26 Ocak 2020 Pazar

Ömer Seyfettin - Kazık

Kazık

Yağmur olanca şiddetiyle yağıyordu.
(yağmur altında yapılmaya çalışılan mitingi anlatıyor)
Babıâli’nin üst kapısı önünde kenarlarından şıpır şıpır sular damlayan birkaç bayrak etrafında takriben elli altmış kişi toplanmış bekliyorlardı.
Acaba bu bir içtima mı idi? Arkadaşım bunun ancak bir mektep içtimaı olduğunu irae ediyor, “Baksanıza hepsi çoluk çocuk” diyordu.
Yanımdaki arkadaşımı dürterek, bu kalabalığın ne olduğunu sordum.
“Miting!..” dedi.
Sonra düşünerek ilâve etti: “Hürriyet iyi değilmiş de yine bütün gazetecileri eskisi gibi nefyedeceklermiş:”
“Zavallı gazeteciler!..”

Serbest İzmir-İzmir Liberal, 11. sene, Sayı: 26, 19 Mart 1325 [1 Nisan 1909] s. 2.


(Özet değildir)
Ömer Seyfettin, Bütün Hikâyeleri (Hazırlayan: Hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat), Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2015, İstanbul

Ömer Seyfettin - Kazın Ayağı

Kazın Ayağı

Mahzufîzade Hacı Afif Efendi öyle yeni tacirlerden değildi.
Babası ölünce mirası küçük kardeşiyle pay etti.
Zifafa girdiği gece kaynatası ölüverdi.
…genç karısıyla hacca gitti.
Döndükten sonra abanî sarığını, cübbesini çıkarmadı.
Zenginlikle hacılık onda iki hassayı iflâs ettirmişti: İtimat, cömertlik...
Kitap, gazete okumazdı. Bütün malûmatı kırk yıl önce Taş Mektepte öğrendiklerinden ibaretti.
Türk lâfını işitir işitmez namusuna karşı fena bir küfür duymuş gibi canı sıkılırdı.
Her yıl temettü verirken ciğerlerinin söküldüğünü duyar gibi olur, bir hafta uyku uyuyamazdı.
Piyasada lâkabı “Kazın Ayağı” idi.
Tömbeki fiyatı fırladığı için nargileye tövbe etmişti.

(Gompogolos Ağa ile Hacı Efendi)
…muharebe yüzde bin kârla, elli yılda kazanılamayacak parayı elli günde onların kasalarına yığıyordu.
Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfeddin, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1947, s. 94-98.


(Özet değildir)
Ömer Seyfettin, Bütün Hikâyeleri (Hazırlayan: Hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat), Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2015, İstanbul

Ömer Seyfettin - Keramet

Keramet

Yangın yarım saatten beri devam ediyordu.

Çiroz Ahmet, etrafına bir göz gezdirdi. Bu kaşarlanmış bir külhanbeyi idi. Onca yangın demek vurgun demekti.
Ama mahalle çok fakirdi.

Ahali türbenin önüne toplanmıştı.
- Buraya gelince söner! diyorlardı.

Çiroz kemikli omuzlarıyla bu kapının kuvvetini yokladı. Sonra kilidine baktı. Yavaş yavaş dayanmağa başladı. Halk yangınla meşguldü.

Zihni hemen bir vurgun planı tertibine başladı.

Kitaplarla şamdanları kucakladı. Sandukanın altına girdi.

Paldır küldür kapıdan çıktı. Gürültüye başını çeviren halk şaşırdı. Herkes olduğu yerde kaldı. İşte evliya kalkmış yürüyordu.

İki tarafa açılıp yol veren ahali korkudan titriyordu. Sanduka, korkunç, manevi bir heybetle sallana sallana aralarından geçti, karanlıklarda kayboldu.
(Yeni Dünya dergisi, 1335/1919 sayı: 33)


Ömer Seyfettin Bütün Eserleri: 8, Bilgi Yayınevi (s. 119-121)

(Özet değildir)

Ömer Seyfettin - Kesik Bıyık

Kesik Bıyık

“Darwin” denilen herifin sözüne inanmalı. Evet, insanlar mutlaka maymundan türemişler! Çünkü işte neyi görsek hemen taklit ediyoruz; oturmayı, kalkmayı, içmeyi, yürümeyi, durmayı, hâsılı, hâsılı her şeyi...

Ben de taklitçinin biriyim,
Altı yedi sene evvel, gördüm ki herkes bıyıklarını Amerikanvari kesiyor. Benim de hemen kestirdiğimi tabiî tahmin edersiniz.
“Ah hain alçak! Artık benim evlâdım değilsin!” dedi.
“Niçin anneciğim?” dedim.
“Niçin mi?” diye inledi, “hani bıyıkların?”
Ben her ne kadar bu rezaleti sırf taklitçilik yüzünden, hem âdeta haberim olmadan yaptığımı anlatmağa kalktımsa da hiç para etmedi.
Babam hızla içeri girdi. Ben hâlâ ellerimle bıyıklarımı kapalı tutuyordum. Bastonunu havada savurarak “Aç bakayım ellerini...” diye haykırdı.
Babam son sözünü söyledi. Beni reddetti. Evden kovdu.
Gözüm hoca efendiye kaçtı. Dikkat ettim. Dik dik bana bakıyor...
“Sizin gibi şık gençleri sünnetli görmek bizim için en büyük bir iftihardır!” dedi...
“İşte bıyıklarınızı kestirmişsiniz ya oğlum” dedi. “Bu sünnet-i şerif değil midir?”

Diken, Sayı: 4, [tarihsiz, 12 Kânun-ı evvel 1334/12 Aralık 1918?], s. 6.


(Özet değildir)
Ömer Seyfettin, Bütün Hikâyeleri (Hazırlayan: Hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat), Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2015, İstanbul

Ömer Seyfettin - Kır Sineği

Kır Sineği

Bir gün... yağmurlu, kasvetli bir kış günü idi.
Kitaplarımın en altında eski bir cep defteri buldum.
Sahifenin arasında (…) bir kır sineği…
İrtika, Sayı: 38 (185), 12 Teşrin-i evvel 1318 / 25 Ekim 1902, s. 332.


(Özet değildir)
Ömer Seyfettin, Bütün Hikâyeleri (Hazırlayan: Hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat), Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2015, İstanbul

Ömer Seyfettin - “Kızılelma” Neresi?

“Kızılelma” Neresi?

... Heman göstersünler. Dalkılıç olur, düşmanı harap iderüz ve kralın tac u tahtını başına geçürüp Kızılelma’ya dek giderüz...

“Kızılelma neresi?” diye mırıldandı. Şarkta olsun, garpta olsun, sefere çıkarken galeyana gelen asker hep “Kızılelma’ya...” diye bağrışıyordu.
Kimse cevap veremedi.
“Yazık sizin ilminize!”
“Padişahım!” dedi, “bu ‘Kızılelma’ halk kullarının uydurduğu bir efsanedir. Ne aslı vardır, ne faslı... Bir hakikat değildir ki biz bilelim. Halk ise, padişahım, bilmez söyler.”

Evet... orası ne Hint, ne Sint, ne Çin, ne Maçin, ne Viyana, ne de Roma’ydı! Padişah, huzurundakilere “Gördünüz ya” dedi, “üçünün de cevabında bir fark yok. Hakikat bir! ‘Kızılelma’ benim gitmek istediğim yer, işte... Hakk’ın beni göndereceği yer!..”

Yeni Mecmua, C. I, Sayı: 21, 29 Teşrîn-i sânî [Kasım] 1917, s. 418-420.


(Özet değildir)
Ömer Seyfettin, Bütün Hikâyeleri (Hazırlayan: Hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat), Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2015, İstanbul

Ömer Seyfettin - Koleksiyon

Koleksiyon

...Tokatlıyan’ın sırasındaki yirmi beş numaralı apartmanı arıyordum. Louis Durant gayet parlak ve kibar bir hayat geçiriyordu.
Karısı gayet güzel, esmer ve nefisti. Hele bir kızı vardı. On üç, on dört yaşında tahmin olunabilirdi.
Mösyö Durant “Siyasiyata çok meraklıdır” dedi. “Bütün Avrupa gazetelerini okur.”
Kız güldü: “Siyasiyata değil, mütalâaya merakım vardır da...”
Kekeledim.
“Edebiyatla uğraşsanız matmazel...”
“Edebiyat mı?” dedi. “Bu ruhun vebasıdır…”

Mösyö Durant kızına damdan düşer gibi “Juliet, beye koleksiyonunu gösterir misin?” dedi. Altın Peri bana uzunca ve derin bir nazarla baktı ve cevap verdi:
“Eğer arzu ederlerse memnuniyetle...”
“Buyurun, beraber odama gidelim...” dedi.
Odada siyah, büyük ve çok kuvvetli bir köpek vardı. Beni görünce havlamağa başladı.
“Bunu dışarı atmadan rahat edemeyiz, hınzır ne kıskançtır!” diye bir kahkaha koyverdi.
Abanoz bir kutu çıkardı, açtı. Ve kayıtsız bir hareketle dizime oturdu.
Önümdeki kutuda elmas; akik, zümrüt, necef, sedef, kehribar vesaire gibi yüz kadar küçük küçük taşlar vardı. Belki bir saatten ziyade koleksiyonuna baktık.
Altın Peri, “Şimdi bana üç yüz frank vereceksiniz” dedi, “koleksiyonumu seyir ücreti...”
“Koleksiyonunuzu başkalarına da gösterir misiniz?”
“İstediğime gösteririm... Fakat ücretle! Yalnız bir kişiye parasız...”
“Kime? Nişanlınıza mı?”
“Hayır, köpeğime.”
Zekâ, Sayı: 19, 6 Şubat 1329 [19 Şubat 1914], s. 321-322.


(Özet değildir)
Ömer Seyfettin, Bütün Hikâyeleri (Hazırlayan: Hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat), Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2015, İstanbul