4 Kasım 2026 Çarşamba

Türk ve Alman Edebiyatlarından İki Eserin Yabancılaşma Bağlamında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi Coşkuyla Ölmek ve Uyuyan Adam - Notlar

Başak Öner Gündüz - Türk ve Alman Edebiyatlarından İki Eserin Yabancılaşma Bağlamında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi Coşkuyla Ölmek ve Uyuyan Adam - Notlar

Litera Dergisi, Cilt: 35, Sayı: 2, s. 476-489, 2025

 

Yabancılaşma

Kavram; Hegel’in öz varlık ile ruhsal varlık arasındaki mesafe açılışı, Marx’ın emek ve üretim biçimleri üzerinden nesneleşme krizi, Rousseau’nun toplumsallaşma baskısı ve Fromm’un tüketim kültürü eleştirisi harmanlanarak çok boyutlu bir kavrayışa oturtulmuştur.

Modernizmin dayattığı tektipleştirici ve mekanik düzen içinde bireyin "sürgünde" hissetmesi, yabancılaşmayı yalnızca bir patoloji değil, aynı zamanda sistemin kurucu çelişkilerine karşı bir farkındalık ve uyumsuzluk biçimi kılmaktadır.

 

Coşkuyla Ölmek

Eser, tasavvufi arayışlar, iç hesaplaşmalar, tecrit halleri ve dünya karşısındaki "eğretilik" hissiyle örülmüştür. Karakterlerin toplumla yaşadığı uyuşmazlık, bireysel bir arızadan ziyade, kâinat karşısındaki ontolojik bir yetersizlik ve idrak çabasıdır.

 

Sibylle Berg’in Uyuyan Adam’ı, modern ilişkilerin sığlığı, bireyin yalnızlığı ve toplumsal değerlerin çözülüşü üzerinden ilişkisel yabancılaşmayı merkeze alır.

 

Karakterlerin ne maddesel araçlara ne de soyut zihinsel dogmalara tam anlamıyla boyun eğdiği, aksine sosyal normlar, ailevi roller ve ikili ilişkiler ağında sıkışıp kalarak bir "normsuzluk" (anomi) deneyimledikleri görülmektedir.

Bu bağlamda yabancılaşma, bireyin kendi hakikatini ararken toplumsal sahteliklere karşı takındığı mesafeli ve eleştirel bir duruştur.

 

Gürbüz’ün eserinde neredeyse hiçbir ismin yer almaması, bir yandan karakterleri benzer fikrin etrafında dönen farklı rollerin temsilcisi kılarken, bir yandan da esas meselenin fikrin temsilcileri değil, bilakis fikrin kendisi üzerinde düşünmek olduğunu göstermek niyetindedir.

 

Gürbüz’ün eserinde zaman zaman keskin bir eleştiri dili ve zaman zaman ise yakarma ve pes etme duygusu vardır. Ancak Gürbüz’ün bütün duyguları mizahi bir tonla anlatabilmek gibi bir hünerinin olduğunu söylemek gerekir. Berg’in eseri ise kahramanının yas sürecini, yalnızlıkla mücadelesini, eleştirel yaklaşımlarını ciddi bir anlatım biçimiyle sunar.

 

Berg’in karakteri, dünyada varlık sahası edinebilmek için insanın sürekli yollarda olması, kendisini gösterebilmek için mola vermeksizin bağırıp çağırması gerektiğinden yakınır.

Gürbüz’ün anlatısında da sistemin dışında kalanlar defolular olarak belirir.

 

Gürbüz’ün Akılsız Adam’ında dünya bir dehşethane olarak karşımıza çıkar.

 

Gürbüz’ün karakteri neyin aslına ulaşmak istiyorsa bulamaz; fakat aslı aramanın da bulamamaktan geçtiğini bilir.

 

Sonuç olarak, eser karakterlerinin yabancılaşmasının toplumsal değerlerin yozlaşması konusunda bir dönüşüm imkânı aralamasından ötürü, yabancılaşma bu eserlerde bir rahatsızlık/hastalık olarak değil, bir farkındalık olarak değerlendirilebilir. Yabancılaşma sisteme itiraz eden karakterlerin sessiz bir protestosudur.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder