Başak
Öner Gündüz - Türk ve Alman Edebiyatlarından İki
Eserin Yabancılaşma Bağlamında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi Coşkuyla
Ölmek ve Uyuyan Adam - Notlar
Litera Dergisi, Cilt: 35, Sayı: 2, s. 476-489, 2025
Yabancılaşma
Kavram; Hegel’in öz varlık ile ruhsal varlık arasındaki
mesafe açılışı, Marx’ın emek ve üretim biçimleri üzerinden nesneleşme krizi,
Rousseau’nun toplumsallaşma baskısı ve Fromm’un tüketim kültürü eleştirisi
harmanlanarak çok boyutlu bir kavrayışa oturtulmuştur.
Modernizmin dayattığı tektipleştirici ve mekanik düzen
içinde bireyin "sürgünde" hissetmesi, yabancılaşmayı yalnızca bir
patoloji değil, aynı zamanda sistemin kurucu çelişkilerine karşı bir
farkındalık ve uyumsuzluk biçimi kılmaktadır.
Coşkuyla Ölmek
Eser, tasavvufi arayışlar, iç hesaplaşmalar, tecrit halleri
ve dünya karşısındaki "eğretilik" hissiyle örülmüştür. Karakterlerin
toplumla yaşadığı uyuşmazlık, bireysel bir arızadan ziyade, kâinat karşısındaki
ontolojik bir yetersizlik ve idrak çabasıdır.
Sibylle Berg’in Uyuyan Adam’ı, modern ilişkilerin
sığlığı, bireyin yalnızlığı ve toplumsal değerlerin çözülüşü üzerinden
ilişkisel yabancılaşmayı merkeze alır.
Karakterlerin ne maddesel araçlara ne de soyut zihinsel
dogmalara tam anlamıyla boyun eğdiği, aksine sosyal normlar, ailevi roller ve
ikili ilişkiler ağında sıkışıp kalarak bir "normsuzluk" (anomi)
deneyimledikleri görülmektedir.
Bu bağlamda yabancılaşma, bireyin kendi hakikatini ararken
toplumsal sahteliklere karşı takındığı mesafeli ve eleştirel bir duruştur.
Gürbüz’ün eserinde neredeyse hiçbir ismin yer almaması, bir
yandan karakterleri benzer fikrin etrafında dönen farklı rollerin temsilcisi
kılarken, bir yandan da esas meselenin fikrin temsilcileri değil, bilakis
fikrin kendisi üzerinde düşünmek olduğunu göstermek niyetindedir.
Gürbüz’ün eserinde zaman zaman keskin bir eleştiri dili ve
zaman zaman ise yakarma ve pes etme duygusu vardır. Ancak Gürbüz’ün bütün
duyguları mizahi bir tonla anlatabilmek gibi bir hünerinin olduğunu söylemek
gerekir. Berg’in eseri ise kahramanının yas sürecini, yalnızlıkla mücadelesini,
eleştirel yaklaşımlarını ciddi bir anlatım biçimiyle sunar.
Berg’in karakteri, dünyada varlık sahası edinebilmek için
insanın sürekli yollarda olması, kendisini gösterebilmek için mola vermeksizin
bağırıp çağırması gerektiğinden yakınır.
Gürbüz’ün anlatısında da sistemin dışında kalanlar defolular
olarak belirir.
Gürbüz’ün Akılsız Adam’ında dünya bir dehşethane olarak
karşımıza çıkar.
Gürbüz’ün karakteri neyin aslına ulaşmak istiyorsa bulamaz;
fakat aslı aramanın da bulamamaktan geçtiğini bilir.
Sonuç olarak, eser karakterlerinin yabancılaşmasının
toplumsal değerlerin yozlaşması konusunda bir dönüşüm imkânı aralamasından
ötürü, yabancılaşma bu eserlerde bir rahatsızlık/hastalık olarak değil, bir
farkındalık olarak değerlendirilebilir. Yabancılaşma sisteme itiraz eden
karakterlerin sessiz bir protestosudur.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder