Alpay
Kabacalı - Yaşar Kemal’in Yaşam Öyküsü -
Notlar
Bir Destan Rüzgarı, Fotoğraflarla Yaşar Kemal’in Yaşam
Öyküsü
Sel Yayınları, 1997
Dönüm Noktası: Nisan-Mayıs 1951
Kemal Sadık Göğceli, Kozan Cezaevi'nin ağır, ilkel ve pis
koşullarında yatmış; hatta burada bıçaklanmıştır.
Kozan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, baskılara rağmen Kemal'i
beraat ettirir
“Sizi burada öldürecekler. Çukurova'da kalmayın, hemen
İstanbul'a gidin.”
Beraat edip Kadirli'ye döndüğünde arzuhalci dükkanının
yıkıldığını görür. Pazar yerindeki akasya ağacı altında yazmaya çalışsa da
"komünist, casus" propagandası yüzünden kimse yanına yaklaşamaz.
Daktilosunu, yazılarını ve Arif Dino'nun hediye ettiği iki
resmi yanına alarak Ankara'ya geçer. Abidin Dino ve Güzin Dino'nun evine
sığınır. Evde toplanan bozuk paralarla (50 lira) İstanbul yolculuğu finanse
edilir.
İstanbul'a (Sirkeci) gelen Kemal, Yeni Cami arkasında
arzuhalcilik yapamayacağını anlayınca parası biter. Gülhane Parkı'nda, Topkapı
Sarayı kapısı önünde gazete kağıtlarından döşek yaparak yatmaya başlar.
Sarayburnu'nda balık tutup Köprü altında satarak kendisine
bir maltız ve torba kömür alır. Adana'dan gelen dostu Orhan Kemal'e de bu açık
hava "evinde" taze balık ikram eder.
Arif Dino İstanbul'a gelir. Lebon Pastanesi'nde buluşurlar.
Behçet Kemal Çağlar da oradadır; memleketteki komünist avı
ortamından bahseder ama Kemal'in "Bebek" hikayesini alıp Nadir
Nadi'ye götürme fikrini destekler.
Nadir Nadi'den görüşme mektubu alan Kemal gazeteye gider
fakat kapıcı Tahsin, Kemal'in üstünü başını (üstü başı yırtık, saç sakal
karışık) görünce onu içeri almaz
adir Nadi kendisine 1500 lira avans verir ve Diyarbakır'a
(sınıf arkadaşı Vefik Pirinççioğlu'nun yanına) röportaj dizisi yapmaya
gönderir. Doğan Nadi ise röportaj tekniği üzerine öğütler verir.
…
Van’dan Hemite’ye Büyük Yolculuk
Yaşar Kemal’in ailesi (Kızıkan Türkmen aşireti), İran
sınırındaki Van Gölü kıyısında bulunan Ernis (günümüzdeki Günseli) köyünde
yaşamaktadır.
I. Dünya Savaşı'nın patlaması ve Rus ordusunun 1915
baharında bölgeye girmesi üzerine aile göçe zorlanır. Van, Diyarbakır, Mardin
hattından çöllere düşerler. Sadık (Yaşar Kemal’in babası), annesi Hırde Hatun’u
incinmesin diye aylarca sırtında taşır. Çöl yolculuğunda aile fertlerinden Aco
ve Salih kırılır.
İslahiye dağlarına doğru gelirken yolda yaralı, kurtlanmış
öksüz bir çocuk (Yusuf) bulurlar. Sadık ile karısı Nigar Hatun çocuğu ölümden
kurtarıp evlat edinirler.
Toprakkale’ye gelindiğinde büyük anne Hırde Hatun en güzel
elbiselerini giyip yatsı namazını kılarken secde halinde vefat eder.
Kadirli’ye geçerler. Sadık Bey, Ermenilerden kalan konak ve
verimli tarlaları "Yuvasından atılmış kuşun yuvası başka kuşa
hayretmez" diyerek reddeder. Bunun üzerine İskan Komisyonu onları
kayalık Hemite köyüne sürer. Aile burada kamıştan ve sazdan yapılma bir
"huğ" ev kurar ve Yaşar Kemal bu köyde dünyaya gelir.
O Çukurova Yılları ki…
Yaşar Kemal 3,5 yaşındayken bir kurban kesimi sırasında
kazayla sağ gözünü kaybeder. 4,5 yaşındayken babası Sadık Bey, camide namaz
kılarken Van'dan getirip büyüttüğü evlatlığı Yusuf tarafından öldürülür. Bu
olaya tanık olan Yaşar Kemal 12 yaşına kadar kekeme kalır (sadece türkü
söylerken kekelemez).
Ortaokul yıllarından itibaren Adana'da toplumcu/sosyalist
çevrelerle tanışır. 1943'ten itibaren polis baskısı başlar; onlarca işten
çıkarılır, komünistlik ve casuslukla suçlanır. Evi defalarca basılarak halk
bilimi (folklor) derlemeleri ve ilk roman taslağı (Demir Kazık) elinden alınır.
1950'de bir tutuklama dalgasında "Komünist Parti
kurucusu" suçlamasıyla Kadirli'de hapse atılır. Cuma günü hapishanenin
basılıp linç edileceği şayiası üzerine Jandarma komutanı onu üst kata gizler;
ardından gizlice Kozan Cezaevi'ne sevk edilir.
Kozan'a getirildiği gece işkence görüp falakaya yatırılır.
Cezaevinde eşkıya Hilmi tarafından bıçaklanır. Ağır Ceza Hakimi kendisini
akladıktan sonra "Sizi burada öldürecekler, Çukurova'dan gidin"
uyarısında bulunur.
Ailesinin evinde destanların söylendiği bir atmosferde
büyüyen Yaşar Kemal, altı-yedi yaşlarında şiir söylemeye başlar. Torosların
ozanı Aşık Ali, onun şiirlerini dinledikten sonra "Sen bu yaşta bu
kadarsın, sonunda Karacaoğlan gibi olacaksın" diyerek geleceğini
öngörür.
Dokuz yaşlarındayken bir çerçinin köylülere verdikleri
borçları “unutmamak için” deftere yazdığını görünce "yazmanın"
önemini kavrar.
Ayakkabısı, defteri ve künyesi olmamasına rağmen Burhanlı
köyü ilkokuluna giderek öğretmen Ali Rıza Bey'i ikna eder; üç ayda okur-yazar
olacağına yemin ederek okula başlar. Okul bittikten sonra ünlü destancı Aşık
Rahmi ile dağları dolaşma teklifi ile ortaokula gitmek arasında ikircik yaşasa
da ortaokulu seçer.
Vekil öğretmenlik yaptığı Bahçe köyünde çocukları hiç
dövmez, derslerde şakalar yapar, Kozanoğlu ağıtlarını ve bildiği destanları
sınıfta öğretir. Köylülerin ilk kez tiyatroyla tanışmasını sağlar ("Yarım
Osman" oyunu). Öğrencileri üzerinde bıraktığı derin sevgi bağı, yıllar
sonra dahi unutulmayan anılara dönüşür.
Çukurova’nın köylerini köşe bucak gezip ağıtlar,
tekerlemeler ve destanlar derleyen Kemal, halk edebiyatı hazinelerini kurtarmak
için adeta bir hayat-memat mücadelesi verir. Abidin Dino’nun deyimiyle o, bir
"Türküler Müfettişi"dir.
II. Dünya Savaşı yıllarında Adana’ya sürgün gelen Arif ve
Abidin Dino kardeşlerle kurduğu estetik ve insani bağ, yaşamı boyunca ona
rehberlik eder.
Halkevleri Genel Başkanı Ferit Celal Güven’in desteğiyle,
1943 yılında yirmi yaşındayken ilk eseri olan Ağıtlar yayımlanır.
Adana'daki Ramazanoğlu Kütüphanesi'nde çalışırken (Doktor
Kemal Satır’ın yardımıyla), Bursa cezaevinden yeni çıkan ve Nazım Hikmet’in
izinden yürüyerek romancılığa başlayan Raşit Kemali (Orhan Kemal) ile tanışır.
İki yazarın dostluğu, Çukurova'daki zorluklar ve yoksulluk içinde omuz omuza
sürer; ilerleyen yıllarda her ikisinin de yolu İstanbul'a çıkacaktır.
Ankara’ya yaptığı ziyaretlerde Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi’nde Doçent Dr. Azra Erhat’la yolları kesişir. Ağıtlar kitabını okuyup
hayran kalan Azra Erhat, bu "toprak kokan köylü genci" sıcak bir
dostlukla evinde ağırlar; kısa sürede kurduğu bu samimi bağ, Yaşar Kemal’in
aydın çevrelerdeki yerini sağlamlaştırır.
İnce Memed'in Babası
Arzuhalcilik günlerinden kalma daktilosuyla Doğu Anadolu'ya
röportaj yapmaya giden Yaşar Kemal, Çukurova'daki baskıların süreceğini
düşünerek Kemal Sadık Göğceli adını bırakır ve Yaşar Kemal imzasını kullanmaya
başlar.
İlk röportajlarını getirdiğinde gazetede önce tanınmaz,
ancak sonrasında Nadir Nadi ve yazı işlerinin dikkatini çeker. Başarılı
röportajları "Anadolu Notları" ve "Doğu'da İnanılmaz
Şeyler Gördüm" başlıklarıyla büyük ses getirir. Hüseyin Cahit Yalçın
bu başarıyı "Bir Gazetecinin Şanlı Hizmeti" başlığıyla övgüyle
karşılar.
Cumhuriyet’te "ağır işçi" lakabıyla anılır;
hem Anadolu muhabirlerini yönetir hem de felaketleri (deprem, sel) halkla
birlikte yaşayarak günlerce süren röportaj dizileri hazırlar.
Ömer Sami Coşar vasıtasıyla tanıştığı, Osmanlı saray
hekimbaşının torunu ve çok dilli bir entelektüel olan Thilda Serero ile
Beşiktaş Serencebey'de küçük bir kata yerleşerek hayatlarını birleştirirler.
İnce Memed romanını yazabilmek için Cevat Fehmi
Başkut’tan 1000 lira avans alır. 1953’ün dehşetli kışında, Boğaz'dan buzların
indiği, ısınamadıkları o frigid evde, ellerinde Erzurum'dan aldığı kalın
eldivenlerle İnce Memed'i üç ayda tamamlar.
Cevat Fehmi ve Bedii Faik romanı çok beğense de Yaşar Kemal "Bu
romanı para için yazdım, asıl iyi romanlarım sonra yazılacak" diyerek
adını koymak istemez. Uzun pazarlıklar sonucunda adı konur. Roman önce Çağlayan
Yayınları (plastik kapaklı cep romanı formatında) tarafından basılır, kısa
sürede tükenir.
1956 / İnce Memed, Yakup Kadri, Nurullah Ataç, Ahmet
Hamdi Tanpınar gibi usta isimlerin yer aldığı seçici kurul tarafından
"Varlık Roman Armağanı"na layık görülür ve aynı yıl okurlar
tarafından "En beğenilen romancı" seçilir.
Roman önce Bulgarca ve Rusça (Nazım Hikmet'in katkısıyla),
ardından İngilizce (Edouard Roditi çevirisi), Fransızca (Münevver Andaç
çevirisi), Almanca, İspanyolca ve diğer dünya dillerine çevrilerek küresel bir
fenomen haline gelir.
İnce Memed'in yarattığı devasa yankı ve beklenti
yazar üzerinde bunalım yaratır. Kadirli'de yazdığı taslaklardan yola çıkarak
Meryemce karakterini merkeze alan Ortadirek (1959), Yer Demir Gök
Bakır (1962) ve Ölmez Otu romanlarını yazar.
1963 / Gazetede çıkan "Türkiye'nin tek kurtuluş yolu: Sosyalizm"
başlıklı yazı sonrası kopan fırtınalar ve çalkantılar sonucunda Cevat Fehmi
Başkut istifa etmek zorunda kalır; Yaşar Kemal ve Hasan Ali Ediz'in işine son
verilir, Nadir Nadi de gazeteden ayrılır. Yaşar Kemal artık sadece kitaplarının
geliriyle geçinmeye başlar.
İnce Memed'in sinema hakları 20th Century Fox
şirketine verilir ancak Türkiye'deki siyasi engeller ve sansür kurulları
yüzünden filmin Türkiye'de çekilmesine izin verilmez; yıllar sonra Peter
Ustinov tarafından Yugoslavya'da çekilir.
Coşkulu Yıllar, Bunalımlı Yıllar…
Yaşar Kemal, 1962'den itibaren üyesi olduğu Türkiye İşçi
Partisi'nde (TİP) aktif rol oynar. Propaganda Komitesi Başkanlığı ve Merkez
Yönetim Kurulu üyeliği yapar. Anadolu'yu köy köy dolaşarak halkla buluşur. TİP,
1965 seçimlerinde 15 milletvekili çıkararak büyük bir başarı elde eder.
Fethi Naci ve Doğan Özgüden ile birlikte Ant dergisini,
ardından Thilda'nın da yönetimine katıldığı Ant Yayınları'nı kurarlar.
Sovyetler Birliği'nin Çekoslovakya'yı işgal etmesini sert
bir dille kınar ("Sosyalist düşüncenin temelinde ibtida bağımsızlık
yatar"). Bu olay TİP içinde ve dergide görüş ayrılıklarına yol açar.
Mehmet Ali Aybar partiden, Yaşar Kemal ve Thilda ise dergi ve yayınevinden
ayrılır. Yaşar Kemal bu yoğun siyasi süreçte edebiyata yönelerek Ağrıdağı
Efsanesi (1970) ve Binboğalar Efsanesi (1971) romanlarını kaleme
alır.
12 Mart 12 Muhtırası sonrası ilan edilen "Balyoz
Harekatı" kapsamında adı radyoda okununca teslim olur, 1 ay boyunca
sorgusuz sualsiz Davutpaşa Kışlası'nda tutulur. Emile Burns'ün Marksizmin Temel
Kitabı çevirisi ve Ant dergisindeki yazıları nedeniyle hapis cezaları alır
(kararlar sonradan Yargıtay'ca bozulur veya aklanır). Eşi Thilda da komünist
partisi kurmakla suçlanıp 4 ay hapis yatar.
Eserlerini yazarken otellere (Şile, Kilyos, Bolu) veya sakin
mekanlara çekilerek günde saatlerce yürüyüşler yapar, romanlarının kurgusunu
yürüme eylemi esnasında zihninde inşa eder.
Çakırcalı Efe (1972), Demirciler Çarşısı Cinayeti
(1973), Yusufcuk Yusuf (1975), Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Yılanı
Öldürseler (1976), Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
(1977), Deniz Küstü (1978) gibi başyapıtlar yayımlanır.
Yer Demir Gök Bakır Fransa'da "En İyi Yabancı
Roman" seçilir (1978). Eserleri İsveç, Finlandiya ve Fransa'da tiyatroya
uyarlanır, ödüller kazanır. Türkiye PEN'i (Tahsin Yücel) ve dünya edebiyat
çevrelerince her yıl Nobel Edebiyat Ödülü için en güçlü adaylar arasında
gösterilir (ancak politik ve jüri içi dengeler nedeniyle bu ödül gerçekleşmez).
1970'lerin sonuna doğru aydınlara ve yazarlara (Abdi İpekçi,
Cavit Orhan Tütengil, Bedrettin Cömert) yönelen siyasi suikastlar ve tehdit
listeleri üzerine, çalışamaz hale gelince istemeyerek de olsa yurt dışına
gitmeye karar verir.
1978 sonunda Paris'e geçer, ardından İsveç'e (Stockholm)
yerleşir. Memleket ve Çukurova özlemiyle kıvranırken, çocukluk anılarını
derinlemesine işlediği üçlemesinin ilk kitabı olan Kimsecik I (Yağmurcuk Kuşu)
ve ardından Kimsecik II (Kale Kapısı) romanlarını gurbette, büyük bir
titizlikle yazar.
Söz Büyücüsü
14 Ekim 1982'de Paris'te düzenlenen Uluslararası Del Duca
Ödülü (Prix Mondial Del Duca) töreninde ödülünü alır.
Ünlü Fransız eleştirmen D'Ormesson, Yaşar Kemal'i "İnce
Memed'in babası" olarak selamlar ve onun eserlerinin zorbalığa karşı
adaleti, umudu ve insani saygınlığı savunduğunu vurgular.
Yaşar Kemal, "İptida söz var idi, sonunda da söz
olacaktır" vurgusuyla insanın gücüne, sözün kutsallığına ve edebiyatın
insanlığa bir aydınlık türküsü olması gerektiğine inandığını dile getirir.
Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, edebiyata ve Yaşar
Kemal'e duyduğu hayranlıkla bilinir. Yaşar Kemal’i Elysee Sarayı’nda ağırlar;
sohbet Çukurova tarihine (İmparator Julianus) kadar uzanır.
12 Eylül darbe yönetiminin Danışma Meclisi üyesi eski bir
subay (Abdülbaki Cebeci), Yaşar Kemal'in Deniz Küstü romanını meclis
kürsüsünden hedef göstererek "bölücülük, Kürtçülük yapmak ve ordunun eski
komutanlarını aşağılamakla" suçlar. İstanbul Basın Savcılığı soruşturma
açsa da bilirkişi raporuyla takipsizlik kararı verilir.
1994'te Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlenen basın
toplantısı sonrası, 24 yazarın ortak katkısıyla Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye
kitabı hazırlanır. Kitapta Yaşar Kemal'in "Türkiye'nin Üstündeki Kara
Gökyüzü" ve "Zulmün Artsın" başlıklı yazıları yer alır.
"Zulmün Artsın" yazısı Der Spiegel
dergisinde yayımlandığında medya ve siyaset çevrelerince Yaşar Kemal hedef
gösterilir ve "vatan haini" ilan edilmek istenir.
Yaşar Kemal söz konusu yazısında Güneydoğu'da yaşanan
savaşı, ekonomik yıkımı ve insan hakları ihlallerini eleştirerek şu tarihi
tespiti yapar: "Biz Türkiyeliler, şunu hiç unutmayalım; gerçek bir
demokrasiye ulaşabilmek Kürt sorununun barışçı yoldan çözümünden geçer."
Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) yargılanır. TCK'nın
312/2. maddesinden (halkı ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa
tahrik) 1 yıl 8 ay hapis cezasına (ertelenmiş) mahkûm edilir. Karar Yargıtay
tarafından da onaylanır.
"Ben de sizi mahkûm ediyorum."
…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder