20 Eylül 2013 Cuma

Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK ŞİİRİ

Ünite 1
Tarihsel Toplumsal Edebi Şartlar
Tanzimat döneminden itibaren edebiyatımız batı etkisi altında gelişme göstermiştir.
23 Temmuz 1908’de İttihat ve Terakki’nin baskısıyla Kanun-i Esasi yeniden yürürlüğe girer.
II. Meşrutiyet dönemi boyunca otuza yakın siyasi parti kurulmuş ve beş defa seçim yapılmıştır.
Cumhuriyet öncesi dönemde etkili olan düşünce akımları Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık (Tevfik Fikret ve Abdullah Cevdet, şiirleriyle bu akıma destek olmuşlardır) olmuştur. II. Meşrutiyet döneminin ilk yıllarında etkili olan Osmanlıcılık akımı da bazı aydın çevrelerinde taraftar bulmuştur. Osmanlıcılık akımı Balkan Savaşlarından sonra etkisini yitirmiştir.
Sırat-ı Müstakim ve Sebilü’r-Reşad adlı dergiler, Sultan Abdülhamid’in de desteğiyle İslamcılık akımının yaygınlaşmasında etkili olmuştur.
Cumhuriyet döneminde de çok etkili olan Türkçülük akımının temel esasları;
Dilde Türkçülük, estetik Türkçülük, ahlaki Türkçülük, hukuki Türkçülük (demokratik halk hükûmeti kurma düşüncesi), dini Türkçülük (Türkçe ibadet taraftarıdırlar), ekonomik Türkçülük (karma-ekonomik düzen), siyasi Türkçülük (halkçı ve Türkçü politikaların desteklenmesidir), felsefi Türkçülük…
Trablusgarp Savaşı ve hemen ardından Balkan Savaşlarında verilen ağır kayıplar edebiyatımızın tematiklerinin kaynağını oluşturmuştur.  

II. Meşrutiyet Dönemi Biçim ve Dil
Milli Edebiyat akımı Türkçülük ve uluslaşma çabalarının ürünü olarak dikkate çekmektedir. Bu dönemde yazı diliyle konuşma dili arasındaki mesafe kapanmaya başlamıştır.
Milli Edebiyat ≡ milli dil
Dilde sadeleşme cumhuriyetin ilanından önce meyve vermeye başlamış olan bir akımdır. Ömer Seyfettin, Refik Halit, Yakup Kadri, Halide Edip ve Reşat Nuri’nin erken dönem eserleri edebiyatımıza bu çerçevede katkı yapmıştır.
Aruz / Hece tartışmaları bu dönemde dikkat çeken bir diğer konudur. Mehmet Emin Yurdakul 1898’de yayımladığı Türkçe Şiirler adlı eseriyle bu yönde ilk adımı atan isimdir.
Şiirde ferdi duyguların öne çıkması Edebiyat-ı Cedide’den itibaren artarak devam eder. Erken dönemde ferdi temalarda milli temalar, aynı söylem içerisinde, iç içedir (Ahmet Haşim müstesna).
Cumhuriyet öncesi dönemin savaş şiirleri;
Abdülhak Hâmid’in İlhâm-ı Vatan, Fâik Âli’nin Elhân-ı Vatan, Nigâr Hanım’ın Elhân-ı
Vatan, Ali Ekrem’in Ordunun Defteri, Mehmed Ali Tevfik’in Turanlı’nın Defteri,
Mehmed Emin’in Ordunun Destanı, Zafer Yolunda, Halid Fahri’nin Cenk Duyguları adlı kitaplarıdır.
İsmi verilen bu kitapların dışında Abdülhak Hamid’in Girit İçin, İlham-ı Nusret, Cenap Şahabettin’in Hilal-i Giryan, Emin Bülent’in Kin, Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitlerine başlıklı şiirleri, Bülbül, Mithat Cemal’in Kuvvete, Orhan Seyfi’nin Ordu Kafkasya’ya Girince, Yusuf Ziya’nın Kafkasya’dan Kalanlara, Yahya Kemal’in 1918 adlı şiirleri yine savaş konuludur.
Meclis’in Ankara’da açılmasıyla birlikte edebiyatta Anadolu ilgisi artmaya başlar. Halk, millet, memleket, vatan ve çağdaş medeniyet kavramları dönem edebiyatının başlıca kavramları ve konuları arasında yer alır.
Devrim tarihinin en hızlı dönemleri edebiyat tarihimiz açısından da bir hayli dinamiktir. Mehmet Kaplan’ın yakıştırmasıyla bu dönem edebiyatı destani ruh taşımaktadır.
Milli Şef döneminde Tercüme Dergisi’nin etkinliği dikkate değerdir.

Ünite 2
1920-1940 Arası Türk Şiiri
İstiklal Harbi’nden çıkmış ve yeni bir Cumhuriyet kurmuş olmanın coşkusu şiirde kendini hissettirir. Bu durum eskiyi reddediş ve yeniye övgü şeklinde tezahür eder.
Bu dönemde eser veren şairler ve eserleri;
Hüseyin Siret: Bağbozumu (1928), Kıvılcımlı Kül (1937)
Süleyman Nazif: Malta Geceleri (1924)
Mehmet Behçet: Buhurdan (1925)
Fazıl Ahmet Aykaç: Kırpıntı (1924)
Neyzen Tevfik: Azab-ı Mukaddes (1924)
Halil Nihat Boztepe: Ayine-i Devran (1924), Mahitab (1924), Ağaç Kasidesi (1947)
Rıza Tevfik: Serab-ı Ömrüm (1934)
Samih Rifat, şiirleri kitaplaşamasa da gazete ve dergilerde bu dönemde yayımlanan eserleriyle dikkat çekmiştir.
Mehmet Emin’in Mustafa Kemal (1928) ve Ziya Gökalp’in Altın Işık adlı eserleri dönemin edebi ortamında yankı bulmamış eserler arasındadır.
Ortak noktaları aruz vezninde ısrar olan Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Mehmet Akif, bu dönemin en güçlü şairleridir.

Mehmet Akif Ersoy
Hamasi edebiyatın Namık Kemal’den sonraki temsilcisidir.
Şiirinin özellikleri;
Şiirlerindeki doğallık, şiirlerinde konuşma diline yaklaşması, gerçekçi tasvirlerle çarpıcı ve alışagelmemiş metaforların bir arada kullanılmasıyla elde edilen orijinal imgeler, vezin ve kafiye konusundaki başarısı, şiirindeki diyalog tekniği, mesaj yüklü dizeleriyle elde ettiği öğretici etki.
Eserleri;
Safahat (1911)
Süleymaniye Kürsüsünde (1912)
Hakkın Sesleri (1913)
Fatih Kürsüsünde (1914)
Hatıralar (1917)
Asım (1924)
Gölgeler (1933)

Yahya Kemal Beyatlı
Batı şiiriyle geleneksel şiirimizi başarıyla sentezlemiştir. Derslerini izlediği Albert Sorel’den tarih bilinci, parrnasyen şair J.M. de Heredia’dan da klasik metinlerde olduğu gibi temiz, sade ve sağlam şiir dili bilincini almıştır. Yakup Kadri’yle birlikte savundukları Nev-Yunanilik akımı bu düşüncelerden beslenmiştir.
Yahya Kemal, şiirin “duygunun lisan haline gelinceye kadar yoğrulması” olduğunu söyler.
Duyguyu dile, dili sese dönüştürecek olan deruni ahenk ve tarih bilinci olacaktır.
İmtidat: Bergson’un “süre”sine benzer. Süreklilik, değişerek devam etmek, devam ederken değişmek gibi anlamları içeren bir kavramdır. Yahya Kemal’in sanat anlayışının anahtarı bu kavramdır.  
Eserleri;
Kendi Gök Kubbemiz (1961)
Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
Bitmemiş Şiirler (1976)

Ahmet Haşim
Göl Saatleri (1921) ve Piyale (1926) şairin şiirleri tamamen ferdîdir. Toplumsal olaylara şiirlerinde yer vermez. Sembolizmin etkisindeki şair yeni Türk edebiyatında saf şiirin öncüsü olmuştur. Piyale’nin başında yer verdiği “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” başlığı altında ele aldığı şiirde mana ve vuzuh konulu yazısı Türk şiirinin modernleşme sürecindeki temel taşlarından biridir.
Şair bu yazısında şiirin anlaşılmaya ihtiyacı olmayan sözle musiki arasında sözden ziyade musikiye yakın bir ara-dil olduğunu belirtmiştir. Yahya Kemal’in deruni ahenk kavramıyla bu görüş arasında paralellik vardır.

Dergâh Dergisi
1921-23 yılları arasında on beş günde bir olmak üzere 42 sayı çıkmış olan Dergâh dergisi, cumhuriyet döneminin ilk yıllarında şairlerimiz üzerinde etkisi olan önemli bir yayın organıdır. Derginin ismi için Ahmet Haşim “haşhaş”, Yahya Kemal ise “ithaf” ismini önermiştir.
Dergâh’ın yayın politikasında Yahya Kemal’in düşüncelerinin belirleyici olduğu dikkat çekmektedir.
Yahya Kemal’in ilk sayıda yayımlanan “Üç Tepe” adlı yazısı bildiri niteliğindedir: Tanzimatçılar dünyaya Çamlıca tepesinden bakarken Servet-i Fünûncular Tepebaşından bakmışlardı. Yahya Kemal bunların karşısına Milli Mücadele’nin simgesi olan Metristepe’yi çıkarır.

Dergide yayınlanan Mustafa Şekip (Tunç)’un makaleleri ve Bergson çevirileri modern-mistik eğilimlerin oluşmasında etkili olmuştur.

1. Kuşak Hece Şairleri
Orhan Seyfi Orhon, Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, “Hecenin Beş Şairi” veya “Beş Hececiler” olarak anılmaktadırlar. Bu isimlere öncekilerden Mehmet Emin, Ziya Gökalp, Şükufe Nihal Başarır, İbrahim Alaettin Gövsa ve Halide Nusret Zorlutuna da eklenerek “On Hececiler” de denilmiştir.

Hececiler sade Türkçenin, İstanbul Türkçesinin şiir dili haline gelmesini sağladılar.

Hecenin 2. Kuşağı ve Ritmin Zaferi
Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, bu isimler hecenin ikinci kuşağını oluşturan şairlerdir. Hem biçim hem de içerik bakımından şiire yenilikler getiren Ercüment Behzat Lav ve Nâzım Hikmet ise üçüncü kuşağı oluşturur (Memleket Edebiyatı).
Adını ilk kez Altın Kitap dergisinde yayımlanan Musul Akşamları şiiriyle duyuran Ahmet Hamdi, şiirlerinin tamamını 1961’de kitaplaştırdı. Düşünceleri Yahya Kemal çizgisindeki şairin şiirlerinde Ahmet Haşim’in etkisi hâkimdir.
Ölüm, yalnızlık ve hüzün gibi ferdi içerikli ilk şiirleri Dergâh’ta yayımlanan Ahmet Kutsi Tecer ilerleyen dönemde halk kültürü ve ülke gerçeklerine yönelir. Ülkü dergisi etrafındaki etkinlikleri ve Âşık Veysel’i kültür dünyamıza tanıtması önemlidir. Şiirlerinde canlı bir Türkçe, ritim ve ses özellikleri dikkat çeker.
Fahriye Abla şiiriyle popüler olan Ahmet Muhip Dıranas, Türk şiirinde hecenin son halkasını teşkil eder. Dil ve duyarlılık bakımından en çok dikkat çeken isimlerden biridir.
Cahit Sıtkı, hecenin 2. Kuşağında dikkat çeken bir diğer şairdir. Şiirleri Ömrümde Sükût (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952) ve Sonrası (1957) adlarıyla yayımlandı. Şiirlerinde sese ve ahenge önem veren şair, şiirlerinde duyguyu ritme dönüştürmeye çalışır.

Hecenin ikinci kuşağında yalın Türkçe ve hece vezni şiirimize tamamen hâkimdir. Bu dönemin şiirinin özellikleri;
Sembolizmin yanında halk şiirinin özellikleri bir aradadır.
Dönemin şiiri biçim ve özde titizdir. Ses ve ahenk öğeleriyle özgün imge ve anlam öğeleri sıkı şekilde kaynaşmıştır.
Şiirde anlamın sezdirilmesine öncelik verilmiştir.
İlk kuşağın epik ve didaktik tarzına karşılık bu kuşak şairleri lirizmin peşindedir.
Şiirin amacı yine kendisidir yani saf şiir anlayışına bağlıdırlar.

Memleket Edebiyatı
Cumhuriyetin kuruluşundan hemen önce kimlik oluşturucu bir öğe olarak ele alınan Anadolu, din ve soy etkenlerinin dışında Anadolu’nun maddi ve manevi gerçekliğini esas alan ulusçuluk düşüncesinin güdümündedir. Nurettin Topçu buna ek olarak felsefi ve mistik bir derinlik katmıştır Anadolu düşüncesine.
Memleket edebiyatı kapsamında Anadolu düşüncesinin şiirimizdeki başlangıcı Faruk Nafiz Çamlıbel’in Çoban Çeşmesi (1926) adlı şiiri olarak kabul edilir. Bu kitaptaki “Sanat” adlı şiir hem şairin hem de memleket şiirinin poetikası gibidir. Şair, “Han Duvarları” adlı şiiriyle bu akımın en tanınmış ürününü verir.
Gurbet şairi olarak tanınan Kemalettin Kamu, şiirleriyle Faruk Nafiz’in yolunu izlemiştir. Memleket şairlerinden Ömer Bedrettin Uşaklı’nın Deniz Sarhoşları (1926), Yayla Dumanı (1934) ve Sarıkız Mermerleri (1940) adlı kitaplarındaki şiirleriyle Anadolu manzarası resmeder.
Zeki Ömer Defne, halk şiiri geleneği ile modern dünyayı kucaklamaya çalışır.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, folklor motiflerini renkli ve coşkulu bir dille kullanmıştır.
Sanatı zayıf olsa da ele aldığı konular itibariyle Behçet Kemal Çağlar’ı da Memleket Şairleri dahilinde kabul edebiliriz (Faruk Nafiz’le birlikte Onuncu Yıl Marşı’nı yazmıştır).
Orhan Şaik Gökyay ile Arif Nihat Asya bu kuşağın hamasi sesleridir.
Memleket Edebiyatının konularının yerel olması ilerleyen dönemde taraftar bulmasını güçleştirmiştir.

Yeni Oluşumlar / Yedi Meşaleciler
Muammer Lütfi’nin Yedi Meşale adında ortak bir kitap çıkartmaya çalıştığı şairler Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solok ve Ziya Osman Saba ile hikâyeci Kenan Hulusi Koray cumhuriyet döneminin ilk edebiyat topluluğu olan Yedi Meşalecileri teşkil ederler.
Memleket edebiyatından bıktıklarını dile getiren bu isimlerin tepkisi gençlik hevesi olarak kalmıştır.
Ortak kitaptan sonra Odalar ve Sofralar (1933) adında bir kitap yayımlayan Sabri Esat, çeviri ve bilimsel meşgalelere yönelir. Kahramanlar (1929) ve Onar Mısra (1932) adlı eserlerin sahibi Yaşar Nabi, Varlık dergisini yönetir. Vasfi Mahir, Tunç Sesleri (1935), Geçmişten Geceler (1936), Bizim Türküler (1937) ve Ergenekon (1941) adlı eserleri yazdıktan sonra zamanını edebiyat tarihi çalışmalarına ayırır. Cevdet Kudret, Birinci Perde (1929) adlı eserinden sonra eleştiri ve edebiyat tarihi türlerine yönelir. Ziya Osman Saba ise Sebil Güvercinler (1943), Geçen Zaman (1947) ve Nefes Almak (1957) adlı eserleriyle kendine müstesna bir yer edinmiştir. Şiirlerinde ev ve ev içi imgelerini sadelikle şiirleştirmesi dikkat çeken niteliğidir.
Yedi Meşaleciler kısa soluklu olsalar da şiirlerindeki ince duyarlılık ve dış dünyayı ressam dikkatiyle resmeden dizeleriyle dikkat çekmişlerdir.

Türk Şiirinde Kaynak Arayışları: Mitoloji, Folklor, Sembolizm
Yeni kurulan cumhuriyetle birlikte dilde sadeleşme edebiyat ortamında karşılık bulmuş ve dildeki bu yenilik kendine kültürel bir dayanak bulmak ihtiyacı içerisine girmiştir. Bu çerçevede Ahmet Kutsi Tecer’in izindeki bir gurup halk kültüründen beslenmeye çalışmış, bir başka gurup Ziya Gökalp’in izinde Türk mitolojisinden faydalanmaya çalışmış diğer bir gurup ise Ahmet Haşim ve Tanpınar çizgisinde sembolizmden ilham alarak kültürel bir yapı arayışı içinde olmuştur. Halk kültürü ve mitoloji odaklı arayışların Türk şiirine yatay (kültürel kimlik olarak katkı yaptığı için), sembolizmin ise dikey boyut kattığı düşünülebilir (yapısal katkı yaptığı için).

Ünite 3
Garip Hareketi
Ankara Erkek Lisesi’nden itibaren arkadaşlıkları devam eden Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat’ın başlattığı yenilikçi harekettir. İlk şiirleri okulun yayın organı olan Sesimiz adlı dergide yayımlanır. 1936’dan itibaren Varlık dergisinde görülürler. Bazı şiirlerinde Mehmet Ali Sel müstearını kullanan Orhan Veli ilk şiirlerinde (1936-37) başarılı bir hece şairidir. 1938’de yayımladığı Kitabe-i Seng-i Mezar (Süleyman Efendi ve nasırı hakkındaki şiir) şiiri alayla karşılanmıştır.
1941’de yayımladıkları Garip adlı ortak yayının önsözünde şiir ve sanat anlayışlarını açıkladılar. Bu üçü dışında bugün artık isimleri hatırlanmayan pek çok şair zamanla bu harekete dâhil olmuştur. Orhan Veli 1945’ten sonra yenilikçi anlayışının keskin çizgilerini yumuşatır; klasik şiirin imkânlarını şiirlerine kabul eder.
Garipçiler özellikle şairane kabul edilebilecek sözcükleri şiirlerinden uzak tutmuşlardır. Sözcük ve konu seçiminde şiirin ele almadığı alanları kullanmışlardır. Orhan Veli özellikle geleneksel şiirin sahip olduğu estetik nitelikler ve bunların bağlı olduğu sosyal değerlere karşı tavır takınmıştır.
Konuşma dilindeki sözcükleri yine konuşma dili içindeki anlam örgüleri dâhilinde kullandılar.
Dizeleri şekil ihtiva eden yapısal kurallarının dışında kullandılar. Bu sayede anlam, şiirin bütününe açılma imkânı elde etmiştir. Bu tarz şiirlerde anlam genelde şiirdeki son dizeye taşınmıştır.
Yinelemeleri anlamı pekiştirmek amacıyla kullandılar.
Şiirde mizahın etkisini arttırdılar. Garip şiiri en çok bu yönüyle tanınmıştır.
Şiirlerde görülen öyküleme teknikleri ve duygusal söylem Garip şiirinin diğer özelliklerindendir.
Orhan Veli’nin 1945’te yayımlanan Vazgeçemediğim kitabındaki “İstanbul Türküsü” adlı şiiri Garip hareketinin dönüm noktasıdır. Bu şiirle birlikte Orhan Veli, halk şiiri öğelerini kullanmaya başladı. Bu ılımlı tavır 1949’da çıkarmaya başladıkları Yaprak dergisindeki şiirlerde de devam eder.

Garip Önsözü
Garipçiler ilk olarak Ulus gazetesinin düzenlediği “Şiir Ölüyor mu” isimli ankete verdikleri cevapla Garip hareketinin muhtevasını açıkladılar. Burada Garipçiler geleneksel şiiri keskin biçimde reddettiler. Onlara sanat itikat tellallığı yapmamalıdır. Orhan Veli daha sonra Resimli Hayat’ta Emin Karakuş’un yaptığı mülakatta (Türk Edebiyatını İnkâr Eden Genç) aynı tavrı sürdürmüştür. Varlık dergisinde yayımlanan “Garip”, “Ahenk ve Tasvir”, “Taklit” ve “Şairane” başlıklı seri yazılarında düşüncelerini temellendirmiş daha sonra bu yazıları düzenleyerek Garip adlı kitapta önsöz olarak kullanmıştır.
Garip önsözünde öne çıkan düşünceler;
Gelenek şiiri konuşma dilinden uzaklaştırmıştır. Gelenek şiirinin ana öğeleri vezin ve kafiye şiirin esası durumuna gelmiştir. Hâlbuki bu yanlıştır. Vezin ve kafiye şiir dilini doğallıktan uzaklaştırıyor.
Söz ve anlam sanatlarının niceliği şiire ve edebiyata yeni bir değer kazandırmaz.
Çağlar boyunca şiir, egemen sınıfın emrinde kalmıştır. Yeni şiirin dayanağı azınlık bir kesim olmayacaktır.
Şiirde resim ve müzik diğer sanatlara özenmek zayıflık göstergesidir. Her sanat alanının kendine özgü imkânları vardır ve bunlarla varolmalıdır. Sanatçının başarısı bilinçaltının doğallığını dışa vurmadaki başarısıyla doğru orantılıdır (bu çerçevede kavram olarak sürrealizme yaklaşırlar, pratikte anlamın peşinde olmaları sürrealistlerle aralarındaki farkı teşkil eder).
Belli akımlar ve ekoller beraberlerinde kurallar getirdiği için şiirin önünde engeldirler. 
Sıradan insanın şiirini yazmak peşindedir Garipçiler.
Güzel olan sözcükler arasındaki anlam bütünlüğüdür. Şiiri doğal akışına ulaştırmak için yapılması gereken şairane söyleyişi terk etmektir.


Modernizm ve Orhan Veli
Sembolistlerden sonra Avrupa’da etkili olan akımların tümü başlangıçta modernizm sözcüğüyle ifade ediliyordu. Dadaiz, sürrealizm, fütürizm gibi bu akımların ortak paydası iki dünya savaşı arasındaki bunalım dönemine ait olmalarından kaynaklanan eleştirel tutumdur. Bu akımlardan sürrealizm, Garipçiler üzerinde etkili olmuştur.
Garipçilerin Türk şiirine etkisi muazzamdır. Geleneksel şiiri yerle bir eden Garipçiler Türk şiirini geri dönülemeyecek şekilde modernize etmişlerdir. Ziya Osman Saba ve Ahmet Hamdi gibi hecenin büyük şairleri bile Garip hareketinden sonra serbest şiire geçmişlerdir.

Ünite 4
Nâzım Hikmet ve Toplumcu Gerçekçi Şiir

Nâzım Hikmet Ran, 1902’de Selanik’te doğdu. Annesinin ismi Celile’dir. İstanbul’da bahriye mektebini bitirdi (1919). İlk şiirlerini Mevlevî ve şair olan dedesi Nâzım Paşa etkisinde yazmaya başlar. 17 yaşında yazdığı “Serviliklerde” başlıklı şiirini Yahya Kemal’in düzelttiğini söyler.
1918’den itibaren Yeni Mecmua, Kitap, Alemdar, Ümit gibi dergilerde şiirleri yayımlanmaya başlar. Hece vezni, kafiye ve dil bakımından ilerleme kaydettiği gözlenen ilk şiirlerinde ulusal duygular dikkat çeker.
1921 yılında cepheye katılmak üzere İnebolu’dayken Spartakistlerle tanışır (Alman asıllı Bolşevik örgüt). Gurup içerisinden Sadık Ahi’den (Mehmet Eti) Bolşevik Devrimi, Marksizm, sosyalizm gibi kavramları öğrenir ve derhal etki altına girer.
Vâlâ Nureddin’le birlikte Bolu’ya öğretmen olarak ataması gelir. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Batum üzerinden Moskova’ya geçer. İki yıl ekonomi politik dersi görür. Bu dönemde Mayakovski ve Rus fütüristleriyle tanışır onların sanat anlayışı ekseninde şiirine yön vermeye başlar. Vezinsiz ve basamaklardan oluşan şiir biçimini ilk defa bu yıllarda denemeye başlar.
 1924’te yurda döner. Aydınlık ve Orak-Çekiç dergilerinde çalışır. TKP’ye üye olur. 1925’te yurt dışına kaçar. İstiklal Mahkemesi, gıyabında 15 yıl mahkûmiyet kararı alır. 1926’da Viyana’da parti kongresine katılır. İlk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü (1928) Bakü’de basılır.
Çıkan af yasasından yararlanmak üzere yurda döner. Hopa’da tutuklanır. Üç ay hapse mahkûm edilir. Tahliyeden sonra Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 835 Satır ve Jokond ile Si-Ya-U adlı kitaplarını yayımlar (1929).
Putları Yıkıyoruz” adlı yazısıyla Abdülhak Hamid ve Mehmet Emin Yurdakul’u sert şekilde eleştirdi. 1929’dan itibaren verimli bir döneme girdi.
Varan 3, 1+1=Bir, Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Gece Gelen Telgraf adlı şiirleri ile Kafatası, Bir Ölü evi adlı oyunları yayımlanır.
1933-38 yılları arasında Portreler, Taranta Babu’ya Mektuplar, Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı, Yolcu adlı eserleri yayımlanır. Bir yandan da hakkında açılan davalarla uğraşır. Çeşitli davalardan toplam 28 yıl hapse mahkûm edilir. 1950’ye dek sürecek mahpus yılları başlar. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yatar. Cezaevindeyken Kuvayi Milliye Destanı, Memleketimden İnsan Manzaraları, Saat 21-22 Şiirleri, Rubailer adlı şiir kitaplarını ve Ferhat ile Şirin, Sabahat adlı oyunlarını yazar.
1949’dan itibaren yurt içi ve dışında “Nâzım’a Özgürlük” kampanyaları başlar. İki defa açlık grevine girer. 14 Mayıs seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti tarafından serbest bırakılır.
Kendisine pasaport verilmemesi ve askere çağrılması üzerine Haziran 1951’de yurdu terk eder. Bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarılır. 1954’te Leh vatandaşlığına geçer. Borzenski adını alır. 1963’te Moskova’da ölen şaire 5 Ocak 2009’da yeniden Türk vatandaşlığı verilmiştir.
Hayatını sosyalizm düşüncesine adamış olan şairin sosyalist kimliğinin yansımaları sanatında da açıkça görülür. Aşkları ve memleket özlemi şiirlerinde öne çıkan diğer temalarıdır.

Nâzım Hikmet’in Türk Şiirindeki Yeri
1922’de yazdığı “Açların Gözbebekleri” (basamaklı şiirin ilk örneğidir) edebiyatımızda yeni bir biçim, tarz ortaya koymuştur.
İlk şiirlerinden itibaren şiirinin ritim ve ses özellikleri dikkat çeker. Şiirlerinde dinamik bir müzikalite vardır.
1938’e kadarki şiirlerinin hitap gücü dikkat çekerken bu tarihten sonraki şiirlerinde öyküleme tekniğini daha sık kullandığı ve lirizmin öne çıktığı görülür.
Nâzım Hikmet’in şiirinin en çok dikkat çeken özelliği biçim ve içerik unsurlarının uyumudur.
Nâzım Hikmet’in şiirinin özellikleri;
Şiirinin dış görünüşü, biçim özellikleri,
İçeriğe uygun sesleri bulmak,
Sinematografik anlatım,
Edebiyatın çeşitli türlerinin özelliklerini bir araya getirme; hem birimde hem de bütünde olarak anlam vurgusu,
Modernist ve geleneksel unsurları bir arada kullanabilme,
Bütün bu nitelikleri sosyalizmle harmanlama…
Şiirinin gücü Nâzım Hikmet’e popülarite kazandırmışsa da Türk şiirinde çığır açıcı etkisi olmamıştır.
Bugün ismi hatırlanmayan bazı isimler 30’lu yıllardan itibaren Nâzım Hikmet’in etkisinde şiirler yazmıştır. İlhami Bekir bunlar arasında ilk akla gelenidir. Birçok şiirinde Nâzım Hikmet’i adeta taklit etmiştir. 24 Saat adlı kitabıyla Türk edebiyatında işçileri konu edinen ilk şair kabul edilir.
Hasan İzzettin Dinamo, Nâzım Hikmet’in etkisinde yazdığı şiirlerini Deniz Feneri adlı kitapta topladı (1937).
Asıl işi mimarlık olan Nail V. Çakırhan, 1+1=Bir (Nâzım Hikmet’le birlikte, 1930) ve Daha Çok Onlar Yaşamalıydı (Bütün şiirleri, 1996), adlı kitaplarındaki şiirlerinde Nâzım Hikmet’in etkisi altındadır.

Toplumcu Gerçekçi Edebiyat Anlayışı
Gerçekçi anlayış, gözlemci, eleştirel ve toplumcu gerçekçi olmak üzere üç alt kategoride incelenebilir. Gözlemci gerçekçilik, dış gerçekliğin esere olduğu gibi yansıtılması; eleştirel gerçekçilik, gözlemin eleştirel bir nitelik taşımasını isterken toplumcu gerçekçilik, tezlidir ve gerçekçiliği Marksizmle yorumlar. Toplumcu gerçekçiliği Marksizmin sanat hayatındaki versiyonu olarak düşünmek yanlış olmaz.
1934’te Moskova’daki yazarlar birliği kongresinde Gorki, toplumcu gerçekçiliğin ölçülerini ortaya koymuştur:
a) Toplumcu gerçekçilik bir tezi savunur.
b) Sosyalist bireysellik ancak kolektif emek içerisinde gelişebilir. Edebiyatta insanı belirleyen en temel öğe kolektivizmdir.
c) Yaşam eylem ve yaratmadır. Yaşam maddi olandır, doğayla sınırlıdır.
d) Sosyalist bireyselliğin geliştirilmesi toplumcu gerçekçiliğin temel amacıdır.

Ercüment Behzat Lav
Almanya’da öğrenciyken dadaizm ve gerçeküstücülükten etkilenen Lav, serbest tarzda şiirler yazar. Şiirlerinde yer yer toplumsal gerçekçi motifler görülse de bütünüyle bu çerçevede düşünülmemesi gereken Lav, kesin bir ideolojiye bağlılık gösteremez. Şiirinin asıl amacı, yerleşik düzene başkaldırıdır. Şair şiirlerinde, içerikten ziyade biçime ağırlık vermiştir. Şiirlerini S.O.S. (1931), Kaos (1934), Açıl Kilidim Açıl (1940), Mau Mau (1962), Üç Anadolu (1964) adlı kitaplarda toplamıştır.

Toplumcu Gerçekçi 1940 Kuşağı
Rıfat Ilgaz (Yarenlik, Sınıf, Yaşadıkça)
Cahit Irgat (Bu Şehrin Çocukları, Rüzgârlarım Konuşuyor, Ortalık, Irgatın Türküsü)
A. Kadir (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu) (Tebliğ)
M. Niyazi Akıncıoğlu (Haykırışlar)
Ömer Faruk Toprak
Enver Gökçe
Mehmet Kemal (Kurşunluoğlu)
Arif Damar
Ahmet Arif
Şükran Kurdakul
Hasan İzzettin Dinamo ve Attila İlhan’ı da bu listeye dâhil edebiliriz.

Nâzım Hikmet’in izinden giden bu şairlerin ortak noktaları Milli Şef’in baskısından mustarip olmalarıdır.
Öyküleme tekniğini daha çok kullanan bu şairler ses ve ahenk özellikleri bakımından Nâzım Hikmet’in şiirinin yanına yaklaşamazlar.
Rıfat Ilgaz bazı şiirlerinde Garipçilere yaklaşır. Şiirleriyle Cahit Irgat’ta hem toplumcu gerçekçi hem de Garipçiler arasında kalır. Bazı şiirlerinde metafizik imgeler de mevcuttur.

Mavi Hareketi
Adını 1952-56 tarihleri arasında 32 sayı yayımlanmış olan Mavi adlı dergiden alır. Edebiyatımıza daha çok düzyazı alanında katkı yapmıştır. Orhan Duru, Ferit Edgü, Tarık Dursun K, Tahsin Yücel, Demir Özlü gibi isimler bu dergiyle edebiyat ortamına girdiler. Derginin toplumcu gerçekçi çizgiye geçmesi Ahmet Oktay ve Attila İlhan’ın yazılarıyla olmuştur. Attila İlhan “Sosyalizm Realizm Münasebetleri Yahut Başlangıç” adlı yazısında başta Garipçiler olmak üzere, toplumcu gerçekçi şairleri ve diğer bazı şairleri eleştirir. Attila İlhan’ın yazılarıyla başlayan sosyal realizm anlayışı dergideki bütün yazıları kuşatır. Derginin asıl önemi Attila İlhan’ın Orhan Veli’yi bopstil (züppe) olarak nitelemesidir. Attila İlhan’ın şiirin poetik değerlerini yeniden edebiyatçılarımıza hatırlatması, Garipçilerin şairler üzerindeki sarsıcı etkisini durdurmuştur.  Bu hareketin şairleri Attila İlhan, Ahmet Oktay, Özdemir Âsaf, Arif Damar ve Hasan Hüseyin Korkmazgil’dir.

Attila İlhan
1946’da CHP şiir yarışmasında “Cebbar Oğlu Mehemmed” adli şiiriyle Cahit Sıtkı’nın “OtuzBeş Yaş” adlı şiirinin ardından ikinci oldu (Üçüncü olan eser Fazıl Hüsnü’nün “Çakır Destanı”ydı).
Şiirinin kaynaklarından biri Nâzım Hikmet’tir. Şairin ilk yıllardaki şiirlerinde folklordan gelen öğeler, ses özelliklerine dikkat eden öyküleyici anlatım dikkat çeker. 1950’den sonra Garipçilere karşı çıkarken şiirin düz ve yalın olamayacağını, zengin benzetmelerle, içli ve derin olabileceğini, kendine özgü bir söyleyiş özelliği taşıması gerektiğini söyler.
40 kuşağı toplumcu şairlerinin devlet baskısı altında kalmaları nedeniyle Garipçilerin popülaritesi artmıştır. Buna karşılık 40 kuşağı toplumcuları feodal motifler ve çocuk realizmi arasında kalarak kendini tüketmiştir. Attila İlhan kendini sosyal realizm adını verdiği bir anlayışla diğerlerinden ayırır.
İsmet İnönü’ye karşı olarak Mustafa Kemal Atatürkçülüğü dediği Atatürkçülükle Marksizm arasında; ulusçu-ulusalcı düşünce ile Türk tarihi arasında bağlantılar kurmak, kendi ifadesiyle “bileşim” oluşturmak ister.
Sol düşünceyi Atatürk düşüncesiyle birleştirmeye çalışan şair toplumcu gerçekçi anlayışı divan şiiri estetiğiyle renklendirmek ister. Onun bu arayışları şiirini Nâzım Hikmet etkisinden kurtarmıştır.
Sonuç olarak Attila İlhan, Batı şiiri estetiği ile gelenek arasında sentez kurmak isteyen şehirli, entelektüel ve toplumcu öznenin şiirini yazmıştır.
Attila İlhan’ın şiirini üç dönemde ele almak mümkündür:
Toplumcu gerçekçi dönem (Sisler Bulvarı ve Duvar)
Bireyselliğin varoluş içinde algılandığı dönem (Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Bela Çiçeği ve Yasak Sevişmek)
Divan şiiri birikiminden yararlandığı dönem (Tutuklunun Günlüğü ve sonraki şiirleri)

Ahmet Oktay
Dr. Kalligari’nin Dönüşü (1966) ve Yol Üstündeki Semender (1987) önemli şiirlerinin yer aldığı kitaplarıdır. Epik söylem, toplumsal duyarlılık ve sözcük zenginliği şiirlerinin belirgin özelliğidir.

Ünite 5
Modern Türk Şiirinde Metafizik Eğilimler

Metafizik sözcüğü ilk olarak Aristoteles’in eserlerini tasnif eden Andronikos’un, “Prote Philosophia” adlı kitaba Meta ta Physika demesiyle ortaya çıkmıştır.
Ortaçağdan itibaren sözcüğün içeriği tefekkür kavramıyla örtüşür niteliğe büründü. Günümüzdeki kullanım alanı da daha çok tanrısal olanı düşünme şeklindedir.
Metafizik / mistik düşünce / Bergson’un “sezgi” kavramı, bütün bunlar maddi alanın ötesini, görünenin ötesini işaret eden içeriklere sahiptir.

Sanat, Metafizik ve Mistisizm
Gücünü daha çok imaj unsurundan alan şiir için mistik/metafizik alan zengin bir kaynaktır. Klasik dönemdeki tasavvufi içerikli şiirler bunun örneğidir. Aynı çizgi yeni Türk edebiyatı döneminde de devam etmiştir: Abdülhak Hamid’in Makber, Külbe-i İştiyak, Kürsi-i İstiğrak gibi şiirleri metafiziğe dairdir.
Cumhuriyet döneminde de metafizik içeriğe eğilimli şairlerimizin sayısı azımsanamayacak kadar fazladır. Bununla beraber belli bir ekol oluşturamamışlardır (metafizik kurguların sistematiği olmaz, kişisel algıya/sezgiye dayalı gelişim gösterirler).
Ahmet İnam, “Türk Şiirinde Mistik Eğilimler” başlıklı yazısında altı ayrı mistik tavırdan söz eder: Hasta mistisizm (Necip Fazıl), sanat mistisizmi (Ahmet Hamdi), yaşama mistisizmi (Âsaf Halet), aşama olarak mistisizm (Fazıl Hüsnü), ruhsal mistisizm (Behçet Necatigil) ve kurtuluş olarak mistisizm (Sezai Karakoç).

Necip Fazıl Kısakürek
1950’den 1980’lere kadarki dönemde Türk şiirinin en çok dikkat çeken şairlerindendir. Şiiri öncelikle Nâzım Hikmet’in materyalist şiirine tepki gösterir. Metafizik duyarlılığı saf şiir anlayışına varoluş sorunlarını katarak geliştirir. Memleket edebiyatı içinde hece şiirini sıkıştığı tekdüzelikten kurtarıp zirveye taşıyan şair siyasi, aksiyoner kişiliğiyle de ilgiyi üstünde tutmuştur.
Necip Fazıl, 1905’te Çemberlitaş’ta doğdu.
Heybeliada bahriye mektebinde okurken edebiyata ilgi duyar. 1921’de Darülfünun felsefe şubesine kaydolur. Bergson üzerine çalışmalar yapan M. Şekip Tunç’un derslerini takip eder. Devlet bursuyla felsefe tahsili için Paris’e gider. Gece hayatı, kumar gibi alışkanlıklar edinerek yurda döner. “Kaldırımlar” adlı şiirini bu dönemde yazar.
Bankalarda memur-müfettiş ve çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. 1942’den sonra geçimini basın-yayın yoluyla temin etti. Ağaç ve Büyük Doğu dergilerini çıkardı.
1934’te tanıştığı Abdülhakim Arvasi onun hayatında dönüm noktasını teşkil eder. O tarihe kadar şiirlerinde ferdi duyguları dile getiren şair artık dindar-muhafazakâr kitlenin şairi olarak anılmaya başlanacaktır. İlk dönemi Kaldırımlar, ikinci dönemi Sakarya Türküsü temsil eder. Şair, 25 Mayıs 1983’te vefat etmiştir.
Şiir hakkındaki görüşlerini Ağaç dergisinde “Manzara” ve Büyük Doğu’da “Tanrı Kulundan Dinlediklerim” başlıklı yazılarında açıklamıştır.
1946’da Büyük Doğu dergisinde “İdeolocya Örgüsü” başlığı altında yayımlanan yazıları arasında Türk şiirinin en derli toplu, sorunlarını, niteliklerini konu edinen yazılarını yayımlar (bu yazılar 1955’ten itibaren şiir kitaplarında “Poetika” başlığıyla yayımlanır). Bu yazılarında şairi ilahi emanetin sahibi, Tanrı ile sıradan insan arasında bir yerde konumlandırır.
“Şiirde Usûl” ve “Şiirde Gaye” başlıklı yazılarında şiirin nasıl yazıldığını anlatır. Ona göre remzî ve sırrî olmak şiirin ana vasıflarıdır. Şiir somuttan soyuta gider. Şiirdeki somut nesneler, eşyalar sembol olarak kullanılır. Heyecan, ahenk ve deha şiir için gerekli değerlerdir.
Kitabe” adlı ilk şiirini 1 Temmuz 1923’te Yeni Mecmua’da yayımlayan şair ölümüne dek çeşitli konularda 100 kadar eser neşretmiştir. Şiir kitapları:
Örümcek Ağı (1925)
Kaldırımlar (1928)
Ben ve Ötesi (1932)
101 Hadis (1951)
Sonsuzluk Kervanı (1955)
Çile (1962)
Şiirlerim (1969)
Esselam (1973)
Dinamik, sürekli değişim çabasında bir şair olan Necip Fazıl özellikle gençlik yıllarında yazdığı şiirleri ilerleyen dönemlerde sürekli değiştirmiş, yeniden düzenlemiştir.

Âsaf Halet Çelebi
Çok geniş kültür coğrafyasından gelen unsurlarla dikkat çeken çarpıcılık ve yalınlık taşıyan şiirler yazmıştır.
Fransızcanın yanı sıra Farsça, Sanskritçe gibi bazı doğu dillerini de bilirdi. İlk şiirleri klasik tarzda yazılmış gazellerdi ki bunların hiçbirine kitaplarında yer vermemiştir. 1937’den itibaren şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanır. He (1942) ve Lamelif (1945) adlı kitaplarındaki şiirlerine yenilerini ekleyip Om Mani Padme Hum (1953) adıyla yayımladı.
Şiir hakkındaki görüşlerini İstanbul’da “Benim Gözümle Şiir Davası” üst başlıklı yazı dizisinde izah etmiştir.
Şiirle metafizik âlem arasında kesin bir ilişki kurar. Saf şiirinin ilahi bir kaynağı olduğuna inanır. Şiirlerinde hikâye ve tasvirden uzak durur. Şiir, kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşmuş büyük bir kelimedir. Saf şiir kendi öz formuna ulaştıktan sonra artık ondan ne bir sözcük çıkartılabilir ne de ona ilave yapılabilir.
Anlamdan ziyade sembollere önem verir. Kafiye ve vezni önemsemediği halde ritim ve ses unsurlarına ihtimam gösterir.
Şiirinin kaynakları doğu mistisizmi, tasavvuf, kutsal metinler ve çocukluğundan kalan masal ve izlenimlerdir. Şiirlerinde ölüm, yokluk, sonsuzluk, çocuk bilinçaltı gibi konuları ele almıştır.
Şiirlerinde sıkça anlamı bilinmeyene yabancı dillerden alınma sözcükler, terkipler kullanır. Bu yabancı sözcükler letrizmden farklı olarak sembol amaçlı olarak kullanılmıştır. Yani bu sözcükler anlamlarından gayri bir değere sahiptirler.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
1914’te İstanbul’da doğdu. 1935’te harp okulunu bitirdi. On beş yıl orduda çalıştı. Çalışma bakanlığına bağlı olarak müfettişlik yaptı (1952-1960). Kitap adında bir yayınevi çalıştırdı. 1960-64 yılları arasında Türkçe adıyla aylık dergi çıkardı. 20 Ekim 2008’de vefat etti.
Yayımlanan ilk eseri Yeni Adana gazetesinde çıkan bir hikâyedir (1927). “Yavaşlayan Ömür” adlı ilk şiiri ise 1933’te yayımlandı. 1935’te çıkan ilk kitabı “Havaya Çizilen DünyaNecip Fazıl etkisinde yazılmış vezinli kafiyeli şiirleri içerir. 1940’ta çıkan “Çocuk ve Allah” kitabıyla dikkat çekmiştir. Çocuk saflığıyla varlığın gizemini kavramak, insan hayatının uzak yakın anılarının yansımaları, çarpıcı imajlar ve lirizm eserin değerini arttıran faktörlerdir.
Cemal Süreya onun şiirlerini “sezgi dönemi” (1955’e kadarki şiirleri) ve “akıl dönemi” (1955’ten sonraki şiirleri) olmak üzere iki veçheye ayırır. İlk dönemdeki mistik unsurlar ikinci dönemde azalmış bunun yerine aktüel, gündelik hayata dair konular şiirine dâhil olmuştur. Konu yelpazesi en geniş şairlerimizden biridir. Biçim ve yapı bakımından da şiirinde çeşitli formları görmek mümkündür. Lirik ve epik türde çok sayıda şiiri vardır. Çok yazması (sadece şiir kitaplarının sayısı 60’ı geçmiştir) bazı şiirlerinde sanat bakımından eksiklikleri de beraberinde getirmiştir.
Ahmet Hamdi’den Cahit Zarifoğlu’na birçok şairin şiirinde mistik vurgular dikkat çeker. Bu şiirlerin ortak paydası, varlığın görülen âlemle sınırlı olmadığı, insanın varoluşunun görünen dünyanın, tabiatın üzerinde bir görkeme meyyal oluşuna yapılan vurgudur.

Ünite 6
Modern Türk Şiirinde Gelenekten Yararlananlar
Gelenek / anane / tradition
Guenon’a göre gelenek kavramı, doğu toplumları için uygarlığa denktir.
T.S. Eliot’a göre gelenek, tarih bilinciyle birlikte geçmişin yaşanan an içerisinde değerlendirilmesidir.
Yeni Türk edebiyatı ilk yıllarından itibaren geleneği reddetmeyi hatta onunla alay etmeyi istikamet bellemiştir. Yahya Kemal müstesna olmak üzere Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bu tavır devlet politikası olmuştur. Özellikle divan edebiyatı odaklı bu eleştiriler, aşağılamalar Abdülbaki Gölpınarlı’nın Divan Edebiyatı Beyanındadır (1945) adlı eserine dek devam etti.

Yahya Kemal / Gelenek ile Gelecek Arasında
Tarih bilincine sahip bu şairimiz divan edebiyatına istifade edilmesi gereken edebi ve kültürel bir değer olarak bakabilmiştir.
Yahya Kemal, divan şiirine deruni ahenk kazandıran ritmik yapı unsurlarının, mermer sağlamlığındaki söyleyiş örneklerinin, kullanılan dilin, rind imajıyla simgeleşen insan tipini oluşturan kültürün modern şiirin yapısal nitelikleri içerisinde işlenebileceğini düşündü ve bunu şiirinde uyguladı.

1950’lerden itibaren geleneğe yaklaşımlarda Yahya Kemal köprü konumundadır.
Bu tarihten sonra Hisar gurubu ağırlıkla geleneğin biçimsel unsurlarını sürdürmek istedi.
Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz gibi şairler geleneği kaynak olarak kullandılar.
Sezai Karakoç ve Ebubekir Eroğlu gibi şairler ise geleneği uygarlık özü olarak kabul edip modern tarzdaki şiirlerine bu özü taşımaya çalıştılar.

Hisar Gurubu
1950-57 arasında 75, 1964-80 arasında da 202 sayı çıkmış olan Hisar dergisi etrafında toplanan edebiyatçıların oluşturduğu bir topluluktur.
İlk olarak Garip akımına karşı sistematik bir tavır ortaya koydular. Nâzım Hikmet merkezli toplumcu gerçekçi akıma da karşı çıktılar. Hisarcılar şiirin küçük ve basit şeylerden neşet ettiğini söylediler. Şiirlerinde biçime çok fazla önem verdiler.
Güzel şiir ölçülü olmayabilir fakat mutlaka şekillidir.Munis Faik (Ozansoy)
Yeni şiirin divan şiiri ve halk şiiri geleneği üzerinde yükselmesi gerektiği düşüncesindeydiler.
Sanatçını bağımsızlığı (ideoloji güdümlü yazmaması), sanatın milliliği, şiir dilinin yaşayan dil olması değer verdikleri esaslardır.
Aruz, hece ve serbest biçimlerde memleket edebiyatı duyarlılığını devam ettiren ürünler vermişlerdir.
Yahya Kemal’in divan şiiriyle kurduğu yakınlığı halk edebiyatı geleneğiyle genişletmeye çalıştılar. Çaba sarf ettiler ancak sanat yönü ve derinliği zayıf, tekdüze şiirler yazabildiler.
Gurubun önde gelen isimleri Fâik Ali’nin oğlu Munis Faik, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Yavuz Bülent Bakiler’dir.
Çınarlı’nın şiir kitapları;
Güneş Renkli Kadehlerle (1958)
Gerçek Hayali Aştı (1969)
Bir Yeni Dünya Kurmuşum (1974)
Zaman Perdesi (1983)
Güzelliklere Doyamam (1995)

Geçer’in şiir kitapları;
Şiirlerini Büyüyen Eller (1954)
Belki (1960)
Bir Bulut Geçti (1973)
Hüzzam Beste (1986)
Özlem Rıhtımı (1986)

Karaer’in şiir kitapları (sese verdiği önemle gurubun en iyi şairi kabul edilir);
Sevmek Varken (1972)
Güvercin Uçurmak (1977)
Kuşlar ve İnsanlar (1982)
Kerem ile Aslı (1985)

Bakiler’in şiir kitapları;
Yalnızlık (1962)
Duvak (1971)
Harman (2001)

Geleneğin Estetik Gücü / Behçet Necatigil ve Hilmi Yavuz

Behçet Necatigil
İlk şiirlerinde Garip hareketinin etkisindedir. 1963 tarihli Yaz Dönemi adlı kitabından sonra kendi şiir kimliğini kurmuştur. Geleneğin yanında modern Alman şiiri de onun için yol açıcı olmuştur. Divan şiirindeki birçok mazmun ve fikri şiirine almıştır. Anlam yapı taslakları oluşturmak üzere klasik edebiyatın imkânlarını kullanmıştır. Tevriye ve cinasları çokça kullanmıştır. Tevriye sanatını çok seven ve çok kullanan şair bu sanata olan ilgisini İki Başına Yürümek (1968) adlı kitabının ismiyle de işaret eder.
1961-1965 yılları arasında yazdığı şiirlere Divançe ismini vermiştir.

Hilmi yavuz
Şiir kitapları;
Bakış Kuşu (1969)
Bedreddin Üzerine Şiirler (1975)
Doğu Şiirleri (1977)
Yaz Şiirleri (1981)
Gizemli Şiirler (1984)
Zaman Şiirleri (1987)
Söylen Şiirleri (1989)
Ayna Şiirleri (1992)
Çöl Şiirleri (1996)
Akşam Şiirleri (1998)
Yolculuk Şiirleri (2001)
Hurufî Şiirler (2004)
2005 yılına kadar bütün şiirlerini Büyü’sün Yaz (2006) adı altında bir araya getirdi.
Şiirin yapılan bir şey olduğunu söyler. Onun içim sahihlik çok önemlidir.
Şiirinde gelenekle moderniteyi bağdaştırmaya çalışır. Geleneği bir kimlik olarak gören şair, kavramı, “değişenin içinden değişmeyeni çıkarmak, bulmak” şeklinde tanımlar (Yahya Kemal’in imtidat kavramıyla ilişkilidir).
Aruz kalıpları ve ritim bakımından divan şiirinden faydalanan şair, metinlerarası göndermelerle divan edebiyatı ve halk edebiyatı ürünlerini kendi metni içerisinde kullanır.

Geleneği Yeniden Üretmek / Sezai Karakoç
Sezai Karakoç geleneği uygarlık birikimi olarak kabul eder. Ona göre gelenek, peygamberler tarihidir, semavi din çizgisidir. Her uygarlığın din çatısı altında yükseldiğine işaret eden şair kendi geleneğimiz olan İslam gelenek olarak alıp geleceğe taşımak hedefindedir. Genel düşüncesini “diriliş adıyla kavramlaştırmıştır.
Şairin gelenekle temasını iki aşamada değerlendirir. İlk aşama şairin geleneğin birikimini fark etmesidir. İkinci aşama ise bu birikim karşısında durabilmek, hesaplaşabilmek ve onun karşısında var olmak, kendini ispat etmek çabasıdır. Bu noktada birçok şairin paniğe kapılıp geleneğe sırt çevirebileceği hatta onu yadsımaya çalışacağı muhakkaktır. Ancak ideal olan bu hesaplaşmayı göze almak ve gerçekten yeni olanı vücuda getirmektir. Yapılacak yenilik biçimde değil; ruhta, özde olmalıdır. Bunu başarmanın yolu artık eskimiş olanın içindeki ölmezliği keşfetmekten geçer.
1967’de çıkan Hızırla Kırk Saat’ten itibaren yazdığı şiirlerinde amaç geleneksel kültür birikiminin bugünün insanı için diriltici faktör olmasıdır.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde kendine özgü bir tarz ortaya koymuş olan Cahit Zarifoğlu, ikinci kitabı Yedi Güzel Adam (1973)’dan başlayarak Menziller (1977) ve son kitabı Korku ve Yakarış (1985)’taki şiirlerinde Sezai Karakoç’un çizgisindedir. 

Karakoç’un çizgisindeki bir diğer şair de Ebubekir Eroğlu’dur. Eserleri; Kuşluk Saatleri (1974), Kayıpların Şarkısı (1984), Yirmidört Şiir (1991), Şahitsiz Vakitler (1998), Sınır Taşı (2006), bu tarihe kadarki bütün şiirlerini Berzah adlı eserde bir araya getirdi, Sesli Harfler (2011)
İkinci Yeni deneyimi, dini/mistik şiir geleneği, divan şiiri birikiminin yanında modern İngiliz şiiri Eroğlu’nun şiirinin beslendiği kaynaklardır.
Sevap Defteri (1992) başlıklı deneme kitabında klasik dönemin büyük şairlerinden söz eder.
Bazı kitaplarında “Aldı…” üst başlığıyla klasik şiirimizden çeşitli şairlerin şiirlerini yeniden yazmıştır. Bu durum nazire geleneğinin modern şekli olarak değerlendirilebilir. Eroğlu, klasik şiiri yeniden üreten bir şairdir.

Gelenekten beslenen daha birçok şairden söz etmek mümkündür. Divan ve halk şiiri özelliklerini sürdürmeye çalışan M. Akif İnan bunlardan biridir. Kendine özgü üslubu, söyleyiş tarzıyla Hüsrev Hatemi dikkat çeken bir diğer şairdir.


Ünite 7
İkinci Yeni

1950’lerin ortalarında ortaya çıkmış bir akımdır. Dönemin sosyal ortamı ve Garip hareketine duyulan tepki bu akımı hazırlayan etkenlerdir. Orhan Veli etkisiyle basitliği övülesi bir şey zanneden genç şairlerin sığ şiirlere temayül etmeleri şiirde tıkanmaya sebep olmuştur. Attila İlhan’a göre hareketin sebebi Demokrat Parti yönetiminin baskılarıdır. Turgut Uyar’da benzer bir noktaya çeker; Demokrat Parti’nin sebep olduğu para enflasyonu karşılığında hızlı şekilde yaşanan değer değişmesinin bu akımın ortaya çıkmasında etkili olduğu görüşündedir.
Bu akımın eleştirmeni olarak kabul edilen Muzaffer Erdost, Pazar Postası’ndaki bir yazısında yeni şiir hareketi için “İkinci Yeni” tabirini kullandı.
1953-55 yılları arasında adları daha sonra bu hareket içinde anılacak olan bazı şairler yeni tarzda şiirler yayımlamaya başladılar. 1956’dan sonra bu hareketin şiirleri ağırlıkla Pazar Postası’nda yayımlanmaya devam etmiştir. 1960’tan sonra ise hareketin etkisi ortadan kalkmıştır. Kısa süreli bu hareketin daha sonra bağımsız olarak şiirler yazmaya devam ettiler. Hareketin ömrü kısa sürmüşse de modern Türk şiirinin kendini bulması bakımından etkisi muazzam olmuştur. Modern Türk şiirinin membaı İkinci Yeni’dir demek abartı olmaz.
Bazıları Oktay Rifat’ın Perçemli Sokak (1956) adlı eserini (özellikle önsözü) bu akım için başlangıç noktası kabul ederler. Bazıları ise hareketin gizli öncüsünün Attila İlhan olduğu görüşündedir.
Oktay Rifat, “Bir sözün anlamı çoğu zaman o sözün gözümüzün önüne getirdiği görüntüden başka bir şey değildir” dediği yazısında şiirde anlam ve soyutlama konularına yeni bir tartışma başlatmıştır.
İkinci Yeni’nin öncü şairlerinden Ece Ayhan, “parasız yatılılar” eliyle kurulduğunu söylediği İkinci Yeni’nin Türk edebiyatında ilk “sivil şiir” olduğunu; öncülüğünü ise Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın yaptığını belirtir.
Cemal Süreyya (Gül, Güzelleme, Üvercinka)
Edip Cansever (Aşkın Radyoaktivitesi, Yerçekimli Karanfil)
Turgut Uyar (Göğe Bakma Durağı)
Sezai Karakoç (Balkon)
Bu hareketin öncüsü olarak kabul edilmelidirler. İlhan Berk ve Ülkü Tamer de İkinci Yeni’nin öncü şairleri arasındadır. Sezai Karakoç daha sonra farklı bir çizgide şiirler yazarak kendi ekolünü oluşturmuştur.

Özellikleri
Dil konusunda titizdirler. Dil onlar için iletişim aracı olmanın ötesinde estetik form ve duyum için işlenmesi gereken mecradır. Buna bağlı olarak İkinci Yeni şiirinde;
a) Sözdizimsel sapmalar
b) Alışılmamış bağdaştırmalar
c) Düz mantığa aykırı ifadeler
şiirin yapısal unsurları olarak göze çarpar. Dildeki bu çalışmalardan dolayı İkinci Yeni şiiri anlamsızlıkla suçlanmıştır. Bu oldukça acımasız bir yargıdır. İkinci Yeni şiirinde anlam arka plandadır ama bu anlamın yadsındığı sonucuna götürmemelidir.
İkinci Yeni şairleri için nesneler, eşyalar ayrıcalıklı öneme sahiptir. Doğal, olağan durumundaki haliyle bile bir nesne olağanüstü özellikler taşıyabilir. Şair, soyutlamalar yoluyla nesneyi estetiğin konusu yapar.
Şiirleri başta resim olmak üzere diğer sanatlarla yakın ilgi/ilişki içindedir.
Sürrealist bir yazı otomatı gibi serbest çağrışımlara başvurur.
İnsanı toplum ve varoluş arasındaki sıkışmışlığı içinde ele alır.

İlhan Berk
Manisa’da doğdu. 1945-55 yılları arasında öğretmenlik yaptı. 1955-69 yılları arasında Ziraat Bankası’nda çevirmen olarak çalıştı. 2008 yılında Bodrum’da vefat etti.
İlk kitabı Güneşi Yıkanların Selamı, 1935’te yayımlandı. İstanbul Kitabı (1947), Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953), Köroğlu (1955) adlı eserleri toplumcu anlayışla yazılmıştır. Şair sonraki yıllarda bu kitapları unutmak istediğini söylemiştir. Sezai Karakoç, İlhan Berk için İkinci Yeni’nin her konudaki “en”idir der (en soyut, en toplumcu vs.). Çeşitli konularda öne çıkabilmesi onun deneyci bir şair olmasından ileri gelir.
Turgut Uyar
Ankara’da doğdu. 1941’de askeri okuldan mezun oldu. 1947-58 yılları arasında subay olarak orduda görev yaptı. Emekli oluncaya kadar SEKA Ankara şubesinde çalıştı. 1985’te İstanbul’da vefat etti.
Yad” adlı ilk şiirini 1947’de Yedigün’de yayımladı. 1963-65 yılları arasında çıkan Dönem dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Yeni Türk şiirinin evrelerini incelediği yazılarını “Bir Şiirden” (1983) adıyla yayımladı. Şiir hakkındaki yazıları, söyleşileri ve diğer çalışmaları Korkulu Ustalık (2009) adıyla yayımlandı. İlk şiir kitabı Arz-ı Hal (1949) ve ikincisi Türkiyem (1952) Anadolu motifli, hece kalıplarında yazılmış şiirleri içerir.
Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959)
Tütünler Islak (1962)
Her Pazartesi (1968)
Divan (1970)
Toplandılar (1970)
Kayayı Delen İncir (1981)
Bazı eklemelerle birlikte toplu şiirlerini Büyük Saat (1984) adıyla yayımladı.  
Dünyanın En Güzel Arabistanı adlı kitabındaki “Akçaburgazlı Yekta” tiplemesini konu edinen şiirleri çok ilgi gördü (az bile).
Şiirlerinde yer yer nesir cümlesine yaklaşan dizeleri dikkat çeker. İç konuşma ve öyküleme teknikleriyle ördüğü şiiriyle özgün bir lirizme ulaşır. Yalnızlık, hüzün ve sıkıntı temalarını çok yalın ve çok başarılı biçimde kullanmıştır.

Ömer Edip Cansever
Uzun yıllar Kapalıçarşı’da kuyumculuk yaptı. İlk şiirlerini 13 yaşındayken Arkadaş dergisinde yayımladı. Garip hareketi etkisinde yazdığı şiirleri İkindi Üstü adıyla yayımlandı. Şair daha sonra bu kitabını yok saymaya çalışmıştır.
Dirlik Düzenlik (1954) adlı ikinci kitabına yine Garip hareketi etkisi altındadır ancak buradaki şiirlerde şair kimliği ilerleme kaydetmiştir. 1957 tarihli Yerçekimli Karanfil ile adını iyice duyurur. Şiiri de oturmuştur artık. Buradaki şiirlerinde yabancılaşma, doğa ve toplum içinde yaşanan çelişkiler ve cinsellik temaları bundan sonraki dönemlerde de Cansever’in şiirinin temel izlekleri olur. 1964’te çıkan Tragedyalar’a kadar İkinci Yeni çizgisinden sapmaz. Tragedyalar’da ise farklılaşır; dizeleri işlevsizleştirir. Tiyatro oyunlarında kullanılan diyalog, monolog ve iç-monologları kullanır. İlerleyen dönemlerde dramatik anlatım tekniklerini kullanarak üslubunu geliştirir/açar. Ben Ruhi Bey Nasılım (1971) ve Bezik Oynayan Kadınlar (1982) anlatım ustalığı ve bilinçaltı serpintilerinin şiirleştirilmesiyle dikkat çeker. Şiirlerindeki tarihsel ve mitolojik motifler çağrışım zenginliği sağlayarak şiirini güçlendir.

Cemal Süreya
Erzincan’da doğdu. Ailesi Dersim Harekâtı sırasında Bilecik’e sürüldü. Mülkiye’yi bitirip maliye müfettişi olarak çalıştı. 1965’ten itibaren yayıncılık yaptı.
Şarkısı Beyaz” adlı ilk şiiri Mülkiye Fikir ve Sanat dergisinde çıktı (1953). 1966-70 yılları arasında Tomris Uyar’la birlikte Papirüs dergisini çıkardı. Yazılarının bazılarını Şapkam Dolu Çiçekle (1976) ve Günübirlik (1982) adlarıyla kitaplaştırdı. 1958’de yayımlanan Üvercinka ile dikkat çekti. Şiirlerindeki orijinal imajlar ve söyleyiş biçimiyle İkinci Yeni’nin öncüsü kabul edildi. Buna karşılık şiirlerinde anlam asla geri planda ya da kapalı kalmadı. Şiirinin gücü olağanüstü imajlar ve şaşırtıcı metaforlardadır. Üvercinka sözcüğü onun şiiri için anahtar olarak kullanılabilir.
Şiirlerinde ölüm, yalnızlık ve melankolik hallerin karşısına erotizmi koyar. Lirizmle ironiyi, duyguyla zekâyı, anlam çağrışımlarıyla sözcüklerin ses tınılarını başarıyla harmanlamıştır.

Ece Ayhan
Datça’da doğdu. Sivas Gürün’de kaymakamlık yaptı (1962). 1966’dan sonra yayıncılık yaptı. Ömrünün son demini huzurevinde geçirdi.
1954’ten itibaren çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı.
İlk kitabı Kınar Hanım’ın Denizleri 1959’da çıktı. Bundan sonraki şiirlerinde yoğun sürrealist anlatımıyla anlamı, şiirindeki zengin söz varlığının içinde örtmüştür. Bakışsız Bir Kara Kedi (1965) mensur bir şiirdir. Türk şiirindeki en ileri söyleyiş deneyleri bu kitapta okunabilir.
Şiirindeki bozuk dil bilinçli bir seçimdir. Rejim karşıtlığını rejimin dilini bozmakla gösterir.
Şiirin bilinen, görülen, gündelik gerçeklikle ilgisi olmadığını söyleyen şair şiirini kültürel çağrışımlar üzerinde kurar. Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler (1973) ve Yort Savul (1977) çok ilgi görmüştür.

Ülkü Tamer
Gaziantep’te doğdu. Aktörlük, yayıncılık ve çevirmenlik yaptı. İlk şiiri “Dünyanın Bir Köşesinde Lucia”, 1954’te Kaynak dergisinde yayımlandı.
Şiir kitapları;
Soğuk Otlar Altında (1959)
Gök Onları Yanıltmaz (1960)
Ezra ile Gary (1962)
Virgül’ün Başından Geçenler (1965)
İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966)
Sıragöller (1976)
Bütün şiirlerini Yanardağın Üstündeki Kuş (1986) adıyla yayımladı.
İngiliz, Amerikan şiirinin etkisinde kalmıştır. Çocuksu duyarlılığı, ironinin sağladığı anlatım özellikleri şiirinin öne çıkan unsurlarıdır.

İkinci Yeni’den Diriliş Hareketine: Sezai Karakoç
İkinci Yeni’nin ilk döneminde şiirleriyle bu akımın içinde yer alan Sezai Karakoç, metafizik ve gelenek kavramlarıyla olan olumlu ilişkisiyle diğerlerinden ayrılır.
Diyarbakır’da doğan Karakoç, ortaokulu Gaziantep’te liseyi Kahramanmaraş’ta bitirdi. 1955’te Mülkiye’den mezun oldu. 1956-65 yılları arasında memurluk yaptı.
1955’te Şiir Sanatı dergisini çıkardı (2 sayı). 1960’tan itibaren aralıklarla Diriliş dergisini çıkarmaya başladı. Gazetelerde denemeleri yayımlandı. 1990’da Diriliş Partisi’ni kurdu. Partisi 1997’de kapatıldı. Halen Diriliş Yayınları’nı yönetmektedir.
Sabır” adlı ilk şiirini Mehmet Levendoğlu müstearıyla yayımladı. Heceyle yazdığı ilk şiirlerinde ifade gücü dikkat çeker. Uzun dönem kitaplarına almadığı Monna Rosa şiiri çok popüler oldu. Bu şiir Karakoç’un lirik döneminin başlangıcını teşkil eder. İkinci Yeni’yle anılmasına sebep Körfez (1959), Şahdamar (1962) ve Sesler (1968) adlı kitaplarıdır. İkinci Yeni’den uzaklaştıktan sonra şiirinin merkezini metafizik kavramı dolduracaktır. Kendi ifadesiyle “metafizik gerilimli şiirler” yazmaya başlamıştır.
Epik şiirin modern dönemdeki başarılı örnekleri olan Hızırla Kırk Saat (1967), Taha’nın Kitabı (1968) ve Gül Muştusu (1969) adlı kitaplarıyla kendi şiirini keskin biçimde ortaya koymuş olur. Dini duyarlılığa dayanan zengin imajlar barındıran bu şiirleriyle çağının eleştirisini yapar. Anlamın çağrışımlara bırakılmadığı, titizlikle ifade edildiği şiirlerdir bunlar.
Zamana Adanmış Sözler (1975) kitabındaki “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” başlıklı şiirin IV. bölümü çağdaş bir na’t olarak değerlendirilmiş ve modern Türk şiirinin başyapıtları arasında kabul edilmiştir.
2000 yılında bütün şiirlerini Gündoğmadan adıyla yayımladı. Sezai Karakoç, cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en “yerli” şairidir.

Ünite 8
1960-1970 Dönemi Türk Şiiri
Türk şiiri bu dönemde poetikadan uzaklaşıp politikaya yakınlaşmıştır.
Dönemin önde gelen şairleri;
Turgay Gönenç
Afşar Timuçin
Erdem Beyazıt
Hüsrev Hatemi
Cahit Zarifoğlu
Egemen Berköz
Ataol Behramoğlu
Süreyya Berfe
Refik Durbaş
Güven Turan
İsmet Özel

İsmet Özel
1944’te Kayseri’de doğdu. 1962’de Ankara’da liseyi bitirdi.
Mülkiye’yi yarıda bırakıp uzun zaman sonra Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). 1980 yılına kadar sendikalarda, dergilerde ve Ticaret Bakanlığı’nda çalıştı. Bir ara Çıdam Yayınevi’ni kurup yönetti.
“Yorgun” adlı ilk şiirini Yelken Dergisi’nde yayımladı (1963). Ataol Behramoğlu’yla birlikte Halkın Dostları dergisini yayımladı (1970-72). 1974’ten sonra Marksist çevrelerden uzaklaştı. 2000’li yılların başında muhafazakâr çevrelerle arasına mesafe koyup nevi şahsına münhasır Türkçü vurguyla İstiklal Marşı Derneği’ni kurdu.
Şiir kitapları;
Geceleyin Bir Koşu (1967)
Evet İsyan (1969)
Cinayetler kitabı (1975)
Şiirler 1962-1974 (1980)
Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar (1984)
Erbain/Kırk Yılın Şiirleri (1987)
Bir Yusuf Masalı (2000)
Of Not Being A Jew (2005)
Şiir hakkındaki düşüncelerini Şiir Okuma Kılavuzu (1980) adlı kitabında dile getirdi.
İlk şiirlerinde İkinci Yeni’ye yakın bir çizgidedir. Bu dönemdeki şiirlerinde imaj önemli bir araçtır. Söz diziminde sözcüklerin gerilimini yansıtacak düzenlemeler yapması dikkat çekti. Evet İsyan’da döneminin toplumsal-siyasal eğilimlerini başarıyla şiire taşıdı ve toplumcu gerçekçi akım içerisinde kendine yer edindi.
İlk dönem şiirlerinde öne çıkan Kapitalist sistem eleştirisi ikinci dönem şiirlerinde modernizm eleştirisine dönüşür.

Ataol Behramoğlu
Çatalca’da doğdu. 1974’te Rus Dili Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1970’ten itibaren Londra, Paris, Moskova gibi şehirlerde bulundu. 1974’te yurda döndükten sonra Şehir Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalıştı. 1977’de Barış Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1980 darbesinden sonra tutuklandı. On ay hapis yattı. 1983’te aynı davadan 8 yıla mahkûm edildi. Fransa’ya kaçtı. 1989’da yurda döndü. Editörlük ve T.Y.S. başkanlığı yaptı. İstanbul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
İsmet Özel’le birlikte Halkın Dostları (1970-72), kardeşi Nihat Behram’la birlikte Militan (1974-76), Fransa’da bulunduğu dönemde Anka (1986) adlı dergileri yayımladı.
Eylemci kimliği ile yazı hayatı iç içedir.
Eserleri;
Bir Ermeni General (1965)
Bir Gün Mutlaka (1970)
Yolculuk, Özlem, Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974)
Ne Yağmur Ne Şiirler (1976)
Kuşatmada (1978)
Mustafa Suphi Destanı (1979)
Dörtlükler (1980)
İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983)
Bebeklerin Ulusu Yok (1988)
Aşk İki Kişiliktir (1999)
İlk şiirlerinde İkinci Yeni etkisi görülse de şiirlerinin genelinde Nâzım Hikmet – Ahmet Arif çizgisinde toplumcu-gerçekçi bir çizgidedir.
Şiirlerinde duygusal vurgu çok kuvvetlidir. 1969’da Ant dergisinde yayımlanan “Genç Şairler Savaş açıyor” başlıklı oturumda dile getirdiği siyasal düşüncenin şiire yedirilmesi yolundaki düşüncelerine paralel olarak Marksist ideolojinin güdümünde şiirler yazdı. Epik şiir denemeleri de olan şair son dönemde temalarını genişletmiş, aşk konulu şiirler de yazmıştır.

Erzurum’da doğan Refik Durbaş, 1971’den sonra gazetecilik ve yayıncılık yaptı. Kuş Tufanı (1971), Hücremde Ay Işığı (1974), Nereye Uçar Gökyüzü (1983), Yol Uzundur Ama Ölümden Kısa (2002) şiir kitaplarının bazılarıdır.
Anlık duyguları, ezilmiş kesimlerin durumlarını duyarlılıkla şiire taşımıştır. Şiirlerinde halka yakın duran şair, divan ve halk şiiri geleneğinden de yararlanmıştır.
Güven Turan Sinop’ta doğdu. İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1967’de bitirdi. Reklam yazarlığı, okutmanlık ve metin yazarlığı yaptı. Şiirden başka roman, öykü ve eleştiri türünde de eserler verdi. Güneşler Gölgeler (1981), Peş (1982), Sevda Yorumları (1990), 101 Dize (1996) Gizli Alanlar (1997), İz Sürmek (2001) şiir kitaplarından bazılarıdır.
İmaj ve ayrıntılara önem veren şair yalnızlık ve hüzün temalı şiirleriyle toplumcu şairlerden ayrılır. İçe dönük ve izlenimcidir. Kısa ve kesik söyleyişlerle kendine özgü bir lirizm yakalamıştır.

Dini Duyarlılığın Modern Görünümü / Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu
Ankara’da doğdu. 1971’de Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.
1976’da Mavera dergisini yayımladı. İlk şiirlerinden itibaren İkinci Yeni ve modern Alman şiirinin özelliklerini taşıyan, insanın varlık içerisindeki konumunu araştıran, giderek hikmete yönelen bir tutum içerisinde oldu. Şiirleri taşıdığı hüzünle Turgut Uyar’a, düşünce bakımından Sezai Karakoç’a, imge zenginliği açısından Rilke’ye yaklaşır. Bunlara rağmen o orijinal bir şairdir. Bu kendine özgü tavrı nedeniyle kapalı ve anlaşılmaz bulunmuştur.
Cahit Zarifoğlu’na göre şiir insandan ve maddeden bağımsız bir varlığa sahiptir. Şair, şiiri insana ulaştıran bir kanal/yoldur. Şiire bu nedenle dışarıdan müdahalede bulunulmamalıdır. Şiir de insanlar gibi Yaratan’a yönelme temayülü içindedir. Bu nedenle metafiziksiz şiir olmaz.
İlk kitabı olan İşaret Çocukları (1967) adlı kitaptaki şiirlerinde art arda gelen şaşırtıcı, özgün imge sağanağı şairi kuşağı içinde öne çıkaran unsurlardır.
İkinci kitabı Yedi Güzel Adam (1973) destansı söyleyişin modern örneğidir. Bu eserinde tasavvuf ve toplumsal içerik de şiirine dâhil olmuştur.
Menziller (1977) ve Korku ve Yakarış (1985) tasavvufi içeriğin yoğunlaştığı şiirleri ihtiva eder.

Erdem Beyazıt
Maraş’ta doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Öğretmenlik, kütüphanecilik, memurluk yaptı. 1987’de milletvekilliği yaptı. 2008’de vefat etti.
Mavera dergisinin kuruluşuna katkı yaptı. Akabe Yayınları’nın kurulmasını sağladı.
Eserleri;
Sebep Ey (1972)
Risaleler (1987)
Şiirlerinde ses unsuru önem arz eder. Ses, anlamın sadece mahfazası değil yönlendiricisidir de.

Ünite 9
Çağdaş Türk Şiiri

1970-1980 Arası Türk Şiiri
1970’li Yıllar / Türk Şiirinin Tıkanma Dönemi
1970’ten sonra siyasi gündem poetik içeriği bastırmış ve şiirde tıkanma yaşanmıştır. Edebiyatın yoğun olarak politikayla içli dışlı olduğu süre boyunca bu durum devam eder. Burada dikkat edilmesi gereken husus politik tavrın şiirde belirgin unsur olmasıdır; poetik unsur geri planda kalmadığı halde şiirin ideolojik içeriği taşıyabildiğini Nâzım Hikmet ve Ahmet Arif gibi şairlerden biliyoruz. Ancak bu dönemde yazılanlar şiirden ziyade politik slogan değerinde metinlerdir.
Bu dönem şiirinin genel özellikleri;
Şiirin siyasal mücadele aracı olarak görülmesi,
Duyarlılık yerine duygusallığın öne çıkması,
Geniş kitlelerin ilgisini çekecek tematiklerin artması,
Şiirin ses ve imge gibi unsurlarının göz ardı edilerek doğrudan konuşma üslubunun artması,
Nâzım Hikmet çizgisinde toplumcu-gerçekçi anlayışa ilgi duyulması, ne var ki bu ilgi sadece dize düzeni bakımından Nâzım Hikmet’in şiiriyle benzerlik gösterir.
Yangın Yılları (1979), Hüznün İsyan Olur (1979), Dövüşen Anlatsın (1980) gibi kitapların sahibi Ahmet Telli; İlk İşim Uyanmak (1970), Gelincik Günleri (1978), Uzun Yollar Yolcusu (1978) kitaplarının sahibi Hüseyin Yurttaş, Ahmet Ada, İsmail Uyaroğlu, Seyyit Nezir, Barış Pirhasan, Abdülkadir Budak, Yaşar Miraç, Erol Çankaya, Veysel Çolak dönemin şairleri arasındadır.

Toplumcu şairler dışında Necip Fazıl-Sezai Karakoç çizgisindeki poetik oluşumlar da dikkate değerdir: Nuri Pakdil öncülüğünde yayımlanan Edebiyat dergisi çevresindeki şairler ve Mavera dergisi çevresi, bu dönemde İslami değerler ve Batı karşıtlığı noktasında birbirine yakın, benzer içerikte şiirler yazmıştır.

Arif Ay, Hira (1978), Dosyalar (1980) ve Şiirin Kandilleri gibi kitaplarında söyleyişi ve soyutlamaya dayalı imgeleriyle dikkat çeker. Toplumsal eyleme dönük özelliği olan tasavvuf ve halk kültüründen gelen duygu değerleriyle yazdığı Bir Savaşçıdır Kalbim kitabının şairi Osman Sarı öne çıkan şairlerdendir.
İçerik bakımından tasavvuf kültüründen gelen öz ile çağdaş bireyin insan, tabiat ve toplumla karşılaşmasını imgesel göndermelerle şiirler yazan Ebubekir Eroğlu, klasik şairlerin şiirlerine çağdaş anlamda nazireler yazarak dikkat çekmiştir.
1970’ten sonra yazdıklarıyla kendine özgü bir yer edinen Enis Batur, deneysel şiirlerine halen devam etmektedir. Deneysel şiirler yazan bir diğer şair Tarık Günersel, şiir tekniği ve deneysel çabalarıyla dikkat çekmiştir.
Modern yaşamı ironiyle işleyen yalın söyleyişli şiirleriyle Cahit Koytak bu dönemde dikkat çeken bir diğer şairdir.

1980-2000 Yılları Arası Türk Şiiri
80 darbesinden sonra şiir yavaşta olsa kendi doğal ortamına dönmeye başladı. Sloganlar şiirden temizlendi, saf şiire yönelmeler başladı. Yönelişler dergisi çevresi başta olmak üzere şiirde poetik değerleri önde tutan edebiyatçıların sayısı arttı. Yönelişler’i Şiir Atı, Poetika, Sombahar gibi dergiler izledi. Ebubekir Eroğlu şiir hakkındaki yazılarıyla bu yönde etkili olmuştur. 80’li yılların şiiri, 70 kuşağını tamamen göz ardı ederek İsmet Özel ve İkinci Yeni şairleri gibi diğer dönemlerin şairlerinin izinden gitmeye çalıştı.
Adnan Özer, Ahmet Erhan, Arif Ay, Cevdet Karal, Haydar Ergülen, Hüseyin Atlansoy, İhsan Deniz, Lale Müldür, M. Mungan, Tuğrul Tanyol, Osman Konuk gibi şairler öne çıkan isimlerdir. 

Adnan Özer (Ateşli Kaval, Çıngırağın Ölümü, Zaman Haritası)
Sosyalist çizgidedir. Şiirinin kültürel zemini Yunan mitolojisi, Anadolu efsaneleri, masalları ve halk kültürümüzdür. Slogancı solcu şiire karşı tavır takınır. Kırsalı ve halkı hayatı doğuran ve besleyen unsurlar olarak görür.

Ahmet Erhan (Akdeniz Lirikleri, Sevda Şiirleri, Ölüm Nedeni Bilinmiyor)
80 sonrasının toplumcu-gerçekçi şairi olarak tanınır. Akdeniz kültürünü kaynak olarak ele alır. İnsanı tarihsel bir araç olarak görmeyen, köklerini geçmişten alan hümanizmle yeni bir estetik arayış içine girer.

Haydar Ergülen (Sırat Şiirleri, Eskiden Terzi, Nar, Üzgün Kediler Güzeli)
Yeni bir gerçekçilik arayışındaki şair, Attila İlhan’ın imgeci tutumuna, Necatigil’in naif gerçekçiliğine ve Hilmi Yavuz’un imgeci, mitik niteliğine yakınlık gösterir. “Ne olduğunu bilmediğim bir şeyin var olduğuna inanıyorum şiirde” diyen şair insanın acı ve sıkıntılarını hafifletmeye çalışan iyimser yaklaşımlar gösterir.

Hüseyin Atlansoy (İntihar İlacı, Şehir Konuşmaları, Kaçak Yolcu, Yarın Bekleyebilir)
Sezai Karakoç çizgisindedir. Cahit Koytak ve Osman Konuk’la sanatsal ve düşünsel çerçevede ortaklıkları vardır. Şiirinde modernizme karşı eleştirel, ironik tavır öne çıkar. “Zeki fakat aynı zamanda egemen güçler tarafından ezik kalmaya mahkûm edilmiş kişilerin elinde güçlü bir silahtır” der ironi için.

İhsan Deniz (Mağara Külleri, Gecediloldu, Hurufî Melâl, Buz ve Fire)
Sezai Karakoç çizgisindedir. Metafizik algıya önem verir. Medeniyet inşasının yapı taşlarından olan şiir bu işlevini yerine getirebilecek şiirin şehirli kültürden doğabileceğini söyler.

Lale Müldür (Kuzey Defterleri, Uzak Fırtına, Seriler Kitabı)
Şiirlerinde geniş bir coğrafyanın izleri görülür. Biçim arayışları, metinlerarası göndermeler, lirizmden marjinal eğilimlere uzanan söyleyiş özellikleri onun şiirinin dikkat çeken yanlarıdır. Anlatımı genel olarak simgecidir.

Murathan Mungan (Kum Saati, Yaz Geçer)
Duygusallığın öne çıktığı ferdi şiirleriyle dikkat çeker. Şiirlerinde masal, mitoloji, halk öyküleri ve diğer geleneksel anlatılardan yola çıkarak günümüz insanının toplum içi sorunlarını, varoluşunu, yabancılaşmasını dile getirir. Geleneği zemin olarak ele almaz. Bu arka plan kendi Asyalılığıyla hesaplaşan bireyin çıkış noktasıdır sadece.

Osman Konuk (Seni Yalnız Ben Anlarım, Tehlikeli Belki, Beyaz Savunma)
Modern şiirin insanın dünya ve tabiatla doğrudan ilişkisinin sonucu olduğunu söyleyen şair, modern şiirin estetikle açıklanmaya çalışılmasına da karşıdır. Tabiat ve Tanrıyla olan sözleşmenin bozulması onun için nirengi noktasıdır. Şehre ait insanın traji-komik durumunu her yönüyle ele alan şiirleri vardır.

Tuğrul Tanyol (Elinden Tutun Günü, Ağustos Dehlizleri, Oda Müziği, Büyü Bitti)
İkinci Yeni imgeciliği ile Hilmi Yavuz’un metafizik algısı arasında kendine sezgisel bir duyuşla yeni imge ve ses düzeni kurmaya çalışır. Şairin insanın değişmeyen yanlarını izlerdiği söyler. Aşk, yalnızlık, ölüm ve anılar onun başlıca temalarıdır. Şiirinde anlamdan ziyade imge ön plandadır.

Vural Bahadır Bayrıl (Melek Geçti, Şer Cisimleri)
Gelenek ve metafizikle Hilmi Yavuz tecrübesiyle buluşan şair, şiirin kurumsal sorunlarına da dikkat çekmeye çalışmıştır.

80 sonrası dönemin ortak özellikleri;
İmgeye önem vermek, sözü metafor teknikleri içerisinde tutarak anlamdan ziyade duyuş ortaya koymak,
Dünya görüşü ne olursa olsun şiiri bunun üstünde tutmak,
Şiirin çeşitli dönemleriyle temas kurmak,
Bireyi ve bireyin sorunlarını merkeze almak,
Biçimsel çeşitlilik (bu yapısal çeşitlilik 80 sonrası şiiri hakkında genel bir yargı oluşmasına engel olmaktadır),

Ünite 10
Cumhuriyet Türk Şiiri Genel Değerlendirme

Şiirin kaynakları söz konusu edildiğinde en çok gelenek kavramı mesele edilir.
Gelenek iki düzlemde ele alınabilir;
1) Kültürel gelenek
2) Edebi gelenek
Cumhuriyet dönemi şiirimizde hem algı hem de uygulama alanı bakımından gelenekle kurulan ilişkiler çeşitlilik gösterir.
İlk yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin getirdiği heyecan edebi ürünlerin hemen tümünde görülür.
Bu bağlamda Yahya Kemal kolektif ruh, Mehmet Akif iffihat-ı İslam, Ziya Gökalp kültürel geleneğe atıfla milli tarihe atıf yaparak belirleyici yollar açmıştır.
Yeni kurulan Cumhuriyetin Osmanlı kültürüyle bağını korumak endişesiyle Necip Fazıl ve Sezai Karakoç İslami vurguyla öne çıkarlar.
Klasik şiirin ses özellikleri başta olmak üzere yapısal imkânlarından yararlanarak edebi birikimimizi ideolojik tartışmalara mahal vermeyecek şekilde kullanmayı başaran Behçet Necatigil’in şiiri müstesna bir yere sahiptir. 
İkinci Yeni şairleri dil özellikleri ve biçim bakımından gelenekten istifade etmiş ancak anlam alanı bakımından gelenekten tamamen ayrı yeni bir şiir ortaya koymuşlardır.
Garip hareketi gibi kendilerinden önceki tüm edebi ve kültürel birikimi yadsıyan akımın da Türk şiirinin kendi kimliğini bulmasında önemli bir merhale olduğu dikkatten kaçmamalıdır. Orhan Veli ve arkadaşları idealize edilmişi değil var olan alt kültürü şiire taşımışlardır.

Simge olarak kullanılıp yeni imajlar elde etmeye imkân vermeleri ve adeta imge arşivi olarak kullanılabilirliği gibi sebeplerle mitoloji bütün dönemlerde şiir (ve dahi edebiyatın geneli) için eşsiz bir kaynak olmuştur. Fars, Arap, Yunan ve Türk mitolojisi Osmanlı şiirinin beslendiği kaynaklardandır. Bu içeriğe sahip olan Şehname ve Târihi’l-Ümem ve’l-Mülûk yüz yıllar boyu başvurulan eserlerin başında gelmiştir.
Tanzimat döneminde özellikle Yunan ve Latin kaynaklı mitolojik metinlere ilgi artar. Cumhuriyete yakın ortaya çıkan Nev-Yunanilik ve daha sonra Ceyhun Atıf ve Salih Zeki gibi şairlerin yunan mitlerine yaptığı göndermeler sentetik görünüm arz ettikleri için edebi yankı vermemişlerdir.
İkinci Yeni şairlerinin ilgi duyduğu mitler Hıristiyan, Pagan ve Yahudi kaynaklı olanlardır.

Fransız sembolizmi ve toplumcu gerçekçi edebiyat akımı şairlerin şiire bakışında yönlendirici olan akımlardır.
Ahmet Haşim, anlamı geride bırakıp daha çok şiirde müziği öne çıkarmaya çalışmıştır. 
Ahmet Hamdi ve Âsaf Halet için de müzik aynı öneme sahiptir. 
Şiiri kalpte doğan deruni ahengin dile yansıması şeklinde izah eden Yahya Kemal için şiirdeki anlam ve söz sanatları sadece içteki mananın doğru biçimde ifade edilmesi için kullanılması gereken araçlar olarak kabul eder.
Necip Fazıl görünen dünyaya dair her şeyin şair tarafından sorgulanmasını ve bu yolla bireyin hakikate ulaşmasına yardımcı olmasını şiirin ön koşulu kabul eder. Ona göre şiir mutlak hakikati arama yoludur.
Şiirde fikri içeriği ve biçimsel düzenlemeyi hakir gören Orhan Veli, şiirin değerini ve önemini taşıdığı manada arar. Şiirin niteliği edasıdır.
Fazıl Hüsnü, imgelerin önemine vurgu yaparak şairin içtenliği nispetinde imgelerinin derinleşip şiirinin değerini arttıracağını söyler.
Attila İlhan’ın şiirinde imgeler seslerle, müzikle desteklenir.
Şiire giden yol şairin hayati sorumluluğuna tekabül eder diyen İsmet Özel, şiirin insana öncelikle kendini tanıyabilme imkânı sunduğunu söyler.

Temalar
Erken dönemde etkili olan memleket edebiyatı Anadolu’yu ve Anadolu insanını şiire dâhil eder. Öncüsü Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Şiirde yerli unsurlar, değerler ve konuşma dili hâkimdir.
Sosyalizmin etkili olmaya başlaması edebiyatta da kendini gösterir. Toplumcu şairler ilk yıllarda Atatürk ilkeleriyle sosyalimin ilkelerini uzlaştırmaya çalışırlar. Toplumcu şiire alması gerektiği biçimi Nâzım Hikmet vermiştir.
Modern insanın modern dünyadaki meselelerini merkeze alan ilk şiirler Necip Fazıl’a aittir. Yalnızlık, şehir, ölüm, hüzün kavramları daha sonra İkinci Yeni şairleri tarafından ele alınmıştır.
Garipçilerin şiirinde küçük adam, Beş Hececilerden Attila İlhan’a uzanan geniş bir şairler listesinde aşk Mehmet Akif’ten itibaren İslami motifler, ağırlıkla tasavvufi birikimden beslenen mistisizm çeşitli biçimlerde ele alınan, şiirimizin değişmez temalardandır.

Kitap Bitti


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder