tan 1000 lira avans alır. 1953’ün dehşetli kışında, Boğaz'dan buzların indiği, ısınamadıkları o frigid evde, ellerinde Erzurum'dan aldığı kalın eldivenlerle İnce Memed'i üç ayda tamamlar.

 

Cevat Fehmi ve Bedii Faik romanı çok beğense de Yaşar Kemal "Bu romanı para için yazdım, asıl iyi romanlarım sonra yazılacak" diyerek adını koymak istemez. Uzun pazarlıklar sonucunda adı konur. Roman önce Çağlayan Yayınları (plastik kapaklı cep romanı formatında) tarafından basılır, kısa sürede tükenir.

1956 / İnce Memed, Yakup Kadri, Nurullah Ataç, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi usta isimlerin yer aldığı seçici kurul tarafından "Varlık Roman Armağanı"na layık görülür ve aynı yıl okurlar tarafından "En beğenilen romancı" seçilir.

 

Roman önce Bulgarca ve Rusça (Nazım Hikmet'in katkısıyla), ardından İngilizce (Edouard Roditi çevirisi), Fransızca (Münevver Andaç çevirisi), Almanca, İspanyolca ve diğer dünya dillerine çevrilerek küresel bir fenomen haline gelir.

 

İnce Memed'in yarattığı devasa yankı ve beklenti yazar üzerinde bunalım yaratır. Kadirli'de yazdığı taslaklardan yola çıkarak Meryemce karakterini merkeze alan Ortadirek (1959), Yer Demir Gök Bakır (1962) ve Ölmez Otu romanlarını yazar.

 

1963 / Gazetede çıkan "Türkiye'nin tek kurtuluş yolu: Sosyalizm" başlıklı yazı sonrası kopan fırtınalar ve çalkantılar sonucunda Cevat Fehmi Başkut istifa etmek zorunda kalır; Yaşar Kemal ve Hasan Ali Ediz'in işine son verilir, Nadir Nadi de gazeteden ayrılır. Yaşar Kemal artık sadece kitaplarının geliriyle geçinmeye başlar.

 

İnce Memed'in sinema hakları 20th Century Fox şirketine verilir ancak Türkiye'deki siyasi engeller ve sansür kurulları yüzünden filmin Türkiye'de çekilmesine izin verilmez; yıllar sonra Peter Ustinov tarafından Yugoslavya'da çekilir.

 

Coşkulu Yıllar, Bunalımlı Yıllar…

Yaşar Kemal, 1962'den itibaren üyesi olduğu Türkiye İşçi Partisi'nde (TİP) aktif rol oynar. Propaganda Komitesi Başkanlığı ve Merkez Yönetim Kurulu üyeliği yapar. Anadolu'yu köy köy dolaşarak halkla buluşur. TİP, 1965 seçimlerinde 15 milletvekili çıkararak büyük bir başarı elde eder.

 

Fethi Naci ve Doğan Özgüden ile birlikte Ant dergisini, ardından Thilda'nın da yönetimine katıldığı Ant Yayınları'nı kurarlar.

 

Sovyetler Birliği'nin Çekoslovakya'yı işgal etmesini sert bir dille kınar ("Sosyalist düşüncenin temelinde ibtida bağımsızlık yatar"). Bu olay TİP içinde ve dergide görüş ayrılıklarına yol açar. Mehmet Ali Aybar partiden, Yaşar Kemal ve Thilda ise dergi ve yayınevinden ayrılır. Yaşar Kemal bu yoğun siyasi süreçte edebiyata yönelerek Ağrıdağı Efsanesi (1970) ve Binboğalar Efsanesi (1971) romanlarını kaleme alır.

 

12 Mart 12 Muhtırası sonrası ilan edilen "Balyoz Harekatı" kapsamında adı radyoda okununca teslim olur, 1 ay boyunca sorgusuz sualsiz Davutpaşa Kışlası'nda tutulur. Emile Burns'ün Marksizmin Temel Kitabı çevirisi ve Ant dergisindeki yazıları nedeniyle hapis cezaları alır (kararlar sonradan Yargıtay'ca bozulur veya aklanır). Eşi Thilda da komünist partisi kurmakla suçlanıp 4 ay hapis yatar.

 

Eserlerini yazarken otellere (Şile, Kilyos, Bolu) veya sakin mekanlara çekilerek günde saatlerce yürüyüşler yapar, romanlarının kurgusunu yürüme eylemi esnasında zihninde inşa eder.

 

Çakırcalı Efe (1972), Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973), Yusufcuk Yusuf (1975), Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Yılanı Öldürseler (1976), Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977), Deniz Küstü (1978) gibi başyapıtlar yayımlanır.

 

Yer Demir Gök Bakır Fransa'da "En İyi Yabancı Roman" seçilir (1978). Eserleri İsveç, Finlandiya ve Fransa'da tiyatroya uyarlanır, ödüller kazanır. Türkiye PEN'i (Tahsin Yücel) ve dünya edebiyat çevrelerince her yıl Nobel Edebiyat Ödülü için en güçlü adaylar arasında gösterilir (ancak politik ve jüri içi dengeler nedeniyle bu ödül gerçekleşmez).

 

1970'lerin sonuna doğru aydınlara ve yazarlara (Abdi İpekçi, Cavit Orhan Tütengil, Bedrettin Cömert) yönelen siyasi suikastlar ve tehdit listeleri üzerine, çalışamaz hale gelince istemeyerek de olsa yurt dışına gitmeye karar verir.

 

1978 sonunda Paris'e geçer, ardından İsveç'e (Stockholm) yerleşir. Memleket ve Çukurova özlemiyle kıvranırken, çocukluk anılarını derinlemesine işlediği üçlemesinin ilk kitabı olan Kimsecik I (Yağmurcuk Kuşu) ve ardından Kimsecik II (Kale Kapısı) romanlarını gurbette, büyük bir titizlikle yazar.

 

Söz Büyücüsü

14 Ekim 1982'de Paris'te düzenlenen Uluslararası Del Duca Ödülü (Prix Mondial Del Duca) töreninde ödülünü alır.

 

Ünlü Fransız eleştirmen D'Ormesson, Yaşar Kemal'i "İnce Memed'in babası" olarak selamlar ve onun eserlerinin zorbalığa karşı adaleti, umudu ve insani saygınlığı savunduğunu vurgular.

 

Yaşar Kemal, "İptida söz var idi, sonunda da söz olacaktır" vurgusuyla insanın gücüne, sözün kutsallığına ve edebiyatın insanlığa bir aydınlık türküsü olması gerektiğine inandığını dile getirir.

 

Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, edebiyata ve Yaşar Kemal'e duyduğu hayranlıkla bilinir. Yaşar Kemal’i Elysee Sarayı’nda ağırlar; sohbet Çukurova tarihine (İmparator Julianus) kadar uzanır.

 

12 Eylül darbe yönetiminin Danışma Meclisi üyesi eski bir subay (Abdülbaki Cebeci), Yaşar Kemal'in Deniz Küstü romanını meclis kürsüsünden hedef göstererek "bölücülük, Kürtçülük yapmak ve ordunun eski komutanlarını aşağılamakla" suçlar. İstanbul Basın Savcılığı soruşturma açsa da bilirkişi raporuyla takipsizlik kararı verilir.

 

1994'te Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlenen basın toplantısı sonrası, 24 yazarın ortak katkısıyla Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye kitabı hazırlanır. Kitapta Yaşar Kemal'in "Türkiye'nin Üstündeki Kara Gökyüzü" ve "Zulmün Artsın" başlıklı yazıları yer alır.

 

"Zulmün Artsın" yazısı Der Spiegel dergisinde yayımlandığında medya ve siyaset çevrelerince Yaşar Kemal hedef gösterilir ve "vatan haini" ilan edilmek istenir.

 

Yaşar Kemal söz konusu yazısında Güneydoğu'da yaşanan savaşı, ekonomik yıkımı ve insan hakları ihlallerini eleştirerek şu tarihi tespiti yapar: "Biz Türkiyeliler, şunu hiç unutmayalım; gerçek bir demokrasiye ulaşabilmek Kürt sorununun barışçı yoldan çözümünden geçer."

 

Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) yargılanır. TCK'nın 312/2. maddesinden (halkı ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik) 1 yıl 8 ay hapis cezasına (ertelenmiş) mahkûm edilir. Karar Yargıtay tarafından da onaylanır.

 

"Ben de sizi mahkûm ediyorum."

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder