1 Ağustos 2015 Cumartesi

Tevfik Fikret

Tevfik Fikret / 1867-1915

Hayatını dört evrede ele almak gerekir: gençlik yılları, olgunluk çağı (Servet-i Fünûn, Rübâb-ı Şikeste), II. Meşrutiyet’ten sonra (1908-1910) ve son yılları (1912-1915).

1-) Tevfik Fikret’in Gençlik Şiirleri
Mirsâd ve Malûmat dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır. Mirsâd’da yayımlanan şiirleri iyimserdir. Bu dönemde II. Abdülhamid’e sitayişnâmeler yazar. Derginin açtığı sitayişname yarışmasında birincilik bile alır. Bu dönemdeki şiirlerine dikkat edilecek olursa onun bir hürriyet aşığı olmadığı görülür:
“Senin vücuduna muhtacız veliyannîyâm
İlelebed sana densin halife-i âlem”

Mirsâd kapandıktan sonra Malûmat’ta yazmaya devam eder. Derginin birinci sayısında padişahın doğumgünü vesilesiyle bir tebrik-i velâded yayımlar. Bu dönemdeki şiirlerinde de iyimserdir. Şiirlerinde divan edebiyatından alınmış mazmunlar ve kelime seçimleri dikkat çeker. Üslup bakımından henüz kandi tarzını ortaya koymamıştır. Şiirlerinde en anlamlı veya yakın anlamlı kelimelerden kafiyeler yapar. Tabiat tasvirleri silik ve özensizdir.
Tevfik Fikret batılı edebiyatçılarla bu dönemde ilgilenmeye başlar. Onları okur, tercüme eder ve taklide yönelir. Şiir üzerinde düşünmeye başlaması yine bu dönemdedir.
Onun zamanına kadar ki Türk şiirinde eksik olanın pitoresk şiir olduğunu fark eder.
Malûmat’ın ilk sayısında yayımladığı “Güzellik” başlıklı makalede göze (algıya) büyük önem verir. Ona göre güzellik göze, kulağa hitap eder. Bu düşüncelerin tesiriyle şiirin resim ve musikiyle olan yakınlığını kavrar. Aynı zamanda bir ressam olan Tevfik Fikret’in bu keşif önemli bir merhaledir. İlerleyen sayılarda çıkan makaleleriyle edebi tarzını sanatkarane bir üslupla anlatır.
Fikret önce bir hayal kuruyor, sonra yazmaya başlıyor. Eğer kafasında bir hayal canlanmazsa konularını resimlerden, okuduğu batılı eserlerden alıyordu. Dolayısıyla diyebiliriz ki Tevfik Fikret’in şiirlerinin çıkış noktası ilk anda bir tablodur.
Tevfik Fikret’in bu dönemdeki şiirleri iyimser olmakla birlikte tabiata açılmaya başlamıştır. Şiirlerindeki hâkim duygular aşk temi etrafında toplanır.

2-) Tevfik Fikret’in Olgunluk Çağı
1896 yılı Tevfik Fikret’in şiirinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarihe kadar Allah inancı olan, iyimser şiirler yazar şair bir anda kötümser ruh haline bürünür. Hayattan şikâyet etmeye başlar. Bu kötümser tavır Allah’a karşı kayıtsızlığa, sonra şikâyete ve son merhalede Allah’a isyana dek ilerler. Bu değişimin esas nedeni ırsiyet ve çektiği hastalıklardır.
Bu dönem maddi imkânlar bakımından oldukça iyi durumdadır.
Servet-i Fünûn’da neşrettiği şiirlerinin bir kısmını Rübab-ı Şikeste’de bir araya getirir. Kitap kısa sürede tükenir yeni basımı yapılır.
Diğer Servet- Fünûncular gibi Tevfik Fikret de sanatın bütün dallarıyla yakından ilgilidir. Fikret özellikle resim ve musikiyle yakından ilgilenir. Kitabının ismi de bir musiki aletinden gelmektedir.

Rübab-ı Şikeste’de yayımlanan şiirleri temlerine göre şöyle sıralanabilir.

a) Kendi benini duyuş tarzını anlattığı şiirleri
Bunlar arasında “Sahaif-i Hayatımda” başlıklı şiirler çok önemlidir. Şair bu şiirlerinde kâinattaki değişimlerden, hareketlerden çekindiğini, korktuğunu ifade eder. Başka bir şiirde çölde serap gören bir seyyahla kendisi arasında münasebet kurar. Aldatıcı serap onun için korkularına karşı bir sığınaktır.
Eserin hemen başında yer alan “Sühâ ve Pervin” şiirindeki Sühâ karakteri ile Tevfik Fikret arasında benzerlikler fark edilir. Her ikisinde de ölüm arzusu hâkimdir. Ölüm arzusunun nedeni hayata ayak uyduramamaktır. Bu dönem şiirlerinde karşımıza çıkan mezar motifi de anne rahmini sembolize etmesi bakımından yine bir sığınaktır.
“Tefelsüf” başlıklı şiirinde mizaç diye bir kalıbın olmadığını, insanın belli bir tavrı seçip benimsediğini iddia eder.

b) Sanatla ilgili şiirleri
Birçok şiirinde sanat cehdinden bahseder. “Resim Yaparken” adlı şiiri bir eseri nasıl vücuda getirdiğini anlatır.
Şair bu şiirlerinde duygularını bir tablo gibi şiire yansıtmak istiyor.
Şair anlatmak istediği keder, hastalık, bedbahtlık gibi konuları doğada bulamayınca yeniden insana dönüyor. Bu defa kendi ruh halini tabiata aksettiriyor.
“La dance Serpatine” (Yılan Dansı) adlı şiirinde yılanların renkli derisini tasvir ederken kullandığı renk sıfatları ve yine yılanın hareketini anlatmak için kullandığı kelimeler dikkat çekicidir.
“Heykel-i Giryân” adlı şiirinde bir heykeli seyrederken hissettiği duyguları dile getirir.
“Dinle Ruhum” adlı manzumesinde dinlediği bir şakının çağrışımlarını dile getirir. Şaire tesir eden melodi ıstırap vericidir.
“Eyyâr-ı Nağmekâr” şairin musikiye yer verdiği bir başka şiiridir.

c) Kötümserlik temi
1895’ten Tevfik Fikret hayat karşısında kötümser bir tavır takınır. Bu tem en belirgin şekilde “Gayyâ-yı Vücûd” adlı şiirinde duyulur. Ona göre insanın vücudu bir cehennem kuyusudur.
Bu şiirden sonra Fikret’in dünyaya bakışı mutlak bir acze düşmüştür.
“Perde-i Teselli” adlı şiirinde kötümser ruh hali daha da ilerler. Şiirde dünyayı göremeyen kör bir dilenciye gıpta eder.

Servet-i Fünûncuların eserleri sıfat terkibi bakımından çok zengindir. Sıfatların kullanımında alışılmışın dışında çıkmaya gayret etmişlerdir (mavi deniz yerine yeşil deniz diyebilmişlerdir).
Birtakım sözcükleri alışılmışın dışında yeni anlamlar kazandırmaya çalışmışlardır (Mai sözcüğü bunun en güzle örneğidir, sadece mavi renklileri işaret eden bu sözcük, Servet-i Fünûncuların kaleminde melankolik ruh halini işaret eden bir anlam kazandı).

Ali Ekrem, “Otokritik” başlıklı bir yazısında kendisinin de içinde olduğu Servet-i Fünûn topluluğunun sanatını eleştirir. Yazısı, sansüre uğrayınca da dergiden ayrılıp “Malumat”ta yazmaya devam eder. Bu ayrılık, topluluğun dağılma sürecini başlatır. Hüseyin Cahit’in “Edebiyat ve Hukuk” başlıklı bir yazısından sonra dergiye kapatma cezası verilir. Dergi 1,5 ay kapalı kalır. Yeniden yayın izni aldığında ise eski kadroların artık yazmaya devam etmediği görülür (1901). Böylece Servet-i Fünûn dönemi sona ermiş olur.

Tevfik Fikret Servet-i Fünûn dergisinden ayrıldıktan sonra bir süre İttihat ve Terakki cemiyetiyle yakınlaşır. Onlarla da geçinemez. Galatasaray Lisesi’nde müdürlük yapmaya başlar. Buradan da ayrılıp Robert Kolejine geçer.
Tevfik Fikret bedbin bir insandır, sürekli küsmeye bahane arar bir hali vardır.
Hayatının ileri dönemlerinde Allah inancını da kaybeder. Büsbütün Batı hayranlığına gömülür.

2 yorum:

  1. Emeğiniz için teşekkürler. Yalnız son kısımlar üstünkörü geçilmiş. Tevfik Fikret 1901'den sonra da gayet başarılı şiirler yazmış, sanatını icra etmeye devam etmiştir. Büsbütün Batı hayranlığına gömülen biri değildir, zaten dünyayı algılayışı hayranlığa gömülecek bir karakter çizmiyor. Bu cümle hakaret gibi olmamış mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. son bölümler üstünkörü olmuş, bu yoruma katılıyorum,

      Sil