30 Aralık 2019 Pazartesi

Ömer Seyfettin - Topuz


Topuz

Küçük payitahtın karışık sokakları bugün çok kalabalıktı.
“Geç kaldılar.”

Kumandan, zırhlı göğsünü kabartan tatlı bir teessürle bir halka, bir askerine bakıyor, mahmuzlarıyla dokunarak atını şahlandırıyordu.

Padişahın gönderdiği Türk, ak bir atın üstünde, yüksek kavuğu ile geliyor, uzun kaftanının etekleri iki tarafında çırpınıyordu.
“Burada attan ineceksiniz. Prensimizin sarayına yürüyerek gideceksiniz.”
Mütevazı Türk, “Pekâlâ...” dedi.

Elçi koynundan çıkardığı beratı öptü. Başına koydu. Sonra yere bakarak ilerledi.
Tahtta murassa bir heykel gibi kımıldamayan prense uzattı.

Elçi yine gözleri yerde, geri geri gitti. Ortadaki neferin omzundan topuzu aldı. Bu gayet ağır, altın yaldızlı, sarı parlak kabzalı bir aletti. Yere bakarak yürüyor, gülümsüyordu. Bütün gözler harekâtını takip ediyordu. Tahtın önüne geldi. Ansızın... gözle görülmeyecek bir çabuklukla havaya kaldırdığı bu müthiş topuzu prensin elmaslı tacına öyle bir indirdi ki...
... Salonun içinde kimse kımıldayamadı.
“İşte gördünüz ya... İstiklâl sevdasına düşen asi cezasını buldu!” diye haykırdı.
Elçi salonun ortasındaki askerlerine döndü.
“Hasan” dedi, “git kapıdan davul çal. Mustafa! Sen de Ulahça nara at. Meydandaki askerler hemen silahlarını bırakıp teslim olsunlar.”

Sarayın dışındaki muhafızlar da içerdekiler gibi şaşırdılar. Korkudan kımıldayamadılar. Silahlarını yerlere atıp teslim oldular.
Yeni Mecmua, C. I, Sayı: 25, 27 Kânun-ı evvel [Aralık] 1917, s. 494-496.
(Özet değildir)
Ömer Seyfettin, Bütün Hikâyeleri (Hazırlayan: Hazırlayan: Nâzım Hikmet Polat), Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, 2015, İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder