27 Şubat 2021 Cumartesi

Turgut Uyar - Büyük Saat - Kitaptaki şiirlerden alıntılar, seçmeler


Turgut Uyar - Büyük Saat
11. Baskı 2011, YKY

Arz-ı Hal (1949)


YAD
Güzel günlerim vardı yağmurlarla ıslanan,
Ve güzel gecelerim masallarla dopdolu.
...

GARİP ANADOLUMUN DAĞLARI
Verecek bir şeyim yok ise gönlümden başka,
Uğrunuzda, üstünüzde kalsın kanlarım…

ÖLÜME DAİR KONUŞMALAR
Bir tutam sakız oluyor ağzımda zaman…

ŞEHİTLER
Kadın yüklü gemiler varmış rüyalarında
Ölüm hiç aklına gelmemiş.

Türkiyem (1952)


TURNAM, BİR GÜN BIRAKMIYACAĞIM...
Hiçbir zaman dertsiz kalmadı gönlüm
Bir çift gözden, bir yapraktan, bir kuştan.

TURNAM, BİR DEVİR ÇALSAK FELEKTEN
Turnam, ben fakir bir insanım
Hani, yurdu kahveler, hanlar olanlardan.
Sürülüp çıkarılmış ömrü boyunca
Alaca hatıralardan…


AYRILIKLARDAN
Böyle sessiz ayrılıklarda,
Her şey önceden belli olur.
En güzel zamanında, aşkın ve hayatın
İnsan deli olur…

BİR GARİP ÖLMÜŞ DİYELER
Şöyle sessizce ölüp gitmeliyim
Bir yaz gecesi Gülhane parkında.
Şu hazin ömrü tamam etmeliyim…
GECELERDE
Ağlamak, sızlamak kaç para eder
Bir şarkı söylenir, bir şarkı biter.
Ömür dedikleri gitti gider
Bir avuç su gibi parmaklarından.

DURMUŞ, SÜT MAVİ GECESİNE…
Benim savaşım yıllarca sonra
Dilden dile gezecek.
Bir şarkı söyleyin ne olur, kızlar
Uzun ve gerçek.
Bütün düşündüklerim aklımda kalsın,
Parmaklarımın telâşlı hasretiyle
Şimdi bir ıssız kasabanın
Bir odasında, kendince, ışıksız,
Yavan, hazırlıksız ve çoook uzak
Bir gece geçecek...

ÇIRILÇIPLAK
Senin de çelimsiz öksürüğün bir gün kardeşim,
Hasretle beklenir kapılarda.
Dünyada neler varmış bizden başka
Sevdikçe anlarsın
Bir gün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurlarla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim..
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak

SOKAKTAN GEÇEN KADIN
Ömrümüz yükte hafif, pahada ağır

BİTMEMİŞ ŞİİRLER
VIII
Hasret bir şey değil, Elâgözlüm
Ömrümüz böyle olmamalıydı
Hep aşkta durmalıydı çağımız.
Sevdayı mısra mısra değil
Ömrümle yaşamalıydım.

Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959)


GEYİKLİ GECE
Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka

TEL CAMBAZININ TEL ÜSTÜNDEKİ DURUMUNU ANLATIR ŞİİRDİR
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

GÖĞE BAKMA DURAĞI
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

OTURDUM HER KOPUĞU DÜĞÜMLEDİM
Çoktandır herşeyim uzakta
Vakitli vakitsiz aynalara bakıyorum
Dönüyorum bir daha bakıyorum

Tütünler Islak (1962)


ÇOK ÜŞÜMEK
Bir Kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın
Urban içinde Üşüyüp Üşüyüp kaldığımızın

Bir Kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde
Uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkça

Bir Kalır yabancı yataklarda o oteller
Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yer

O çok yalınç gerçekli gelip gitmeler

Bir Kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir Kalır Yılgın Adamların hep "Evet" dedikleri

Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız
Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız

Tükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün
Bir Kalır uzun kitaplarda anısı çok Üşüdüğümüzün
YAVAŞÇA OLUYOR ELLERİME
Bir denizin yanında nedir ki bıyıklı ve saçları dökülmüş bir
adam,
kötü bir alışkanlıktan başka nedir bir adam...

BİR BARBAR KENDİN TARTAR
BİR BARBAR AŞAĞLARDA,
EY Bütün Kadınlar Uzak!.. Güneşi övmüyorum. Ve
kanım ne güzel akıyor... ıslak taşlıklarda. Sanki her şey,
sanki her şey!.,
Ey Kimse Yok!.. Ey Bir Mavinin Unutulmasından
Arta Kalan!..
EY Sen Var mısın?..
EY Olma!..
Ah, yağmur başlayacak

TERZİLER GELDİLER
Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
Şarkılara başladılar ölmüş olan bir at için
Makaslarını bırakmadılar

"Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
En güzeli oydu işte, yüzünün
savaşla ilişkisi.
Boydanboya bir karşıkoyma, denge
ve istekli bir azalma. Onu bilirdik.
O ağaç senin kanınla beslenirdi,
hepimizi besleyen.
Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
senin karşında,
alışverişin, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..."

Her Pazartesi (1968)


ÖLÜ YIKAYICILAR
İyi ki geldiniz burada bulundunuz
Her şey öyle uzun, biz soğukuz ve
öyle solgunuz...
Ölüyü yıkadılar. Direnmedi. Anısı sürdü.
İki şeyin birbirinden ayrımı vardı o zaman
Kendini seven sanan veya umursanmıyan

FEDERICO GARCIA LORCA İÇİN ÜÇ ŞİİR
saat beşte
akşam leyin
Ah ellerim ve kalbim
Her şey orada kaldı.

Divan (1970)


YOKUŞ YOL'A
güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar

dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan
Kürdistan'da ve Muş - Tatvan yolunda bir yer kanar

Muş - Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar

sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan
portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar

bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan
padişahlar ve Muşlar kanar, darülbedayiler kanar

Muş - Tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar

el ele gittiğimiz bir yolda sen gitgide büyürsen
benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar

TOMRİS UYAR İÇİN BİR ŞİİR KURMA ÇALIŞMASI
seni sonsuz biçiminde buldum o biçimi almıştın
sandviçlerle, kötü şehirle, terle başbaşa kalmıştın

Toplandılar (1974)


ACININ COĞRAFYASI
kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı beslegen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üstüste silâh atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır

BİR ŞEYLE MUKAYYETİZ
SERBEST DEĞİLİZ EFENDİM
şaştım, senin hançerin bu kadar mıydı
varmadı yüreğime
için suçlu bir deniz gibi
dokunma yüreğime

KALBİNDİR
her şey benim kalbimdir
söküp aldığım kardan
kardan söküp aldığım
çocuksuz bir anne gülüşüyle
her şey benim kalbimdir
çünkü pek yaraşmaz bu dünyaya
her şey benim kalbimdir ki bilirim
kimsenin olmadığı bir yerde
ölümü denemek isterdin
hiç değilse bir defa
nisansız bir serçe gibi
herkesin gözlerine saçlarına
avuçlarına dolanan
ama nisan olsa da olmasa da
serçeler benim kalbimdir
her şey kalbimdir diyorum
ve işte o zaman
ölüme eşitliyorum aklığını

Kayayı Delen İncir (1982)


ALIŞTIRDILAR BİR KERE
aşk bağımlıdır ay'la
ve senin bir gün ölmeyeceğin
mutlu ediyor beni

İHBAR
(2)
sözler dilimde gezer
başka ne kaldı
yıldım su borusu gibi dayanıklı olmaktan
başka ne kaldı

evet öyleydi adı adları
durmadan kitap okurlardı
yumrukları şimşir yürekleri maden
bir divriğide görmüştüm
bir de onlarda zaten
hepsinin başında kasket
başka ne kaldı
sözler dilimde gezer

evet öyleydi adı
adları
ormanı konuşmaya oturmuştuk
orman ki dünya ormanı
zıpkından aydınlıktan divriğiden

bak hasan n'olur bak
sen ben Ömer
lütfüyle nuran polat sezer
şimdi öbürlerini hatırlamıyorum
ne kadar yakışırız bir fotoğrafa

benim sırtımda tabut
osmanın elinde mavzer
aşağı yukarı böyle
adı adları
unuttuğum yüzlerce kitap belki
belki o kadar tüfek
ne kadar yakışırdık değil mi hasan
öldürülmezsek

Dün Yok mu (1984)


Son Şiirler


SİZE OLMAYAN
sana olmayan özlem bir şeye benzemiyor
- bilinir ben yoğun içki severim
ne kavurucu ne umursanmaz ne de bir şey
kuyruksuz uçurtma gibi
sokaktan biri geçiyormuş gibi
başka bir özlemin öznesi sanki


3 Şubat 2021 Çarşamba

Şiir: Cenab Şahabeddin - Tekazâ-yı Üslûb

TEKAZÂ-YI ÜSLÛB

Vücud-ı fikrime bir şehper-i melek yapsam
    Şeb-i elfaz u nur-ı hülyadan;
    Per-i fikrimle havz-ı rüyadan
Alıp köpükleri zevkimce bir çiçek yapsam:

Benim bütün emelim buydu şi’re başlarken..
    Per-i fikrimdeki hayat-ı şebab
    Şeb-i elfaz içinde oldu harab
Çıkarmadan yeni bir nağme târ-ı kafiyeden..

Açıldı şimdi nigâh-ı nühüfte beynimde
    Şeb-i hikmetteki hakîkatler
    Ezerek ruhumu, takallus eder
Birer elem gibi parmaklarım cebînimde;

Bütün dimâğımı berk-i hazan gibi çevirir
    Yeni bir gird-bâd-ı fikr-i hayat;
    Yeni bir medd ü cezr-i hissiyyât
Bütün sevahil-i bahr-ı hayalimi kemirir;

Hadâik-ı heyecanımda bir gül-i nev-hîz
    Ararım vermek üzre şi’rime can;
    Bulurum bir vesile-i halecan
Ki bâd-ı vezn edemez umduğum gibi tehzîz.

Bu cüst ü cû, bu tefekkür, bu sûzen-i ser-tîz
    Eder a’sâb-ı mağzımı mecruh;
    Eder üslûb-ı şi’rimi bî-ruh
Budur bu sûzen-i aklî, bu sûzen-i hûn-rîz.

Bu ıstırab-ı taharride hislerim ezilir;
    Gelir eş’ârıma lika-yı memat;
    Kâğıt üstünde deste-i kelimât
Soğuk birer cesed-i bî-nefes gibi dizilir.

Nasıl kalırsa, bütün yâdigâr-ı ömr olarak.
    Ölüye müncemid bir ince kefen..
    Bütün evrak-ı hiss ü fikrimden
Neşâidimde kalır öyle bir gubâr ancak...

Ölümle ruhumu meze eylerim yazarken ben;
    Okuyan belki bir tebessüm eder.
    Yazarım “Bûseler, Telâkiler”...
Bütün bürûdet-i firkatle kalbim inlerken...

28 Ocak 2021 Perşembe

Şiir: Turgut Uyar / Terziler Geldiler

TERZİLER GELDİLER

Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra
    sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen
                                                                                  bir hüzünle..
Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi,

    "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
    piyangocular, çiçek satın alanlar,
    balıkçılar ağlarım, paraketelerini, ırıplarmı, oltalarını
    zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
    Sigaralarım yere atıp söndürdüler sigara içenler."

Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler
Patron çıkardılar, karşılaştırdılar,
Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler
Şarkılara başladılar ölmüş olan bir at için
Makaslarını bırakmadılar
Bekleniyorlardı.

    "Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
    Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
    Sen açardın,
    Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen!

    Tüylerin karaparlaktı. Koşumların,
    - kokulu yağlarla ovulup parlatılan-
    nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.
Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at!
    Toynaklarını liflerle ovardık
    Senin karaya boyanırdı koşuşun
    Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri.
    Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından
    Ne güzel gözlerin vardı Kara at!
    Binlerce kişi,
    - çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut
    darmadağın giysileriyle herkes
    körler ve cüzzamlılar,
    bütün kutsal kitaplar kalabalığı,
    ermişler, kargışlılar ve günahlılar
    gebe kadınlar, vâz edenler
    ve dondurmacılar ve at cambazları ve
    tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle
    Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve
    yalvaçlar..
    ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş
    senin mutlu ovanı doldurup
    haykırırlardı.
    Büyük sesler içinde sen, geçerdin..."

Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık.
Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde
Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik
Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar
Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş
                                                                        durmaktan
Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları
Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler
beğenip gülümsediler.

    "Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
    Senin eyerin ne güzeldi.
    Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü
    Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna
    Seninle öteleri ansırdık.
    Öteler, baklanın ve pancarm duyarlığı
    Kedinin vardığı erişilmez kişilik
    Güneşli bir damda,
    içimizden gemiler kaldırırdın,
    Suyunu büyük şölenlere tazelerdik
    Bayramımızdın. Kuburlukların
    bütün kişniş ve badem doluydu.
    Şimdi dar dünya
    Ölümün büyük hızı kesildi."

Terziler geldiler, Ateş ve kan getirmediler.
Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey
Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar
Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok
Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş
    yerlerde kırpıntılar,

    "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar
    vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar,
    düğmeler, ilikler
    iplik döküntüleri, kumaş parçalan,
    karanlık akşamüstüleri ve sabahlar,
    dükkân tabelâları kartvizitler..."

kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok.
Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda
Mutfaklarını kilitlediler, büyük, atsı giysiler kestiler,

    "Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
    Koşuşun büyütürdü dünyayı senin!
    Sen nasıl da koşardın.
    Biz güneyde yatardık, sen koşardın
    Hangi at güzelse ondan da güzeldin
    Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi
    bir karaya göğü
    ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu.
    Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel
    ağzında,
    herkesi sevinçle haykırtan.
    Başın yaraşırdı düşüncemize ve
    gözlerine saygıyla bakardık..."

Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri
Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler.
Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar.
Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular
Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler,
iğnelerine iplik geçirip beklediler;

    "Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
    En güzeli oydu işte, yüzünün
    savaşla ilişkisi.
    Boydanboya bir karşıkoyma, denge
    ve istekli bir azalma. Onu bilirdik.
    O ağaç senin kanınla beslenirdi,
    hepimizi besleyen.
    Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
    senin karşında,
    alışverişin, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
    her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..."

Ömer Seyfettin - Cambazın Aşkı

Serkan Tuna - Ömer Seyfettin’in Kayıp Bir Hikâyesi: Cambazın Aşkı

 …yayın hayatına 5 Ağustos 1897 tarihinde başlayan Musavver Terakki mecmuası

Derginin yazar kadrosu üzerinde çalışılırken “C. Nazmi” müstearına tesadüf edilmiş,

Ömer Seyfettin külliyatları taranmış, bu hikâyenin olmadığı görülmüş ve dikkatlere sunulmaya karar verilmiştir. Hikâyede anlatılanlar, Ömer Seyfettin’in özel hayatında ilgi duyduğu jimnastik, spor ve artistik hareketlerle özdeşleşmektedir.

 

“Cambazın Aşkı” hakkındaki ilk bilgi; hikâyeci tarafından, Hakkı Tarık Us’a gönderdiği 23 Şubat 1321 [8 Mart 1906] tarihli bir mektupta verilmektedir.

 

Ömer Seyfettin söz konusu mektubunda “Nam-ı müstearımla eser denilebilecek bir şey neşretmedim. Yalnız [C. Nazmi] imzasıyla [Canbazın Aşkı] serlevhalı büyük hikâyemi neşrettim ki küçüklük hayatıma, edebiyata çalıştığım ilk günlere ait olduğu için bence pek kıymettardır.” demektedir.

 

“C. Nazmi’’ imzasıyla okuyucuya sunulan “Cambazın Aşkı” hikâyesi, Musavver Terakki’nin beşinci senesi içerisinde “Küçük Hiss-i Hikâye’’ başlığıyla dokuz sayı tefrika edilmiştir.

(12 Haziran 1902 / 30 Mayıs 1318 / 6 Rebiyülevvel 1320) / Adet 22, sayfa 175 (7 Ağustos 1902 / 25 Temmuz 1318 / 26 Cemaziyelevvel 1320)

 

Adet 16, sayfa 126’da yer alan kısımda maalesef iki sayfalık kopukluk (sayfa 127 ve 128) vardır. Hikâyenin başlangıcı vardır ancak kopuk sayfalardan ötürü devamı yer almaz. Eksik sayfaların temini için yapılan katalog taramalarından sonuç alınamamıştır.

 

Hikâyenin başkarakteri olan Victor, bir cambazhanede kalabalıklar önünde cambazlık gösterisi yapar. Ara ara kendi gösterisine katılan direktörün kızı Rosa’a aşıktır.

Hikâyede olaylar Victor’un gözünden takip edilir.

Şahısların tümü yabancıdır.

 

Hikâyenin neşredilmeye başlandığı tarih 12 Haziran 1902’dir. Bu tarih Ömer Seyfettin’in Mekteb-i Harbiye-i Şahane yıllarına tesadüf eder.

 

Ömer Seyfettin - Cambazın Aşkı

Onun her soyunduğu vakit, şu cambaz fanilalarını giyerken uzun uzun pazularına bakmak adeti idi.

…Rosa oradaydı.

…jimnastik aletiyle, atlarla geçen hayat-ı mesaisinde hiçbir heyecan duymamıştı.

 

O gün yemekten sonra herkes şehre, kahvelere indi. Victor yalnız kalmaya ihtiyaç duydu.

 

Rosa ve hain Paul!

Bugünden itibaren Victor için bir cehennem hayatı başladı…

 

Kendi kahkahalarıyla, neşvetleriyle meşguldüler. Aylar geçti, ilkbahar geçti, yaz geçti. Victor’u ağlatan birçok hain geceler geçti.

 

Türklük Bilimi Araştırmaları, 48. Sayı / 2020-Güz / s. 189-204