9 Nisan 2014 Çarşamba

19. Yüzyıl Türk Edebiyatı

19. Yüzyıl Türk Edebiyatı

Ünite 1
Bu yüzyılda eski ile yeni iç içedir.
Zelotizm; tehdide uğrayan medeniyetin, kabuğuna çekilerek iyice gelenekçi olmasıdır.
Herodianizm; rakip medeniyetin maddi ve manevi silahlarını kullanmayı öğrenmektir.
Osmanlının klasik edebiyatı ağırlıklı olarak manzumdur.
Batılı nesrin klasik edebiyata girmesi şiirden daha kolay olmuştur.
Klasisizmin kuralcı, şahsi yapısı gevşemeye yüz tuttuğunda artık, barok dönem başlıyor demektir.
Kurallar yumuşar, geleneğin yerini yaratma alır.

Osmanlının batının kültürel değerleriyle tanışması;
a) Avrupalı sefirler ve sefaretnameler
b) Levantenler (Osmanlı topraklarında ticaret yapmak isteyen batılı şirket çalışanlarına Levanten denir)
c) Gayrimüslim azınlıklar
d) Misyonerler
e) Mülteciler
f) Osmanlı sefirleri ve sefaretnameleri
g) Avrupalı sanatkârlar
h) Mühtediler (sonradan Müslüman olanlara mühtedi denir)
ı) Sultanlar ve aydın memurlar
i) Ordu, askeri mektepler ve hocaları
j) Yurt dışına gönderilen talebeler

Edebiyat, Tanzimat’ın ilanıyla yenileşmeye başlamaz.
1856 yılında Islahat Fermanı ilan edilir.
Paris Antlaşmasının ikinci maddesiyle Osmanlı, Avrupa devleti sayılır.

Biçimsel Değişimler
a) Divan tertibini bozarak medhiye tarzı kasideleri divana almamak veya yerlerini değiştirmek. Gazellerin alfabetik sırasına gelenekte olmayan bölümler ilave etmek.
b) Nadiren kullanılan veya hiç kullanılmayan vezinlere işlerlik kazandırmak.
Hece veznini kullanmak ve bu yoldaki şiirleri divana almak.
c) Alışılmadık redifler, Türkçe asıllı kelimeler kullanmak. Şiirin vezinsiz ve kafiyesiz de olabileceğini söylemek.
d) Nazım şekillerinin gevşemeye başlaması.
Bahr-i tavil’i mensur şiirin atası olacak şekilde kullanmak.

İçerikteki Değişimler
a) Gelenekli mazmunların bir kısmını şiirin lügatinden çıkarmak.
b) Yerelleşme, yerlileşme
c) Sade Müslümanın gündelik ihtiyaçlarını karşılayacak didaktik bir şiir anlayışının öne çıkması.
d) 18. asırdan itibaren erkek şairler, sevilen kadının ağzından gazeller yazmaya başlarlar, böylece kadın, şiirde aktif bir varlık kazanmaya başlar.
e) Şair, sevdayı ve sevgiliyi daha beşeri daha gerçekçi bir zemine indirir.

Şiir Dilinin Değişmesi
a) 18. asırdaki mahallileşme cereyanı ve yönetici kadronun “kaba Türk”lerden oluşması, şiir dilinin sadeleşmesinde önemli bir etken olmuştur.
b) Dildeki sadeleşme hemen karşı kutbunu yaratır ve Sebk-i Hindi’nin girift dilini, özel kelime kadrosunu, ilginç terkiplerini canlandırır.
c) Azınlıkların dillerinden kelime ve tabirlerin şiire girişi sevimli bir çeşitlilik olarak algılanır; İtalyancadan, Fransızcadan alınma kelimelerin şiirde kullanımının gitgide yaygınlaşması, Edebiyat-ı Cedidenin “alafrangalık”la suçlanmasına kadar uzanan bir sürecin başlangıcı olur.

Edebiyatın gelenekli unsurlarının değişimi yolundaki teşebbüsler zaman zaman inhitat, inkıraz gibi sıfatlarla adlandırılmıştır.
Yenilik geleneği dönüştürürken gelenek de yeniliğin boyutunu ve karakterini belirler. Hiçbir gelenek, çağını inkâr ederek değişmeden kalmayı başaramazken hiçbir yenilik de köklerini geleneğe uzatmadan tutunamaz. Her gelenek bir zamanlar yeniydi ve her yeni, bir gün geleneğin parçası olmaya adaydır.

Ünite 2
Enderunlu Şairler
Mülki ve askeri idarecilerin yetiştiği bu mektep, temelde kapı kulu sınıfını yetiştirmek için kurulmuştur.
Acemi oğlanları içerisinde çok başarılı olanlar Enderun’a alınır, diğerleriyse “çıkma” adıyla çeşitli askeri birliklere gönderilirlerdi.
Enderun’daki eğitim Büyük ve Küçük Odalar, Doğancı Koğuşu, Seferli Koğuşu, Kiler Odası, Hazine Odası ve Has Oda olmak üzere 6 kademeden oluşur.
Enderun’un ilk kademesi Büyük ve Küçük Odalardır. Burada ilkin Türkçe, Arapça, Farsça ve Kur’an öğretilirdi. Derslere daha sonra spor faaliyetleri eklenirdi.
Doğancı Koğuşu, padişaha ait doğan, şahin gibi hayvanları besleyip eğitmekle mükelleftir.
Seferli Koğuşu, IV. Murad zamanında kurulmuştur. Çamaşırhane olarak açılan koğuş daha sonra sanat faaliyetlerine tesis edilmiştir.
Kiler Odası, Fatih zamanında kurulmuştur. Burası padişaha ait yemeklerin hazırlandığı yerdir.
Hazine Odası, sarayın kasasıdır.
Has Oda, Enderun mektebinin en seçkinlerine aittir. Görevleri devleti idare etmektir. Has odabaşı, padişah neredeyse orada bulunur.

Çuhadar: Padişahın özel hizmetindeki memurlara denir.
Rikaptar: Padişahın üzengisini tutan kişidir.
Sırkâtibi: Padişahın özel habercisidir.
Anahtar Ağası: Enderun’un rutin işlerinin takibini yapan kişidir.

Enderunlu Şairler
Enderun Tarihi yazarı Tayyarzade Ata, beş ciltlik eserinin dördüncü cildini şairlere ayırmıştır.
Ahmet Refi, tezkiresinde Enderun’da yetişmiş hattatlar, musikişinaslar ve şairlerden söz etmektedir.
Akif, Mirat-i Şiir adlı eserinde 23 Enderunlu şaire yer vermiştir.

Hane-i Hassa Şairleri

Tüfenkçibaşı Mehmet Arif
1757’de İzmit’te doğdu. 1826’da İstanbul kadısı oldu.

Hasan Yaver
Divan sahibidir.
1765’te doğdu, asıl adı Hasan’dır.
Şiirlerinde sosyal konulara yer vermiştir.

Nazif
Hırka-i Şerif hizmetinde bulundu. 1845’te Hazine Kathüdalığı yaptı.

Rifat

Naşit
Ahmet Ratip Paşa’nın oğludur. Yetenekleri sayesinde padişahın nedimi ve musahibi olmuştur.
Daha çok hikemi şiirler yazmıştır.

Raik
Asıl adı Ali’dir. Kâtiplik ve kethüdalık yapmıştır.
Hazine-i Hümayun Şairleri

Şakir
Asıl adı Mehmet’tir.
Divan sahibidir.
Kilk ü Dil adlı mesnevisinden 1762’de İstanbul’da doğduğu anlaşılmaktadır.

İbadi
Farsça şiirlerinin bazılarında Hafız mahlasını kullanmıştır.

Nedim
Asıl adı Mahmut’tur.

İbrahim Ferit
1842’de surre emini olarak Hicaz yoluna çıkmış, yolda ölmüştür.

Nısfet
Asıl adı Mustafa’dır.

Esat
Kapıcıbaşılığa kadar yğkselmiştir.

Reşit
Asıl adı Mehmet’tir.

Kilar-ı Hassa Şairleri

Hamit
Asıl adı Mehmet Tayfur’dur.

Fenni
Sultan Mustafa zamanında sır kâtipliği yapmıştır.

Feyzi

Arif-i Diger Mehmet Ağa
II. Mahmut zamanında kapıcıbaşı olmuştur.

Raif

Hamid-i Diger
Divan’ı ölümünden sonra Cavit Ahmet Bey tarafından toplanmıştır. Asıl adı Mehmet’tir.

Hane-i Seferli Şairleri

Rasih
Çuhadaroğlu olmuştur. Musikişinas biridir.

Kâmil
Şair Fazıl Bey’in kardeşidir.

Enderunlu Vasıf
Asıl adı Osman’dır.
Galata Sarayı’na yerleştirilmiş ve orada yetişmiştir.
I. Abdülhamit zamanında Enderunun Kiler-i Hassa koğuşuna alınmış, III. Selim’in 18 yıllık saltanatı boyunca sarayda bulunmuştur. Sultan Selim’e 7 kaside sunmuştur.
IV. Mustafa zamanında Has Oda’ya alınmıştır.
II. Mahmut zamanında kiler kethüdası olmuştur. Sultana 4 kaside sunmuş değişik olaylar nedeniyle 62 tarih söylemiştir.
1824’te ölmüştür. Mezarı Karacaahmet Türbesi yakınlarındadır.

Divan şiirinin hemen bütün nazım biçimleriyle şiirler yazmıştır. Çok sayıda da şarkı yazmıştır.
Nefi’ye nazire olarak yazdığı kasidelerde Nedim’in etkisi görülür.
Vasıf, klasik şiirin sanatına ve lügatine ancak dış tarafından hâkimdir. Derinliği yoktur.
Vasıf’ın şiirleri zevk çöküşünün habercisidir.
O, yeni / yenilikçi bir şairdir.
Hayatının kendine mahsus sözcüklerini şiire sokmaya çalışmıştır.
Asıl merakı ve gayreti halk ifadesi üzerinedir.

Sünbülzade Vehbi, Enderunlu Fazıl ve Süruri gibi açık saçık şiir söyleme modasına uymuştur.

Vasıf’ın geleneğe bağlı kalarak söylediği şiirler daha ziyade, III. Selim için söylediği kaside ve manzumeleridir.

Örnek metin
Her bir merâm yâra tamâm söylenilmiyor
Olmazsa yâr âşıka râm söylenilmiyor

Muhtâc bûs-ı lâ‘line yârın recâ-yı vasl
Mest olmadıkça asl-ı merâm söylenilmiyor

Tenhâda bulsam ol perî-zâdı telâşdan
Lüknet gelip zebâna kelâm söylenilmiyor

Dahl etme bana derd-i dilin söylemez deyü
Âşık ne yapsın âh a paşam söylenilmiyor

Vâsıf bezimde böyle gazel dest-i yârdan
Nûş itmedikçe bir iki câm söylenilmiyor

Ünite 3
Encümen-i Şuara
Encümen-i Şuara bir cins isimdir. Devlet büyüklerinin konaklarında tertip edilen içki ve şiir meclislerinin ismine genel olarak encümen-i şuara denilmiştir.
19. asrın başlarından itibaren encümen-i şuaralar ciddi bir değişim geçirdi.
Değişim, şairin hamisiyle kurduğu münasebettedir. Buna bağlı olarak encümen-i şuaranın ruhu da değişmiştir. Gelenekte encümen şairleri kendilerini hamilerine beğendirme derdindeydiler. Yeni dönemde şiir hakkında etraflı sohbetler etmeye başladılar.
Sultan Abdülmecit’in saltanatının son dönemlerinde encümen-i şuara devri çoktan kapanmıştır.
Asrın ortalarına gelindiğinde encümen-i şuaraların ağırlıkla Mısırlıların konaklarına kaydığı gözlenir.

Encümen kaynaklarda, encümen-i edebi, meclis-i şuara, encümen-i hikmet ve encümen-i şiir gibi adlarla da anılır.
1861 yılı baharında Hersekli Arif Hikmet Bey’in Laleli Çukurçeşme’deki evinde başlayan ve her Salı muntazaman 1 seneye yakın müddet devam eden edebiyat toplantıları yine encümen-i şuara adıyla ancak bu defa özel bir isim olarak anılır.
Encümenin reisi Leskofçalı Mustafa Galip Bey’dir.
Ev sahibi, Hersekli Arif Hikmet Bey’dir.
Müdavimler: Mehmet Lebip Efendi,
Mustafa İzzet Efendi,
Osman Nurettin Şems Efendi,
Koniçeli Musa Kâzım Bey,
İsmail Paşazade,
İbrahim Hakkı Bey,
Manastırlı Hoca Salih Naili Efendi,
Salih Faik Bey,
Abdülhamit Ziya Bey,
İbrahim Halet Bey,
Recaizade Mehmet Celal Bey,
Mazlum Paşazade Memduh Faik Bey,
Niğdeli Deli Hikmet Bey,
Namık Kemal Bey ve Mustafa Refik Bey’dir.

Encümen Mensuplarını Bir Araya Getiren Sebepler
Rumeliye olan yakın bağları esas sebeptir.
Hemen hepsi çalışma arkadaşıdırlar.
İtikadi kıymetleri birbirlerine yakındır.
Aynı muhitlerde ikamet ederler.
Tarikat ve dergâh arkadaşlıkları vardır.
Uğradıkları kahvehane ve meyhaneler ortaktır.

Encümen Toplantıları
Tanpınar, Encümen-i Şuara için “son pleiad” tabirini kullanır.
İbnülemin ise, encümenden bahsederken “bu encümen Arab’ın Sûk-ı Ukazına adeta nazire idi” demiştir.
Encümen reisi Galip, kekemedir.
Bu sebeple sözcü olarak Arif Hikmet Bey’i seçmiştir.
Şiirleri inşad işi Namık Kemal Bey’in vazifesiydi.

Toplantılar yaklaşık 1 yıl devam ettikten sonra kesin olarak bilmediğimiz bir sebeple Manastırlı Naili encümenden kovulur. Akabinde Galip Bey’in tayini çıkar ve encümenden ayrılmak zorunda kalır. Hızlı bir şekilde encümen dağılır.


Encümenin müdavimleri, milli duygu ve kavramların ifadesindeki yalınlaşmanın, netleşmesinin ilk işareti sayılabilecek eserlere imza atarlar.
Bu bağlamda, Ziya’nın Terci-i Bend’i bir alfabe olarak kabul etmek gerekir.

Encümen şairleri yenilikçidirler. Bir yandan doğunun değerlerini korurken bir yandan da batının yeniliklerini bünyelerine almaya çalışırlar.

Dil üzerinde net bir duruş ortaya koymamışlarsa da konuya duyarsız kalmadılar.

Şiirin formu hakkında da yeniliğe açık olmakla birlikte geleneğin şiir formlarını ve aruzu terk etmeyi asla düşünmediler. Bununla beraber kendilerini halk kültürünün dışında görmediler.
Hece veznini klasik formalara dâhil etmek istediler. Bunu, divan şiirinin gelenekteki şekillerinin adlarını korurken vezinlerini değiştirerek yapmak isterler. Bu düşüncenin sonucu olarak hece vezniyle, dörtlükler halinde kasideler yazılmıştır.
Manastırlı Faik Bey, Ahmet Cevdet Paşa’nın teşvikiyle Türkçe Aruz adında bir eser neşreder.
Nazım ve şair arasındaki farklar netleştirilmeye çalışılır.
Nazım, şiirin vezin ve kafiye gibi biçimsel olan tarafına denir. Bir metnin şiir olabilmesi için muhayyel olması yeterli kabul edilir. Bu düşünce mensur şiirin önünü açmıştır.
Leskofçalı Galip eski poetikadan vazgeçmeyeceklerinin ancak onu ıslah edeceklerinin işaretlerini verir.
Eski imge (mazmunlar) daha çok, gönül gözüyle çözüldüğü için şiir muhayyileden uzaktır. Eski şiirin maddi bir gözle değerlendirilmeye başlanması yıpratıcı eleştirilerin önünü açar.
Mazmunlar için yeni kaynak ferdin şuur dışı birikimleridir.
Ziya Paşa yenileşmekte olan şiire taraf görünmesine rağmen, Harabat’ı neşrederek eskiyle rabıtanın koparılmasını istemediğini belirtir. Namık Kemal onu bu tutumundan dolayı davalarına ihanetle suçlar.
Encümen-i Şuara, şiirin klasik değerlerinin iyice zayıfladığı fakat bunun yerine modern değerlerin henüz yeşermediği bir ara dönemin en önemli edebi topluluğudur.
Encümenin asıl rüknü modern ve değişime açık bir poetikayı savunan şairlerin yetişmesine olanak sağlamasıdır.

Ünite 4
19. Yüzyılda Kadın Şairler
Erkeğin kadına görece üstün kabul edilmesi kadınların sanatın her alanında olduğu gibi şiirde de geri kabul edilmesi için yeterli sebeptir. Nitekim 15. yüzyıl şairlerinden Necati’nin bir şiirine nazire yazan Nihri Hatun, Necati’nin sert tepkisine maruz kalmıştır. Hakarete uğradığı kanaatindeki Necati, Mihri Hatun’u yazdığı nazireden dolayı edepsizlikle suçlamıştır.

Eğitim imkânından da yoksun kalan kadınların eğitimin yanı sıra yüksek bilgi birikimi gerektiren Osmanlı şiiri içerisinde yer bulması mümkün olamazdı.
Kadın şairler, bu saydığımız engellerin dışında kalmayı başarabilen istisnalar arasından çıkmıştır. Hemen hepsi toplumun yüksek kesimlerine mensup ailelerdendir. Dolayısıyla eğitimlidirler.
Kadın şairlerimiz kültürel etkinliklerin yoğun olarak yaşandığı muhitlerde yetişmişlerdir.
Bir diğer ortak özellikleri çoğunun Mevlevi ve Nakşi tarikatlarına mensup olmalarıdır.
Klasik edebiyatımızda adı geçen en eski kadın şairler Fatih döneminde yaşamış olan Zeynep Hatun ve Mihri Hatun’dur.
Hubbi Hatun Kanuni döneminin kadın şairidir.
Sıdki Hatun aynı zamanda hattat olan Ani Fatma Hatun 17. yüzyılın kadın şairlerindendir.
Fitnat Hanım 18. yüzyıl şairlerindendir.
19. yüzyılda batılılaşma hareketlerinin tesiriyle kadın şairlerin sayısı artmıştır. Bunlar arasında Leyla Hanım, Şeref Hanım ve II. Mahmut’un kızı Adile Sultan ismi öne çıkanlardır.
Sırrî Hanım (1814-1877), kızının ölümü üzerine yazdığı mersiye ile tanınmıştır.
Nakiye Hanım (1845-1879), şair Şeref Hanım’ın yeğenidir.
Fıtnat Hanım (1842-1911), Trabzon valisi Abdullah Paşa’nın kızıdır. Dergilerde açık imzası ile şiirleri yayımlanmıştır.
Leyla Hanım, şairliğinin yanında besteci olarak da tanınmıştır.
Mahşah Hanım ise, divan tarzı şiirleri yanında hece ölçüsüyle ilahiler ve bir de tiyatro oyunu yazmış olan bir şairdir.
Hattatlığı da olan Feride Hanım, divan ve halk tarzında şiirler yazmış olan Saniye Hanım ve ayrıca Münire, Hatice İffet, Hasibe Maide, Habibe, Şerife Ziba ve Fatma Kâmile gibi şairler de 19. yüzyıl kadın şairleri arasındadır.

Kadın şairler genel olarak erkek şairlerin dil özellikleriyle ve aynı sembollerle şiir söylemişlerdir. Üslupları çekingen ve kısık seslidir. Bunun istisnaları vardır; Mihri Hatun, cinsiyetin üstünlük göstergesi olmadığını söyleyebilmiştir.
Zeynep Hatun da benzer sözler sarf etmiştir.

Leyla Hanım
Babası kazasker Moralızade Hamit Efendi, annesi Hatice Hanım’dır. Keçecizade İzzet Molla, şairin dayısıdır.
II. Mahmut’un kız kardeşleri Hibetullah Sultan’a bir kaside, Esma Sultan’a ise bir terci-bent sunmuştur.
Saraya mensup pek çok kişinin doğum ve evlilik gibi önemli günleri için tarih manzumeleri söylemiştir. Çevresinde zeki ve hazır cevap biri olarak tanınmıştır.
1848’de vefat etmiştir.
Divanında neredeyse bütün nazım şekillerinde şiirler mevcuttur.
Şiirlerinde belirgin olan beşerî aşk, hayata rindane bakış, felekten şikâyet gibi konulara yer verir. Dini içerikli şiirleri de mevcuttur.
Örnek  (Şarkı)
Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün
Pür-âteşim açdırma benim agzımı zinhâr
Zâlim beni söyletme derûnumda neler var
Bilmez miyim itdiklerini eyleme inkâr
Zâlim beni söyletme derûnumda neler var
Şeref Hanım
1809’da doğdu.
Birçok şiirinde nesebinin Muhammet(A.S.)’a dayandığını söyler. Hayatı hakkındaki bilgilerimizin kaynağı yine şairin şiirleridir. Sıradan, kişisel konularda tarihleri vardır.
1861’de vefat etmiştir.
Divanında toplam 677 manzume bulunmaktadır.

Adile Sultan
1826’da doğdu. Osmanlı hanedanından divan sahibi tek kadın şairdir. Divanı, Hikmet Özdemir tarafından yayınlanmıştır.
Tophane Müşiri Mehmet Ali Paşa ile 1845’te evlenmiştir.
Yakın akrabası pek çok kişinin ölümüne tanıklık etmiş, kederlenmiş ve kendini hayır işlerine adamış biridir. 1899’da vefat etmiştir.

Ünite 5
19. Yüzyıl Mesnevileri
Bu yüzyılın mesnevilerinin başlıca temaları alegori ve aşktır. Diğer yüzyıllara nazaran bu yüzyılda yazılmış mesneviler gözleme dayalı gerçek sahneler içermeleriyle farklılık arz ederler.
Yeni edebi türlerin yazınımıza girmesinden vesile bu yüzyılda yazılmış mesnevilerin sayısı azdır.
Temsili (alegorik) mesneviler:
Yenişehirli Avni, Ateşgede
Keçecizade İzzet Molla, Gülşeni Aşk
Âşıkane Mesneviler:
Mehmet İzzet Paşa, Yusuf u Züleyha (Geleneğin etkisiyle yazılmış klasik aşk mesnevisidir)
Keçecizade İzzet Molla, Naz u Niyaz
Dini Mesneviler:
İrşadi Baba, Mevlid
Selami, Mevlid
Siyasi Hiciv Türünde Mesneviler:
Keçecizade İzzet Molla, Mihnetkeşan
Bayburtlu Zihni, Sergüzeştname
Tarihi Mesneviler:
Hayri, Zafername
Rıyazi, Manzume-i Sivastopol
İşret Hayatıyla İlgili Mesneviler:
Antepli Ayni, Sakiname
Keçecizade İzzet Molla
1786’da doğdu.
Babası Tanzimat döneminin ünlü sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa’dır.
1822’de Keşan’a ve 1829’da Sivas’a olmak üzere iki defa sürgün edilmiştir. Divan-ı Bahar-ı Efkâr adlı bir divanı Divan-ı Hazan-ı Asar adında bir de divançesi vardır.
Mihetkeşan, Gülşen-i Aşk ve Naz u Niyaz adında üç mesnevisi vardır. Naz u Niyaz yarım kalmıştır.

Mihnetkeşan
Mihnet çekenler anlamına gelen Mihnetkeşan, mizahi bir dille yazılmıştır. Şairin, 1823’te Keşan’a sürgün edilişini anlatır. Següzeştnamedir. Siyasi hiciv içerir. Metni hareketlendiren birçok anlatım tekniğini kullanmıştır. Klasik tahkiye geleneğini gerçek anlamda dönüşüme uğratan eser, batı tarzı anlatım türlerine bir hazırlık niteliğindedir.
Mihnetkeşan’da 109’u alıntı olmak üzere 4166 beyit ve 6 tahmis bendi bulunur.
Eser klasik mesnevi formunda tasarlanmıştır. Münacat, naat ve halifelere övgülerden sonra II. Mahmut’u öven beyitler gelir. Âğâz-ı Dastan ve Şikâyet ez-Cihan başlıklarıyla asıl hikâyeye geçilir. Topkapı’dan başlayan yolculuk sahili şeridini takip ederek Keşan’da sona erer. Şair, affedildiği haberini alıp geri dönüş yoluna girer. Yenikapı’dan İstanbul’a girişiyle eser sona erer.

Gülşen-i Aşk
300 beyitten oluşan küçük bir mesnevidir. Eser aruzun fe‘ilâtün mefâ‘ilün
fe‘ilün (fâ’lün) kalıbıyla yazılmıştır. Hüsn ü Aşk’ın tesirinde alegorik anlatımla yazılmıştır. Eserde hiciv unsurları görülür. Ferhat ve Mecnun’u ham âşıklar olarak gösterir.
Eserde şair esas kahraman rolündedir.

Yenişehirli Avni
Yenişehir (Larissa) doğumludur. Bağdat valisi Mustafa Nuri Paşa’nın divan kâtipliğini yaptı. Ömrünün son yıllarında Üsküdar’da memurluk yaptı. 1883’te vefat etti. Mevlevi olan Avni Bey, derviş yaradılışlı bir kimsedir.
Divanı damadı Şevki Bey tarafından bastırılmıştır. 3000 beyitten fazladır.
Abname, Dilekçe türünde secili bir eserdir. II. Abdülhamit’e sunulmuştur.
Mir’at-ı Cünun, Normal dışı davranış ehlini anlatan yarım kalmış bir eserdir.
Ateşgede, Hüsn ü Aşk etkisinde yazılmıştır. 249 beyit ve dokuz fasıldan meydana gelen yarım kalmış bir eserdir. Eserde ateş ve ateşe yakın sözcükler sıkça kullanılır.

Ünite 6
19. Yüzyılda Nesir
Encümen-i Şuara, divan şiirinin düştüğü yerden yine kendi imkânlarını kullanarak kalkabileceğine dair bir anlayışa sahipti. İlk müdavimleri arasında Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın da bulunduğu bu topluluk üyelerinin temel asgari müşterekleri şiirde eskiye yönelişi ve klasik tarzı devam ettirme hususundaki kabul ve ısrarlarıdır.
Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı için Tercüman-ı Ahval’in yayın hayatına başladığı 1860 tarihi milat kabul edilir. Şinasi’nin halkın anlayabileceği bir dili öngörmesi nesrin önemini arttırmıştır.
Bu yüzyılda sarayın edebiyata ilgisiz kalması, sanatkârları yeni arayışlara iten sebeplerden biridir.
Nefi ile iyiden iyiye küçümsenen nesir, bu yüzyılda hareketlenmeye başlar.
Ahmet Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya’sı geleneğin birikimini batının yenilikleriyle bağdaştıran ve yeni Türk edebiyatında nesrin yolunu açan önemli bir merhaledir.

Biyografiler
Dönemin en önemli tezkiresi Fatin Davut’un Hatimetü’l-Eşar’ıdır.
Hammer’in Geschicte der Osmanischen Dichtkunts [Osmanlı Şiir Sanatı Tarihi (I-IV, Pesth 1836-1838)] adlı eseri, kuruluştan 1834 yılına kadar geçen dönemde yetişen 2200 Osmanlı şairinin biyografisini içerir.
Hatimetü’l-Eşar’dan sonra bu yüzyılın şiiri için özellikle şair biyografileri konusunda en önemli başvuru kaynağı Kemalü’ş-Şuara’dır.
Recaizade Mahmut Ekrem’in Kudemadan Birkaç Şair’i kayda değer bir çalışmadır (1888).
Tarih-i Edebiyyat-ı Osmaniyye adlı eseriyle Abdulhalim Memduh, modern anlamda edebiyat tarihi yazımının eksik ama ilk örneğini verir. Ebuzziya Tevfik’in Numune-i Edebiyat-ı Osmaniyye ve Mehmet Celal’in Osmanlı Edebiyatı Numuneleri de içerikleriyle kısmen edebiyat tarihi izleri taşır.
Şeyhi Mehmet’in Şakayık zeyli olan Vekayiü’l-Fuzala’sına, Fındıklılı İsmet, Tekmiletü’ş-Şakaik fî Hakkı Ehli’l-Hakaik (1730-1896 yılları arasında yaşamış bilgin ve şeyhlerin biyografilerini içerir) adlı kitabıyla zeyl yazarak geleneği sürdürür.
Mektubizade Abdülaziz’in, tespit ettiği zeyilleriyle birlikte Şakayık’ı özetleyen eseri Teracim-i Ahval-i Ulema ve Meşayıh ise Osman Gazi’den III. Murat dönemine kadar geçen dönemde yetişen bilginlerin ve şeyhlerin kısa biyografilerini içerir.
Ahmet Rıfat Verdü’l-Hakaik, 1808-1863 yılları arasında görev yapan 24 sadrazamın hayatını anlatır.
Bağdatlı Abdulfettah Şefkat, Ahmet Cavit’in Verd-i Mutarra’sına yazdığı zeyilde 1805-1808 yılları arasında görev yapan sadrazamların biyografilerini yazmıştır.
Mehmet Hafid Sefinetü’l-Vüzera’da Fatih döneminden 1792’ye kadarki dönemde görev alan vezirlerin biyografilerini verir.
Müstakimzade Süleyman Efendi’nin eseri Devhatü’l-Meşayih’e birçok zeyl yazılmıştır. Antepli Mehmet Münib, Sakızlı Süleyman Faik, Mektubizade Abdülaziz, Ahmet Rıfat zeyl yazan isimlerdir.
Ahmet Nazif’in Riyazu’n-Nukaba’sı, Ahmet Rıfat’ın Devhatü’n-Nukaba adlı eseri nakibüleşraf hakkında yazılmış biyografilerdir.
Mehmet İzzet’in Harita-i Kapudan-ı Derya adlı eserinde başlangıçtan Abdülmecit devrine kadar (1839), kaptanıderyalık yapan kimselerin biyografileri verilmiştir (İstanbul 1869).
Süleyman Faik, Resmi Ahmet’in Halifetü’r-Rüesa’sına aynı adla yazdığı zeylinde onun bıraktığı 1753 yılından 1823’e kadar yetişen kırk yedi reisülküttapın biyografisine yer vermiştir (İstanbul 1852).
İranlı Habib tarafından yazılan Hat ve Hattatan, İranlı ve Türk talik sanatçılarının hayatlarını içerir.
Selanik kadısı Karslızade Mehmet Cemalettin Efendi, 1843 yılında kaleme aldığı Ayine-i Zurefa adlı eserinde Kemal Paşazade’den Esat Efendi’ye kadar yetişen kırk altı Osmanlı tarihçisini tanıtmıştır.
Tayyarzade Ata, 1876’da kaleme aldığı Tarih-i Ata’da saray âdetlerinin dışında Enderun’da yetişmiş önemli devlet erkânı, âlimler ve sanatkârların biyografilerini vermiştir
Hafız Hızır İlyas’ın Vekayi-i Letaif-i Enderun adlı eserinin dördüncü ve beşinci ciltlerinde sultanlar, şehzadeler ve Enderun şairlerinin şiir ve nesirlerinden örnekler vermiştir.
Halim Giray’ın kırk dört Kırım girayının hayatını anlattığı Gülbün-i Hanan’ı, Badi Ahmet’in, 1899’da Enisü’l-Müsamirin’e zeyl olarak yazdığı üç ciltlik Riyaz-ı Belde-i Edirne’si şehir biyografisi niteliğindedir.
Maraşlı Mehmet Şemi Molla, Esmaru’l-Hadaik ve daha sonra genişleterek Esmaru’t-Tevarih adıyla yeniden yayımladığı eserinde meşhur kimseler hakkında bilgiler verir.
Mehmet Süreyya’nın Sicill-i Osmanî adlı eserinde Osmanlı’nın kuruluşundan 1899’a kadarki dönem içinde yaşamış, her meslekten tanınmış kişilerin biyografileri alfabetik sırayla toplamıştır
Muallim Naci’nin Esami’si (İstanbul 1890), Faik Reşat’ın Eslaf’ı (İstanbul 1893- 1894) ve Teracim-i Ahval’i (İstanbul 1895) bu dönemde kaleme alınan diğer genel biyografik eserlerdendir. Şemsettin Sami’nin Kamusu’l-Alam’ı da bu dönemin önemli biyografik kaynakları arasında yer almaktadır.
Hacı Mehmet Zihni’nin Meşahirü’n-Nisa adlı eseri Müslüman kadınları tanıtmaktadır.

Tarihler
Mütercim Asım’ın vefatından sonra, Cevdet Paşa tarafından asrının “yegâne tabip ve filozof” olarak nitelenen Şanizade Mehmet Ataullah Efendi vakanüvis olmuştur.
Sahhaflar Şeyhizade Mehmet Esat Efendi, tarihte Vaka-i Hayriyye olarak anılan yeniçeriliğin kaldırılması hadisesini Üss-i Zafer adlı eserinde anlatmıştır.
Ahmet Cevdet Paşa, 1774-1825 arasındaki olayların tarihini 12 cilt hâlinde 1884’te tamamlamıştır.
II. Abdülhamit’in tahta çıkışından itibaren gelişen olayları ise Maruzat adı altında kaleme almıştır.
Ahmet Lütfi Efendi 1825’ten 1879’a kadarki dönemin resmî tarihini sade ve resmî bir üslupla kaleme almıştır.
Mehmet Şakir Paşa’nın Yeni Osmanlı Tarihi adlı eserinin ilk iki cildinde Osmanlı devletinin başlangıcından İstanbul’un fethine kadar geçen olaylar anlatılmaktadır.
Ali Cevat’ın Mükemmel Osmanlı Tarihi (İstanbul 1898) ve Mehmet Tevfik Paşa’nın Telhis-i Tarih-i Osmanî isimli eserini de anmak gerekir.
Hayrullah Efendi, Osmanlıların atalarından başlayıp Sultan I. Ahmet’e kadar geçen dönemi yazdığı Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tarihi’nde Batı kaynaklarını da göz önünde bulundurmuş ve olayları objektif bir bakış açısıyla değerlendirmiştir. Ali Şevki Bey, Hayrullah Efendi’nin vefatı üzerine yarım kalan esere kısa bir zeyil yazmıştır.
Ahmet Vefik Paşa, Sultan Abdülaziz’e kadar olan dönemin askerî, siyasal, toplumsal ve kültürel boyutlarını altı bölüm hâlinde Tarih-i Osmanî adlı eserinde anlatmıştır. Eser daha sonra Fezleke-i Tarih-i Osmanî adıyla yeniden yayımlanmıştır.
Sait Efendi, yazdığı tarihte Osmanlı’nın yükseliş ve çöküş sebeplerini tahlil eder.
Maraşlı Mehmet Fevzi de II. Selim’e kadar olan dönemi içine alan beş ciltlik bir Osmanlı Tarihi kaleme almıştır.
Ahmet Cevat Paşa’nın Tarih-i Askerî-i Osmanî’si, Mehmet Şükrü’nün Osmanlı deniz savaşlarını anlatan Esfar-ı Bahriyye-i Osmanî’si bu yüzyılda kaleme alınan kurum tarihi niteliğindeki eserlerdendir.
Mustafa Nuri Paşa’nın Osmanlı’nın kuruluşundan 1841’e gelene kadar bütün kurumlarının tarihini ihtiva eden Netayicü’l-Vukuat adlı eseri vardır.

Gazavatnameler
Yazarı belli olan iki gazavatnamenin biri yüzyılın hemen başında Mehmet Emin Karahanzade’nin Mısır’ın Fransızlardan geri alınmasını anlattığı Mısır Seferi Hakkında Tarihçe adlı kısa kitabı, diğeri Abdurrezzak Bahir’in Rusya Harbi adlı eseridir.

Sefaretnameler ve Seyahatnameler
19. yüzyılın ilk sefaretname müellifi Abdurrahim Muhip Efendi’dir. Fransa elçiliği sırasındaki izlenimlerini Küçük Sefaretname ve Büyük Sefaretname olarak adlandırdığı iki ayrı kitap hâlinde anlatmıştır.
Seyyit Mehmet Emin Vahit Efendi’nin sefaretnamesi Napolyon’la buluşmak üzere gönderildiği Lehistan’a yaptığı seyahati, buradan Paris’e geçişi ve Paris’te Napolyon tarafından ikinci kez kabul edilişini anlatır.
Seyyit Mehmet Refi Efendi, bir layiha (rapor) hâlinde 1807’de hazırladığı İran Sefaretnamesi’nde, yaptığı görüşmelerin özetini verir.
Yasincizade Seyyit Abdulvehhap Efendi’nin 1811 yılındaki İran elçiliği seyahatinin, tercüman olarak maiyetine verilen Bozoklu Osman Şakir Efendi tarafından kaleme alındığı Musavver İran Sefaretnamesi resimli bir sefaretnamedir.
Mehmet Namık Paşa - Londra Sefaretnamesi
Seyyit Mustafa Sami Paşa - Avrupa Risalesi
Mehmet Sadık Rıfat Paşa - İtalya Sefaretnamesi
Abdürrezzak Bâhir Efendi - Risale-i Sagire
Ahmet Nazif’in Sefername-i Hayr adlı eseri II. Mahmut’un 1831 yılında Çanakkale Boğazı ve Edirne’ye yaptığı yolculuğu anlatılmaktadır.
Esat Efendi’nin Ayatü’l-Hayr’ında ise II. Mahmut’un 1837 yılında Tuna’ya yaptığı kırk günlük gezi anlatılmıştır.
Ömer Faiz ise Sultan Abdülaziz’in Avrupa’ya yaptığı seyahatini “ruzname” tarzında kaleme almıştır
Mehmet Hurşit, Seyahatname-i Hudud adlı eserinde doğu Anadolu ve Irak’ta yapılan incelemeleri anlatır.

Surnameler
İstanbullu Mehmet Lebib Efendi’nin yazdığı Surname, II. Mahmut’un kızı Mihrimah Sultan’la Ferik Mehmet Paşa’nın 1836 yılındaki düğünlerini konu edinir.
Abdunnafi İffet Efendi’nin (Abdî) yazdığı Sûrname-i Selatin adlı eseri Sultan Abdülmecit’in kızları Cemile Sultan ve Münire Sultan’ın 1858 yılında gerçekleşen düğünleri anlatmaktadır.

Münşeatlar
Süleyman Paşa’nın, belagat konusunu işlediği eseri Mebani’l-İnşa’sı başta olmak üzere Manastırlı Mehmet Rıfat’in Nüzhetü’l-Münşeat ve Zübdetü’l-Münşeat’ı, Sahhaf Nurî Efendi’nin derleyip padişah Abdulaziz’e sunduğu Münşeatı Aziziyye fi Âsari Osmaniyye, Mustafa Reşid’in Bedayi’ü’l-İnşa ve İnşa Muallimi adlı eserleri, Mehmet Atıf’ın Gülzar-ı Münşeat’ı, Sadık Rıfat Paşa’nın İnşa’sı, Abdulahad Nuri’nin Münşeat-ı Kavanin’i, Muallim Naci’nin İnşa ve İnşad’ı, Faik Reşad’ın Amelî ve Nazarî Talim-i Kitabet yahud Mükemmel Münşeat’ı gibi pek çok eser kaleme alınmıştır. Hatta Mehmet Fuat’ın Hanımlara Mahsus Usul-i Kitabet ve İnşa’sı ve Ahmet Erib’in Hanımlara Münşeat’ı gibi doğrudan hanımlara yazışma usul ve esaslarını öğretme amaçlı eserler dahi kaleme alınmıştır.
Sait’in Mecma’u’l-Münşeat’ı, Çaylak Tevfîk’in iki cilt hâlinde basılan Letaif-i İnşa adlı eseri, Âkif Paşa’nın Münşeat-ı el-Hâc Âkif Efendi ve Divançe’si Mahmut Celalettin Paşa’nın Münşeat’ı Ebubekir Rıfat’in oğlu tarafından divanıyla birlikte neşredilen Münşeat’ı, Ziver Paşa’nın yine divanıyla birlikte Âsar-ı Ziver Paşa başlığı altında basılan Münşeat’ı bu yüzyılda yazılmış münşeat mecmualarıdır.

Belagat ve Gramer Kitapları
Belagat kitaplarının sayısı dikkat çekici bir biçimde artar ve içerikleri çeşitlenir. Tahir Selam tarafından Arapçadan çevrilen Mizanü’l-Edeb bu yüzyılda yayımlanan ilk Türkçe belagat kitabıdır.
Mehmet Nüzhet’in Mugni’l-Küttab’ı ise Türkçenin bu yüzyılda yazılan ilk telif belagat kitabı sayılır.
Süleyman Paşa’nın Mebani’l-İnşa’sıyla birlikte Fransızca retorik, belagat kitaplarına girmeye başlar.
Ahmet Cevdet Paşa’nın Belagat-i Osmaniyye’si çok ilgi görüp çokça tartışılmıştır.
Fransız retoriğinin esaslarını sistematikleştiren eser Recaizade Mahmut
Ekrem’in Talim-i Edebiyat’ıdır.
Keçecizade Mehmet Fuat Paşa ve Ahmet Cevdet’in müştereken yazdıkları Kavaid-i Osmaniyye, Türkiye’de basılan ilk gramer kitabıdır
Abdurrahman Fevzî’nin Mikyasu’l-Lisan Kıstasu’l-Beyan’ı ise Divanu Lugati’t-Türk ve Bergamalı Kadrî’nin Müyessiretü’l-Ulum’unu hariç tutarsak Türkçenin ilk gramer kitabı kabul edilebilir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder